“Pınar Selek Türkiye’nin onurudur”
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Pınar Selek ile ilgili Türkiye’de çıkan sayısız yazıda verilen destek, “gurbette” yaşayan bizleri umutlandırıyor, sevindiriyor.
Pınar Selek ile ilgili Türkiye’de çıkan sayısız yazıda verilen destek, “gurbette” yaşayan bizleri umutlandırıyor, sevindiriyor. Çok farklı çevrelerden gelmesi de cabası. Ülkemizde benzeri az görülmüş bir seferberlikle Pınar’a verilen bu destek, peki neden karar verme mekanizmalarını elinde tutanları etkilemeye, ya da en azından bilgilendirmeye yetmiyor? Yargının bağımsızlığını sözüm ona değil de, gerçekten istemek bu kadar ütopik bir istem mu? Pınar’ın ispatlanmış masumiyeti kabul etmek neden bu kadar zor?

Kalemi kuvvetli onlarca yazar, düşünür, sanatçı, gazeteci bu yargı kepazeliğini yıllardır, aylardır yazıyor, sorguluyor. Pınar geçtiğimiz haftalarda BirGün’de yer alan söyleşide, “kendisinin sembol seçildiğini ve üzerinden sembolik bir savaş yürütüldüğünü” ifade ediyordu. Doğru, bu şiddet, haksızlık ve adaletsizlik Pınar’ı sembolleştirdi. Ama hedeflenenin tam tersi bir sembol oldu Pınar: direniş sembolü.

Üstelik, Pınar artık sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, özellikle de Avrupa’da sembol oldu. Başta feminist ve insan hakları dernekleri olmak üzere, siyasi kişilikler, aydınlar, sanatçılar buralarda her gün Pınar’a tanıklıklarını dile getiriyorlar. Pınar Selek Fransa Dayanışma Komitesi olarak yılbaşından beri faaliyete geçirdiğimiz Fransızca Internet sitesine göz atarsanız, gelen destek mesajlarını, davayı izlemek üzere 9 Şubat’ta İstanbul’da olacak yabancı gözlemcileri ve Fransa’da Pınar’a destek için düzenlenen tüm etkinlikleri görebilirsiniz (www.pinarselek.fr). Duruşmadan bir gün önce, 8 Şubat 2011 saat 17.00’de Dünya Kadın Yürüyüşü Fransa teşkilatı ve Pınar Selek ile Dayanışma Komitesi Paris’teki Türkiye Büyükelçiliği’nin yakınlarında bir gösteri düzenledi. Fransa’nın önemli feminist sosyologlarından Marie-Victoire Louis, kendi sitesinden sesleniyor (http://www.marievictoirelouis.net/): “Pınar’la aramızdaki tek fark onun Türk, benim Fransız olmam. Ve bu yegane fark, Pınar ömür boyu hapis tehlikesi karşısında iken benim özgür olmam. Ben özgürsem, Pınar da olmalı. Pınar Selek Türkiye’nin onurudur!” diyor.

Aralarında Türkiye-AB Meclis Karma komisyonu başkan yardımcısı Yeşiller Avrupa vekili Hélène Flautre, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu avukatı Martin Pradel, tarihçi ve araştırmacı Etienne ve Claire Copeaux bulunan 36 kişilik yabancı gözlemciler grubu 9 Şubat’taki duruşma sonrası ülkelerine iyi haberle dönmek için geldiler. Hepsinin büyük Türkiye dostu ve savunucusu olduğunu biliyoruz. Onlar Pınar’a, ben onlara tanığım. Bunu özellikle belirtiyorum, zira insan hakları, yargı bağımsızlığı, anti-militarizmle yoğrulmuş bu yabancı aydınları “Türk düşmanı” göstermek için birçokları kolları sıvamıştır bile. Bu yüzden tekrarlamakta yarar var: Avrupalı aydınlar Pınar’ı tanıyorlar, Pınar’a tanıklar! Ey yargı bağımsızlığını bireysel hak görmeyen zihniyetin maşaları! Pınar isteseydi çoktan, Fransa’dan, Almanya’dan iltica hakkı kazanmıştı. Ama o istemiyor, direniyor, “yerim Türkiye” diyor.

Bu yazı 9 Şubat tarihini taşıyacak. Ve umuyorum bu konu ile ilgili yazdığım son yazı olacak. Pınar’ın çok sevdiği ülkesine dönme sürecinin de ilk günü olacak. Türkiye’nin—Hrant Dink davasında başarısızlık örneği olan— demokratikleşme testi Pınar Selek davasından geçecek. Pınar Selek davasının sonucu ise Türkiye’nin geleceğini, daha doğrusu gelecek seçimini belirleyecek. Ve Hrant’ın katliyle vahimleşen felaketler girdabından—belki—çıkma imkanı sağlayabilecek.