Propaganda
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Cumhurbaşkanı, Urfa’da halka seslenirken, “Sizi teknik detaylara boğmayayım, akşam 19.00’da ATV-A Haber Ortak Canlı Yayını’nda anlatacağım. Gençler soracak ben yanıtlayacağım” diyerek hepimizi de televizyon başına çağırınca heyecanlandım!
Heyecanlandım; çünkü “gençler” soracağına göre, soramayan gazeteci abileri ablaları gibi yapmaz, sorarlardı herhalde.

Bir hata yapmamak, yayını kaçırmamak için Cumhurbaşkanlığı resmi web sitesinden de kontrol ettim: “Saat 19.00 Gençlerle Başbaşa Programı ATV ve A Haber Ortak Canlı Yayını.”

Saat 19.00 olmadan, ana haber devam ederken, teknik detayları not almak için elimde kâğıt kalem, televizyonun karşısına oturdum.

İyi ki de oturmuşum; her şeyden önce televizyonculuk tarihinde mutlaka yer alacak bir yayına tanıklık ettim. İlan edilen zamanı neredeyse 1,5 saat geçmesine karşın Cumhurbaşkanı bir türlü görünmedi. Bu sürede haber sunucusu bir kez, “Biraz sonra Cumhurbaşkanımızla birlikte olacağız” türü bir ifade dışında hiçbir açıklama yapmadan, Youtube’da ne kadar saçma sapan video varsa hepsini habermiş gibi arka arkaya sunmak zorunda kaldı. Zavallı!

Yayın bitti; teknik detayları not etmek için yanıma aldığım kâğıt boş kaldı.

60’lardan, 70’lerden, 80’lerden, 90’lardan görüntülerle; her birini de bir şekilde Kılıçdaroğlu’na bağlayarak ve nihayet Kılıçdaroğlu’nun havaalanından ayrılma görüntülerini de “darbeden kaçış” kanıtı diye yayınlayarak; gençlerin ana muhalefet lideri ile bulunan kafaya gülüşmeleri sağlanarak bitirildi program.

Soru sormak konusunda, “gençler” maşallah, “gazeteci” abi ve ablalarından hiç geri kalmadılar. “Sayın Cumhurbaşkanım, internette tıpkı böyle sizin de geçmişte yapıp söylediklerinizden derlemeler yapılıyor. Hiç izlediniz mi?” demediler. Nasihat istediler, nasıl böyle enerjik kaldığını merak ettiler, vs.

Cumhurbaşkanı Batı’da kendisi aleyhine yapılan yayınlardan şikâyet etti. “Gerçi bundan dolayı da memnunum. Propagandanın iyisi kötüsü olmaz” dedi. İletişim okuyan öğrenciyi de tanık gösterip, “O iyi bilir bunu” diyerek.

Gerçi kastettiği; “Reklamın iyisi kötüsü olmaz”dı, ama olsun. Cumhurbaşkanı, hakkında nasıl konuşurlarsa konuşsunlar, yeter ki konuşsunlar, bunun kendi popülaritesi açısından iyi olduğunu söylüyordu.

Aynı hesapla, kendisinin de Kılıçdaroğlu’na iyilik yaptığı düşünülebilir!

Oysa, propagandanın liberal kuramda hiç iyi bir ünü yoktur: Doğru olup olmadığı önemsenmeden, genellikle çarpıtılmış ve yanlış yönlendirici enformasyonun dikkatle seçilip geniş bir kitleyi belli bir siyasi amaca yönlendirmek için kullanılmasına propaganda denir. Bu bağlamda, propaganda resmi iktidar iletilerinin kamuoyunu etkilemek üzere, yine bilginin doğruluğuna ya da yanlışlığına itibar etmeden, düzenlenmesidir.

Tarihçi Zeman, propaganda tanımını biraz daha netleştirmek için renkleri kullanır: Beyaz, gri ve kara. Beyaz propagandada; niyet, amaç ve kullanılan bilginin kaynağı açıkça belirtilirken; gri propagandada muğlaklık hâkimdir, ne niyetler amaçlar açık edilir ne de kullanılan bilginin kaynağı. Kara propaganda ise, tarafların doğrudan “düşman” kamplara bölündüğü durumda, bir düşmandan diğerine gönderilen, düşmanı kötülemeye dönük mesajlardan oluşur.

Rengine herkes kendisi karar versin; ancak şu referandum sürecinde sadece Türkiye tarihinde değil, dünya tarihinde de az görülen türden bir propagandaya maruz kaldığımız açık.

Televizyon yayınları; devletin tüm kurumlarının faaliyetleri; her ne hikmetse hepsi bugünlere denk gelen açılışlar; o açılışlarda açılış dışında her şeyin konuşulması; valilerin, kaymakamların, imamların, okul müdürlerinin çalışmaları; billboardlar; özel şirketlerin ve kamu bankalarının “reklamları” bir araya getirildiğinde nasıl bir “Evet” propagandası ile karşı karşıya olduğumuz ortada.

Öte yandan; propaganda, propaganda olduğu anlaşıldığı anda ters tepmeye de başlar.

Böylesine kör gözüm parmağına halinin, dönüp propagandacıyı vurmasının da örnekleri vardır.

17’sinde göreceğiz!