Plastik esaslı bir hayat ve kolektif irade

Zamanın hareketli mekânınsa durgun olduğu fikrine alışkınız. Zaman akıp gitse de mekânın olduğu yerde kalacağını, değişmeyeceğini sanıyoruz. Duvardaki saatin zamanı ölçtüğünü düşünmek bir yanılgı oysa. Tik tak, tik tak diye düzenli bir şekilde akıp giden bir zaman duygusu edinilen, öğrenilen bir şey. Yüzyıl önce Navajo yerlilerinin bir üyesi ya da bir Aborjin olarak doğsaydık akıp giden bir zaman duygusuna sahip olmayacaktık. Beklemek diye bir şeyi bilmeyecektik örneğin. Bunun nasıl bir his olduğunu deneyimleme şansına sahip değiliz artık. Hızla akıp giden, insanı telaş ve eksiklik duygusu içinde bırakan bir zaman algısı çok yeni, kapitalizme özgü bir şey. İşin özüne bakılırsa zaman duygusu nasıl bir hayatın içinde yaşadığımızla çok ilintili. Brezilya’da günde 2-3 dolara 16-18 saat elinde kazma kürekle demir madenlerinde çalışan biri için zaman ne anlama gelir?

Zaman diye bir şeyin olmadığı anlamına gelmiyor söylediklerim. Zaman “fiziksel olayların değişim hızı” olarak tanımlanır. Hiçbir şeyin değişmediği bir yerde zamandan söz edilemezdi. Ve zaman her yerde aynı hızla akmaz. İçinde yaşadığımız yeryüzünün fiziksel saati çok yavaş işler. Mekân çok yavaş değişir; yer değiştirir. Hayatın ortaya çıkması başka türlü mümkün olmazdı. Bizi saran doğa değişir ama insan ömrüne kıyasla çok daha yavaş bir şekilde. Bu yüzden hiçbir şey değişmiyor, dünya hep böyleydi ve böyle kalacakmış gibi gelir. Yakın bir zamana kadar böyle bir hisse sahip olmak çok da yadırgatıcı bir şey değildi. Ama şimdilerde durum çok farklı. İnsan içinde yer aldığı mekânı yapıp ettikleri ile çok büyük bir hızla değiştiriyor. Dünyayı -bize- yabancı bir gezegene dönüştürüyoruz. Hayata elverişsiz bir hâle. Uzaklara, başka gezegenlere gitme hayalleri kurmaya gerek yok belki de. Oradayız. Nasıl mı?

PLASTİK DÜNYA
Plastik malzeme üretimi son 60 yıl içinde 560 kat artmış. Her yıl en az 280 milyon ton plastik malzeme üretiyor ve en iyimser tahminlerle milyonlarca ton plastik atığını da okyanuslara döküyoruz. Dünya okyanuslarında plastik malzemelerin toplandığı 5 büyük çöp alanı var. Örneğin, Pasifik okyanusundaki çöp alanında plastik parçacıklarının yoğun olduğu bölgenin büyüklüğü Türkiye kadar. Yoğunluk giderek azalacak şekilde çapı genişlettiğinizde ise bölge Amerika kıtası büyüklüğüne kadar ulaşıyor. Ama bu alan gelen yeni atıklarla sürekli genişliyor.

Güneş ışığı ve denizdeki çalkantılı ortam plastikleri gözle görülmesi güç mikroskobik büyüklükteki parçacıklara kadar bölüyor. Bu parçacıklar okyanus akıntıları ile yavaş yavaş her yere taşınıyor. Denizler ve okyanuslarda yaşayan canlılar bu mikroskobik parçacıkları soludukları suyla ya da yedikleri besinlerle birlikte bünyelerine alıyor. Böylece pek çok tehlikeli kimyasal içeren plastik parçacıkları bu canlıların bedenlerine girmiş oluyor. Bir tarafta bunlar olurken diğer tarafta önümüzdeki 30 yıl içinde plastik üretiminin 125 kat artırılarak 33 milyar tona çıkarılması planlanıyor. Kapitalizmin sürekli büyümeye –mekânı dönüştürmeye- dayalı iktisadi mantığının kanser hastalığına benzetilmesi bir tesadüf değil gerçekten.

Her şey böyle değişmeden kalacak mı sanıyoruz? Yanılıyoruz. Geçmişte de öyle değildi ki. Bir yıl her zaman 365 gün değildi; ya da bir gün 24 saat. Gelecekte de öyle olmayacak. Bir yılda her zaman dört mevsim olmayacak. Güneş her zaman parıldamayacak ve tıpkı geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu mavi gezegenin yaşama elverişsiz olduğu dönemler olacak. Ama milyon yıllarla ölçülen çok uzun bir zaman süreci içinde olacak tüm bunlar. Bu kesin. Daha az kesin olansa mekânı hızla dönüştürerek zamanın akışını hızlandıran ve çok kısa vadede ölümcül sonuçlar doğuracak bu körlemesine gidişe engel olup olamayacağımız. Bunu yapabiliriz. Yüz yüze olduğumuz hiçbir sorun çözümsüz değil, yeter ki çözüme zemin olacak bir kolektif irade oluşturulabilsin.

BİZİ TAKİP EDİN

359,923BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,876AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL