Anasayfa BİRGÜN PAZAR Post gerçeklik çağında faşizmin hayaleti

Post gerçeklik çağında faşizmin hayaleti

Trump, Amerikan imali olan bir otoriterizmin tehlikeli bir formunu temsil ediyor fakat aynı zamanda hatırlanması, analiz edilmesi ve bugün için dersler çıkarılması gereken bir geçmişin de mantıksal sonucu.

HENRY GIROUX

Bir post gerçeklik çağında yaşamıyoruz, hiçbir zaman da yaşamadık. Tersine, gerçeğin henüz daha ulaşamadığı bir gerçek öncesi çağda yaşıyoruz. Siyasetin en temel geçer akçelerinden biri olarak, yalanın ABD tarihinde çok öncelere dayanan bir yeri var.

Örnek olarak, devlet tarafından fonlanan yalanlar, ABD’nin Vietnam, Irak ve Afganistan’a yönelik müdahalelerinde, Bush dönemi işkencenin meşrulaştırılmasında ve 2008 krizinde finans kapitalin başında bulunan sınıfın suçlarının gizlenmesinde çok ciddi bir rol oynadılar. Trump yönetiminde, yalan söylemek, siyaseten önemli her şeyin reddedildiği, gerekçelerin yargıya varırken gücünü kaybettiği, dilin insanların gündelik hayatta yaşadığı sorunları politik bağlamından koparan ve çocuklaştıran bir işleve sahip olduğu bir marifete döndü. Gerçek meselesi her ne kadar her zaman için siyasiler ve kitleler arasında bir sorun oluştursa da her iki tarafın da kendi araçlarıyla aradığı, sulandırmadığı şeydir; “gerçek ile yalan arasında ciddi bir ayrım vardır ve günün sonunda biz bu ayrımın farkına varırız, önemli olan da budur”. Fakat bugün artık bu durumdan bahsedemiyoruz.

Bugünün tarihsel şartlarında, gerçek ve kurgu arasındaki bağ kaybolmaya başlamış, yalan, dolaysızlık, tüketicilik ve sahtekarlık kültürünün yolunu açmış durumda. Bu şartlar altında medeni kültür yok olurken siyasette kişilerin üstüne çöküyor. Aynı zamanda, yozlaşma ve acımasızlık üzerine bir kültür kurulurken, dil şiddet aracı haline geliyor ve düşünülemeyecek olan normalleştirilmeye başlanıyor. Başka türlü Trump’ın bebekleri ve küçük çocukları belgeleri olmayan göçmen ebeveynlerinden ayırıp gelen haberlere göre berbat şartlardaki yerlere yollamaları açıklanabilir? Trump’ın yanıltıcı retoriği sadece acımasız siyasi ve ekonomik kararlarının üstünü örtmek için değil, aynı zamanda faşizm tutkusunu mobilize etmek ve militarizme, ayrımcılığa ve nefrete su taşımak için de kullanılıyor.

Faşist hareketlerin tüm dünyada yükseldiği bir zamanda, güç, kültür, siyaset, ekonomi ve gündelik yaşam da şu anda tahmin edilemeyecek yöntemler içerisinde birleşerek tüm dünyada demokrasiye tehdit oluşturuyor. Kültürel araçların en zenginlerin elinde toplanmasıyla kültürün eğitici gücü çok güçlü bir demokrasi karşıtlığına dönüştü. Bu durum dijital temelli yeni üretim ve tüketim sistemlerinin fikirleri, istekleri ve toplumsal ilişkileri belirlemesiyle demokratik bağları yıkıp yeni bir sosyal Darwinizme yol açarak şanssızlığın zayıflık olduğu, Hobbescu ‘herkese karşı savaş’ mantığının diğerleriyle kurulan her türlü paylaşılmış sorumluluk ve motivasyonun yerini alması durumuyla görülebiliyor.

Post gerçeklik çağı gerçekte Gramsci’nin gözlemiyle “eskinin öldüğü fakat yeninin doğamadığı, bu boşluğun da korkunç semptomlar ortaya çıkardığı” durumdayız. Bu semptomlar, Trump’ın ari ırk gibi faşist fikirleri normalleştiren söylemleriyle, geçmişin ve bugünün diktatörlüklerindeki korku ve militarizmi çağrıştıran siyasetiyle görülebiliyor.

İlginizi çekebilir:  Bükülen zaman yaşanan müzik

Trump’ın yalanları aslında nihilizmin maskesi ve neoliberal faşizmin ideolojik tasarımını üretiyor. Bu şartlar altında devletin finans modeli yeniden yaratılıyor, tüm toplumsal ilişkiler ekonomik hesaplara göre değer kazanıyor ve ultra milliyetçilik ile sağ popülizm, beyaz üstünlüğü üzerinden zehirli ve gamsız bir savunma mekanizması yaratıyor. Trump, şaşırtıcı olmayan bir şekilde dili bir savaş aracı, sosyal medyayı da kendisine muhalif olanları kriminalize etme, göçmenleri insan yerine koymama ve kendisini beyaz milliyetçilerin ve diğer aşırı grupların sözcüsü yapma gücünü veren bir duygusal mayın tarlası olarak görüyor.

