Premier Lig seyir defteri…
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Bir de ülkeye şöyle bakalım: Hatırlayın şike sürecini, binlerce insanın organize yürüyüşünü, mesele futbol olunca ayağa kalkıp günlerce sokaklara dökülenleri… Sonra Soma faciasını, geçenlerde Ankara’da yaşanan, 12 bahtsızın hayatını kaybettiği otobüs dehşetini, son 12 senede 15 bin işçiden fazlasının ölümüyle sonuçlanan iş kazalarını… Hatırlayın onca ölüme rağmen kimseden ses çıkmayışını, tepkisizliği, sessizliği… Mesele futbol olunca avaz avaz haykırırken, mesele hayat olunca toplumun duyarsızlığını, umarsızlığını… Çünkü herkesin kendi ölüsüne ağladığı, hayatın futbol kadar değeri olmadığı beter bir coğrafya bizim topraklar. Ölümün olağan karşılandığı kocaman bir cenaze evi. “Durakta beklerken otobüs altına ölmek hayatın fıtratında var!” dese birileri, inanacak hiç de azımsanmayacak bir kitle var ülkede, ne yapacaksın!

Güzel ama yalnız, bahtsız ülkemden çok uzaklarda… Yaz güneşinin yavaştan yerini sonbahara bırakmaya hazırlandığı ekim ayının ilk günlerinde Londra… Derler ki, “Londra’da sonbahar senenin en son ve en güzel gülüşüdür.” Çok zaman önce Haydar Ergülen’in, sokak hayvanları üzerine yazdığı enfes bir yazısında okumuştum: “Yaz bitti” diyordu, “Dünyayı aşktan ibaret sayan çocukların hayal kırıklığı başladı.” Yakında yaz günlerinin heyecanı ile oraya buraya koşturan çocuklar kalmayacak parklarda, bir güz zamanı daha sarı yapraklar kaplayacak bu tarihi şehrin sokaklarını. Hüzünlü, yalnız bir sonbahar, geçmiş bir yazdan geriye kalan…

Hüzünleri bırakıp futbola dönersek, bu sezon oynadığı 7 maçta 5 galibiyet alan lig lideri Kırmızı Şeytanlar Emirates Stadı’nda üç puan gerisindeki Arsenal karşısında… 1919 senesinden beri aynı ligde yer almış iki takım arasındaki rekabetin (aslında düşmanlık demek daha uygun kaçar) boyutunu şöyle özetleyelim: Ada futbolunda, maçtan sonra teknik direktörlerin karşılıklı kadeh kaldırmaları alışılmış ritüeldir. Ferguson’un teknik direktör olduğu zamanlarda birbirlerinden hiç hazzetmeyen Wenger ve Ferguson bu ritüelin hep dışında kalmışlar; hatta 2005 senesinde karakolluk olmuşlukları bile var. Alex Ferguson, 2013 senesinin Ekim ayında yayımlanan biyografisinde (Alex Ferguson: My Autobiography) Arsene Wenger ile aralarındaki husumetin 2009 senesinde oynanan yarı final maçından sonra biraz yumuşadığını, Wenger’in kendisini soyunma odasına davet ederek kutladığını anlatır. Maçtan önce Ada basını, oynadığı beş maçta dört gol kaydetmiş Anthony Martial’ın iki senedir Arsene Wenger’in radarında olduğunu, ancak transfer sezonunda Wenger’in futbolcuyu transfer etmek için girişimde bulunmamasının garipliğini yazıyor. Durumu soranlara, Monaco’nun futbolcusunu bırakmayacağını düşündüğü için teklif götürmediğini anlatıyor Wenger o aşina üslubuyla… Sanırım Arsenal taraftarını en fazla kızdıran da bu: Her transfer sezonunda beklemek ve ummakla geçen ama boşa geçmiş zamanlar.

Martial’a gelince… 5 Aralık 1995 tarihinde Paris’in güneyindeki banliyölerden Massy’de dünyaya gelmiş 9 numara. 2009 senesinde, henüz 14 yaşındayken Olympique Lyon’un scoutları tarafından keşfedilmiş. Geçen eylül ayı başında Manchester United’a 36 milyon sterlin karşılığında transfer olduğunda, tarihin en pahalı genç futbolcusu olarak geçmiş kayıtlara. İzleme fırsatı bulamamışlar için, oyun stili Thierry Henry’i andırıyor; kanatlarda süratli, kolay adam geçebilen, teknik becerisi yüksek golcü. Ancak Teknik Direktör Louis van Gaal bu transfere ödenen parayı abartılı bulduğunu, transfer dönemlerinde alıcı United olunca futbolcunun ederinin en az 10 milyon arttığını söylemiş geçenlerde The Guardian’a verdiği söyleşide… Bu vesileyle iki takımın da formasını giymişleri de yâd edelim. Tarihte sekiz futbolcu Arsenal’de parladıktan sonra United’ın yolunu tutmuş, en sonuncusu şimdilerde Fenerbahçe’de mutsuz zamanlar geçiren Robin Van Persie. Danny Wellbeck ise United’dan Arsenal’e transfer olan yedilinin sonuncusu. Ne yazık ki sakatlığı yüzünden bu maçta yok…

O pazar günü, Arsenal 60 bin taraftar önünde Manchester United karşısında. Maçtan önce televizyon kanallarından birinde Roy Keane konuşuyor: ‘Soft and weak’ (yumuşak ve zayıf) olarak tanımlıyor ev sahibi takımı. İki takım arasında oynanan son 13 maçın sadece birini Arsenal’in kazandığını, United’ın rahat bir galibiyet alacağını söylüyor.

Ama yanılıyor United’ın rahat galip geleceğini düşünenler. Fırtına gibi başlıyor ev sahibi maça ve ilk 20 dakikada üç gol bulurken Alexis Sanchez’i durduramıyor United defansı. En son 1995-1996 sezonunda, Aston Villa karşısında kalesinde 37 dakikada üç gol görmüş United, tarih dediğin tekerrürden ibaret. Yeri gelmişken Arsenal’in 26 yaşındaki golcüsünü de atlamadan geçmeyelim. 19 Aralık 1988’de Şili’nin kuzeyinde Tocopilla’da dünyaya gelmiş. Yoksulluk içinde geçmiş çocukluk yılları. İlk profesyonel takımı Cobreloa’da göze battıktan sonra Avrupa’nın yolunu tutmuş ve Serie A’da Udinese’de forma giymiş. 2011-2014 arasında formasını giydiği Barça’da 88 maçta 39 golü var. 2014 senesinin yazında 35 milyon sterlin bedelle Arsenal’e transfer olduğunda Özil’den sonra kulüp tarihinin en pahalı transferi olarak kayıtlara geçmişti. Ülkesinde “El Nino Maravilla” (Harika çocuk) olarak bilinirmiş. Şaşırmadık...