Polise vur emri yasada
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

İç güvenlik paketi diye kısalttığımız torba yasa, Meclis İçişleri Komisyonu’ndan geçti. Meclis’teki tiyatroyla birlikte onaylanıp Resmi Gazete’ye düşerek yürürlüğe girmesine az kaldı. Sırada Kişisel Verileri Koruma Kanunu var. Son geçen yargı paketiyle de birlikte, III. Reich’ın yasaları hazır.

İç güvenlik paketinde ne var? Molotof atana, “atmaya teşebbüs edene” polisin silah kullanma yetkisi. Yani, “yasal” vur emri. Fiilen zaten polise tanınmış olan bu hak yasaya da giriyor. Böylece örneğin Ethem Sarısülük’ü vuran Ahmet Şahbaz 7 yıl 9 ay 10 günlük cezayı da almayacak. Etrafımız Ahmet Şahbazlarla dolacak.

“Polis, kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara, kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde silah kullanabilecek.”

Buradaki “benzeri silah” ibaresi de kritik. Çocuklar maytap atsa, polis silah mı çekecek? Tasarıyla, gösteri ve yürüyüşlerde demir bilye ve sapan da bulundurulması ve taşınması yasak olan maddeler kapsamına alınıyor. Devletin bilyeyle imtihanı bitmedi, Berkin’i öldürdüklerinden beri.

Polisin gözaltında tutma ve savcıya haber verme süresi artacak. Bu da “yasadışı” gözaltı. Yani polise işkence için tanınan süre 24 ila 48 saat arasında artırılıyor. Gözaltı yetkisi vali ve kaymakama da tanınıyor. Böylece “önleyici” ya da değil gözaltılar sadece iktidar partisinden emir alan bürokratlara veriliyor.

Diğer bir kanun maddesi: “Hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Dairesi Başkanı’nın yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilip dinlenip, sinyal bilgileri değerlendirilirken; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, artık 24 saat yerine 48 saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulacak.”
Yani, dinleme-izleme-teknik takip için mahkeme aradan çıkarılacak. Savcı ve hâkim yetkileriyle donatılan polis amiri, hem gözaltılara hem izleme-dinlemeye karar verecek.

2911 sayılı yasanın 33. maddesi, CMK 100. maddesinde tutuklama gerekçesi olarak sayılan katalog suçlara eklenecek. Yani protesto eylemine katılmak, tek başına tutuklama sebebi sayılacak.

Dinleme-izleme yetkisini polise devrederek yeterince kontrol altına alamadığını düşünen hükümet, bunu bir de Kişisel Verileri Koruma Kanunu ile pekiştiriyor. Tasarıdaki “sır saklama yükümlüğü altında bulunan kişiler” ibaresi ile MİT, Jandarma ve Emniyete tüm kişisel verileri izleme, depolama ve işleme hakkı veriliyor. Rızanız ve bilginiz olmadan aleyhinize delil olarak kullanmak üzere. Ayrıca bu kişisel bilgileriniz, “üçüncü ülkelerle de paylaşılabilecek.” Yani dünyaya açılıyorsunuz.

Bu iki kanun tasarı halinde. Makul şüpheyi de içeren torba kanun ise yasalaştı. Anayasa Mahkemesi’ndeki itirazın sonucu bekleniyor. 225 yıldır vatandaşlık kavramının bunca ayaklar altına alınması sadece diktatörlük yönetimlerinde görüldü. Birkaç ay içinde kanunlara girecek olan bu düzenlemelerle, biz artık hakları olan vatandaşlar değil, tüm haklarını padişaha devretmiş tebaa muamelesi göreceğiz.