Faşizm ilk olarak dille başlar, ardından bir kültürü ayrımcı şiddeti belli bir gruba uygulamayı -siyahlara, Yahudilere, göçmenlere ve diğer “elden çıkarılabilir olanlara”- meşrulaştıracak bir şekillendirmek için aradığı itici gücü kazanır. Bu maskenin ardında, Trump kendisini eleştirenleri “düşman” göçmenleri “ezikler” ve “suçlular” olarak gösterir ve nefret ve şiddetle şekillenen aşırı sağın sözcüsü haline gelir. Bir performans stratejisi olarak abartılı şiddetli tepkileri kullanarak ve medyayı da bu uğurda yönlendirerek yarattığı ayrımcı ve şeytanlaştırıcı retorik ile de gerçek şiddetin tonunu belirlemiş olur.

Sözde post gerçeklik çağında, dil somut anlamından soyutlanır, eylem herhangi bir toplumsal sorumluluk barındırmamaya başlar ve gerçek adalet arayışından koparılır. Bir sonuç olarak neofaşist tiplemesinin oyunlarda, televizyonda ve magazin kültüründe etkisinin gitgide büyüdüğünü gösterebiliriz. Tüm bunlar zincirinden boşalmış bir nefret, çaresizlik ve duygusuzluk hissiyatlarını militarizmin, maskülinitenin ve şiddetin kutlanmasında kullanmasıyla toplumu dizginlemesine su taşıyor.

Dilin çökertilerek militarizm ve ırkçılıkla kodlanmasının tarihsel nosyonları da var -anti semitizmin küreselleşme eleştirişi olarak kullanılması, sınırlar ve duvarlarla ırksal ve toplumsal temizliğe girişilmesi ve aynı fikirde olmayanların hapsedilmesi gibi. Edward Luce’nin hatırlattığı üzere: “85 yıl önce bir perşembe günü, Heinrich Himmler Nazilerin Dachau’daki ilk kampını açtı. Tarih tekerrür etmez. Fakat uyarılarla doludur.”

2018 ara seçimlerinden birkaç hafta önce, Trump’ı doğrudan eleştiren birçok kişi, ki bu insanlar bizzat kendisi tarafından hakarete de maruz kalmıştı, posta kutularında boru bombaları buldular. Cesar Sayoc- bombalardan sorumlu tutulan kişi- bir Trump fanatiğiydi. Onun gibi diğer fanatikler arasında Pittsburgh ve Yeni Zelanda saldırılarının faillerinin de bulunduğu ciddi bir beyaz ırkçı toplam var. Dolayısıyla Trump sadece söylemiyle şiddeti körüklemekle kalmıyor aynı zamanda onun sözlerinden etkilenerek barışçıl göstericilere, camilere sinagoglara saldıran bu aşırı gruplara siyasi meşruiyet sağlıyor.

Olması gereken, militan bir dil ve tarihten dersler çıkaran, siyasetin anlamını sorgulayan ve bugünü tekrar etmeyecek bir gelecek kuran bir siyaset tahayyülüdür. Gregory Leffel’in adlandırılmasıyla, bizi bugünün siyasetinden kurtarıp ufkumuzu yeni alternatiflere açan, kahramanca bir adanmışlığa yol açabilecek kuruluşları inşa eden geleceklerin hayaline ihtiyacımız var.

Retoriğinin Neonazilerin beyaz ırkçıların şiddetini nasıl meşrulaştırdığını umursamadığı gibi aynı zamanda bunların nasıl büyüyen bir tehdit olduğunu da asla kabul etmiyor. Trump, Yeni Zelanda’daki saldırının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada beyaz üstünlüğünü savunan grupların ciddi bir tehdit oluşturmadığını söyledi.

Aslında Trump, on yıllardır büyüyen bir hastalığın vardığı nokta. Onda farklı olan şey ise kendi rolünü aynı zamanda yürüttüğü politikayla tüm ülkeyi zenginleri yağmasına da açması. Trump demokrasinin karakterini değiştirmiyor, doğrudan yok ediyor ve bunu yaparken de faşist siyasetin milyonlarca insana korku ve ölüm getiren, tekrardan görmeyiz dediğimiz tüm elementlerini diriltiyor. Bugün aslında Brezilya, Polonya, Türkiye ve ABD’de gördüklerimiz bunlar. Trump’ın aşırı milliyetçiliği, ırkçılığı ve uyguladığı politikaları toplumsal arındırmaya dayalı, diktatörlerle flört halinde ve demokrasiye olan nefreti soykırımın dahi siyasi bir araç olarak kullanıldığı, ırkçı politikaların en sonunda kamplara yol açtığı, tahmin edilemeyenin olduğu dönemleri çağrıştırıyor. Dünya tekrardan bir savaş halinde, bu savaş demokrasiye karşı yürütülen bir savaş ve Trump da bu savaşın en ön cephesinde.

Trump, Amerikan imali olan bir otoriterizmin tehlikeli bir formunu temsil ediyor fakat aynı zamanda hatırlanması, analiz edilmesi ve bugün için dersler çıkarılması gereken bir geçmişin de mantıksal sonucu. Sadece söylenmemesi gerekeni değil, aynı zamanda düşünülmeyeni de normalleştiriyor ve aslında aynı zamanda kapitalizm, güç, siyaset ve cesaret hakkında yeni sorular sormamızı sağlıyor. Bir anlamda, bu siyasetin dilinin, gündelik hayatın, kamu yararının, iyi yurttaşlığın tekrardan somutlanmasına yarıyor. Bir diğer mücadele de kapitalizmin kötülüklerine ve bu hükümette kendisini dönüştürdüğü faşizme karşı. Gerçek bir hareket olmadan ya da David Havey’in işaret ettiği gibi “anti kapitalist bir hareket” olmadan değişim olamaz. Aynı zamanda herhangi bir hareket, hedefine, ortak bilincine devrimi koymadan da başarılı olamaz. Fred Jameson’ın söylediği şekilde bugünün imkansızlıklarıyla kendini sınırlayarak devrim olmaz. Veyahut kendimizi sadece eleştirinin diliyle ve bireyselleşmiş meselelerle sınırlandırdığımız zaman da.

Olması gereken, militan bir dil ve tarihten dersler çıkaran, siyasetin anlamını sorgulayan ve bugünü tekrar etmeyecek bir gelecek kuran bir siyaset tahayyülüdür. Gregory Leffel’in adlandırılmasıyla, bizi bugünün siyasetinden kurtarıp ufkumuzu yeni alternatiflere açan, kahramanca bir adanmışlığa yol açabilecek kuruluşları inşa eden geleceklerin hayaline ihtiyacımız var. Neoliberal faşizmin bütünde sınıfsal ve ırksal adaletsizliklerin buluştuğu, sanayi-ordu-akademi üçlemesine hakim, otoriter devleti üreten bir finans kapital sistemi olduğunu gösterecek bir dile ihtiyacımız var.

William Faulkner’in daha önce işaret ettiği gibi geçmişin hayaletleriyle yaşıyoruz ya da daha doğrusu; “Geçmiş hiçbir zaman ölmedi. Aslında geçmiş bile değil.” Trump karanlık dönemlerinin hayaletlerinin bugünümüze gelebileceğinin canlı kanıtı. Fakat bu aynı zamanda bu hayaletlerle mücadeleyle geleceği kuracak radikal demokrat siyasetlerin inşa edilebileceğinin de kanıtı. Nazi rejimi, tarihin donmuş bir anından çok daha fazla. Aynı zamanda geçmişten bir uyarı ve Trumpizmin demokrasiye yönelik tehdidine açılan bir pencere. Faşizmin hayaletleri korkmak için değil, bizi somut ve kapsayıcı bir demokrasi için somut eyleme geçmemiz açısından önemli bir araç.

counterpunch.org’tan çeviren Yusuf Tuna Koç

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

10,688AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Bursalı çiftçi giderlerini karşılayamayınca 3 bin 800 meyve ağacını kesti

Bursa Yenişehir'de ekonomik krizin etkileri ile artan maliyetleri karşılayamayan çiftçi 3 bin...

Kültürpark için demokratik katılım

İzmir’in geleceğiyle ilgili önemli kararların, katılımcı bir anlayışla şekillendirilmesi amacıyla Başkan Tunç...

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim: Türkiye ile çatışma istemiyoruz

Türkiye’nin Suriye tarafından kontrol edilen İdlib bölgesindeki gözlem noktasına saldırı düzenlendiği yönündeki...

CHP’li Balyalı: Sayıştay, siyasi tavır alarak İstanbul seçimlerine müdahil olmuştur

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hesap ve işlemleriyle ilgili denetim yapan Sayıştay, CHP'nin İstanbul...

Köprü cezalarına ilişkin iade süreci belli oldu

Boğaziçi Köprüsü'nden kaçak geçiş yapanlara kesilen para cezalarının iadesi için 2 Eylül'e...

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde yeni görev dağılımı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından “hizmetlerin daha hızlı ve verimli...

Kanada’da kamu görevlileri dini semboller kullanamayacak

Kanada'da Bill-21 sayılı dini sembollerin kullanımı ile göçmenlik düzenlemelerini içeren Bill-9 yasa...

Eski UEFA Başkanı Michel Platini gözaltına alındı

UEFA eski Başkanı Michel Platini, 2022 Dünya Kupası'nın Katar'a verilmesi esnasında yapılan...

İmamoğlu: İstanbul’da tarımsal üretimi arttıracağız

YSK'nin İstanbul seçimlerine yönelik iptal kararının ardından ardından mazbatası elinden alınan CHP'nin...

AKP’li belediye döneminde reklam ve ağırlamaya 13 milyon TL’lik harcama

Devraldığı belediyenin mevcut borcunu ve sonrasında da personel sayısını kamuoyuna aktaran Torbalı...

Sonraki haber