Pilota sarılmak…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Türkiye açısından içinden çıkılmaz hale gelen Suriye krizinin gelişiminde uçakların yeri önemli.

İlk büyük travmayı ve Şam’da namaz kılmayı kafasına takmış olan iktidarın Suriye bataklığına dalışını kolaylaştıran olayı 22 Temmuz 2012’de RF-4E Fantom keşif uçağımızın düşürülmesi ile yaşadık. Suriye tarafından sınır ihlali gerekçesiyle vurularak Lazkiye açığına düşürülen uçağın enkazına ve pilotlara uzun aramalar sonucu 5 Temmuz’da denizin 260 metre altında ulaşılmıştı.

Bugün içinden çıkılmaz haldeki krizin ilk ana eşiğinde bu olay vardır.

İkinci uçak olayı, düşme düşürülme içermese de, iplerin ne kadar gerildiğinin göstergesidir. Suriye’nin uçağımızı düşürmesinden üç ay sonra, 11 Ekim 2012’de, henüz ABD dost, Rusya “düşmanımsı” iken, ABD’nin “Askeri kargo taşıyor” istihbaratına dayanılarak Rusya’dan Suriye’ye giden uçak Esenboğa’ya indirildi.

Bu olayla Batı’dan alkış, Rusya’dan diş gıcırtısı duyduk.

Havadaki üçüncü olay 16 Eylül 2013’te bir Suriye helikopterinin sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle Türk savaş uçakları tarafından düşürülmesidir.

Altı ay kadar sonra, 23 Mart 2014’te, bir başka uçak düşürülme olayı, havadaki dördüncü vukuat geldi. Hava sahası ihlali sebebiyle Suriye’ye ait MIG-23 Yayladağı’nın Keseb kasabasının batısında düşürüldü. Başbakan Erdoğan, sınırımızı ihlal eden Suriye uçağını F-16’larımız vurup düşürdü diyerek, “şerefli pilotlarımızı, hava kuvvetlerimizi” tebrik etti.

Uçağı düşen Esad da mutlaka diş gıcırdatmıştır ama onun diş gıcırtısı Putin kadar güçlü olmadığından, asıl patırtı havadaki beşinci olayda, 24 Kasım 2014’te, Yayladağı karşısında bir Rus uçağı düşürülünce yaşandı. Önce Rus uçağı mı Suriye uçağı mı bilemedik, “milliyeti bilinmeyen uçak” defalarca uyarılmasına karşın sınırı ihlal edince vurduk dedik. Ardından Başbakan Davutoğlu “Emri ben verdim” dedi, epeyce bir süre de “Rus uçağını bile vururuz” havası basılarak milliyetçi yelkenler şişirildi.

Bu olayın vahameti sadece düşenin Rus uçağı olması değil, Türkmenlerce yakalanan pilotlardan birine yönelik barbarca hareketlerdi. Türkiye pilotun cenazesini alıp, usulüne uygun törenler yaptıktan sonra kendi uçağı ile Moskova’ya götürmek istedi, ama Ruslar kabul etmeyip pilotlarını almak için uçak gönderdi.

Sonrası malum, Rusya ile ilişkiler tarihteki en kötü günlerini yaşadı. Bu arada, Suriye Kürtleri ile ilişkisi yüzünden ABD ile bozuştuk. Sonra Rus uçağının düşürülmesinin faturası da “FETÖ”ye kesildi, özür dilendi, Moskova ile ilişkiler düzeldi ve Suriye’de işbirliği başladı.

Ancak, öyle kördüğüm olmuştuk ki Suriye’de; bir taraftan Esad düşman, öte yandan PYD/YPG düşman… PYD/YPG’den vazgeçmeyen stratejik ortak NATO müttefikimiz ABD dost mu düşman mı belli değil… Rusya dost ama onların da PYD/YPG ile araları iyi. Şam’la da ayrılmaz ikililer. Bir de İran var Şam’ın yanında… Biz hedef Menbiç derken, PYD/YPG de orada bizimle kendi arasına Suriye ordusunu yerleştirdi!

Bu kadar dar alanda, bunca sıkışıklık içinde, hepten batağa gömülmeden dön dönebilirsen!

Hal böyleyken, Cumartesi akşamı bir Suriye uçağı Hatay kırsalına düştü. Paraşütle atlayan pilot Türkiye topraklarında bulundu ve tedavi için hastaneye yatırıldı.
Hazır ABD ve koalisyon Esad’ı devirmekten vazgeçip IŞİD’e kilitlenmiş, Esad bütün diğer aktörler tarafından “çözüm”ün parçası gibi görülmeye başlanmış, Menbiç’te de PYD/YPG ile aramıza girmiş, Başbakan da bunun olumsuz bir gelişme olmadığını söylemişken, düşen bu son uçak Türkiye için bir “fırsat” olamaz mı?

Şimdi en akılcı olan, Suriyeli pilotun, burada olağanüstü iyi muamele görmesi ve bütün kameralar üzerinde Şam’a indiği andan itibaren Türkiye’de kendisine ne kadar dostça davranıldığını anlatmasıdır.

Suriye kördüğümünden Şam’la arayı düzeltmeden çıkmak olanaksız. Bugüne kadar düşen her uçak krizi derinleştirirken, bu sefer krizden çıkışa bir diplomasi kapısı aralayabilir. Suriyeli pilotun onu düşürenlerin eline değil de topraklarımıza düşmesi, sadece onun için değil bizim için de bir şans olabilir!