alpertasbeyoglu

Poşi

Sulara gömülmüş bir kentin sokaklarında yürür gibisin.
Bütün kelimeler uzaklaşıyor senden.
Onlar derme çatma çadırlarında, çalınan ırmaklarının kıyısında, yorgun vardiyalarının uğultusunda, kaybolan sevdiklerinin ağıtlarında…
Debdebeli, imlası bozuk nutuklar, vaadler neyin cevabıdır…
“Devlet neyin yasal olduğuyla ilgili belli bir anlayışı yürürlüğe koyma iktidarına sahiptir, ama iktidar… adalet, hatta doğruluk anlamına bile gelmeyebilir…” diyor Chomsky.
O hücresinde, belki de bu sözleri geçiriyor aklından. Kimbilir başka neler…
Kendisinden alınan günleri düşünüyor olmalı… ve poşisini… O’ndan istenen pişmanlık duası. Umudunun peşini bırakmıyor simsiyah gölgeler…
• • •
Simsiyah gölgeler Batman’da, karanlığın ortasında bir ada gibi ışıldayan meşalelere bakıyor kıpırtısız. Meşalelerin aydınlattığı o cümleye… “Sinemaya, siyasete, suya baraj istemiyoruz”.
Yaralardan, yaralı belleklerden konuşuyorsunuz. Hayatı ve zamanı kimin temsil ettiğinden…
“Hakikat tarihe ödün vermesin diye, hakikatin kendini tarihin içinde kurması değil sadece, kendini onun içinde açığa çıkarması gerekir…” diyor Faucault. “İnsanların gözlerinden ırakta, geçici olarak ulaşılmaz durumda, gölgeler içinde oturmakta olan hakikat, peçesinin açılmasını bekleyecektir. Hakikatin tarihi esasen gecikmesinden, gözden kaçmasından ya da şu ana kadar gün ışığına çıkmasını önlemiş olan engellerin ortadan kalkmasından ibaret olacaktır. Bilginin tarihsel boyutu, hakikatle bağlantılı olarak her zaman olumsuzdur…” diye sürdürüyor düşüncelerini Chomsky ile tartışmasında.
Açık ki tarihin ve doğanın ortak özelliği, kendi üstünü örtmesi… düğüm iktidar kavramında. Bilgi üzerindeki iktidar.
Hafızanın kodlarını değiştiren iktidar. Dil üzerindeki iktidar. Mekânı bozan iktidar. Geçmiş zamanı kendi anlatısına dönüştüren iktidar. Yaratıcılığı nesneleştiren iktidar.
Ve açık ki üstü örtülmüş ne varsa yaşanmış olan, yaşamaya devam ediyor, derinlerde, bir travma olarak. Ne ki geçmişin travması, geleceğin travmasını da besliyor…
Chomsky’nin Faucault’a, karşılığı ise “Mesela biz piyasanın demokrasisine tabiyiz diyorlar (bugün). Oysa bu tam da var olan otokratik  iktidar üzerinden kavranmalıdır; eşitsizlikçi bir toplumda piyasa güçlerinin tahakkümünden kaynaklanan otokratik denetim biçimi (adalet-paylaşım-eğitim sistemi) de bu iktidara dahildir.
Bu olguları kavramamız gerekiyor elbette, sadece anlamakla kalmayıp onlarla mücadele etmemiz de gerekiyor. Hatta insan, enerjisini ve siyasi gayretini daha çok belli bir alanda yoğunlaştıracaksa, bence kesinlikle bu alanda yoğunlaştırmalı…”
• • •
Usulca giriyorsun hücresine onun. O hiçbir sorgucunun kirletemediği masum uykularda ve poşisi alınmış. Rüyasına karışıyorsun.
Kovulmuş ve üşüyen çocukların yürüyüşüne katılıyorsunuz poşi-lerinizi dalgalandırarak.
Parmaklarınızı uzatıyorsunuz ve soruyorsunuz,
“rahatta dinleyin arkadaşlar,
şart mıdır bir çocuğu sevmek için
yetim bırakmak.
insanın kendi kanıyla (ve acısıyla)
karşılaştığım yerde soruyorum bunu”
Dünyanın bütün hücrelerinde, kırlangıç fırtınası gibi yankılanıyor sorunuz…
“siz evet siz
Hiç kavrayabilir misiniz
Niçin
Bunca alay ve küfür sağnağı altında dingin
Bir tabağa koyup da ruhumu
Gelecek yüzyılların şölenine sunduğumu”
Mayakovski (Çev. Akif Kurtuluş )

BİZİ TAKİP EDİN

359,909BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,766TakipçiTakip Et
7,819AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL