Protestoların nedeni ne?
07.01.2018 10:28 BİRGÜN PAZAR
Ruhani’nin bütçesine olan güven; halkın, mollaların egemen olduğu kurumlara ayrılan parayı görmesiyle düştü. Örneğin, protestoların başladığı Meşhed’in en büyük vakıf olan ve kentteki türbeleri kontrol eden, şehrin yüzde 43’üne sahip olan İmam Rıza Türbe ve Külliyesi Vakfı’nın yıllık geliri yaklaşık 150 milyon dolar

VIJAY PRASHAD - (ÇEVİRİ: ÖMÜR ŞAHİN KEYİF)

Tüm gözler İran’a çevrilmiş durumda. 28 Aralık’ta, İran’ın en yoğun nüfuslu ikinci kenti Meşhed’de bir anda başlayan protestolar, batıda yer alan Kirmanşah’tan güneydeki Bender Abbas’a kadar genişledi. Tahran, olayların merkezi olmasa da durumdan nasibini aldı. Bu 2009’da reform isteyen yurttaşların çalınmış seçim olarak gördükleri şeye karşı sokaklara döküldüğü Yeşil Hareket’ten farklı. Yine Tahran’da 1999’da reformcu Salam gazetesinin kapatılmasını protesto eden öğrencilerin kalkışmasından farklı. Yaşananlar, sosyal yaptırımlar ve politik kısıtlamalarla sıkıştırılmış orta sınıfın protestoları.

Sosyal yaptırımlar Tahran’da gevşetildi - Polis başörtüsüz kadınları tutuklamayacağını açıkladı. Şu anda bir şekilde reformcular siyasal haklara bile ulaşabiliyor. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Şamkani, hapishanedeki reformist liderler üzerindeki kısıtlamalar kalkacak, dedi. Şu andaki protesto dalgası genişletilmiş bir politik sistem isteği olarak tanımlanmıyor. Bu İran’daki yokluğa; işsizlik, yoksulluk ve umutsuzluğa karşı bir kalkışma.

Sloganların keskinliği genç ve gelişen nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta İslam cumhuriyetinin başarısızlığına karşı öfkenin seviyesine işaret ediyor. Son protestolar, fabrikalar ve petrol tesislerindeki işçi sınıfı hareketlerini, emeklilerin ve bankacılık krizinde para kaybedenlerin protestolarını izleyenler için sürpriz değildi. Bu gösteriler, yaşam standardı yere çakılan işçi sınıfının ve alt orta sınıfın özgüvenini yükseltti.

Petrol isyanları
İran’da olanlar Venezuela’dan Suudi Arabistan’a, diğer petrol üreticisi ülkelerde olandan farklı değil. Petrol fiyatları, 2014’ün ikinci yarısında, Suudi Arabistan ve Körfez müttefiklerinin yüksek üretimi dolayısıyla keskince düşmeye başladı. Irak ve Libya’nın petrol üretimi düştü, görünüşte, Suudiler ve Körfez müttefikleri sadece bu açığı kapatabiliyorlardı. Fakat tedarik talebi geçince, Körfez ülkelerinin ürettiği petrolün hacminin politik bir motivasyonu var gibi gözüktü.
Bu halihazırda Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve ABD yaptırımlarının yıktığı İran’a zarar verdi, aynı zamanda Rusya ve Venezuela’yı da etkiledi. Batı ve Suudiler İran, Rusya ve Venezuela’yı, düşman olarak gördüler. Bunun politik bir hamle olduğu açıktı.

Venezuela’daki huzursuzluk İran’dakine ayna tutuyor. 1940’lardan beri iki ülkenin gelişme planları petrol ihracatına bağlıydı, her iki ülke de ekonomilerini çeşitlendiremedi, iki ülke de halka sosyal refah sağlamak için tükenen ulusal bütçeye bel bağlamıştı. 1978-79 İran Devrimi’ni de 1989-1999 Venezuela Devrimi’ni de yaratan, bu daralmış ekonomi ve politik manzaraydı. Her iki hareketin de sonuçları farklıydı. İlki İslamcı mollalarca, ikincisi Bolivarcı sosyalistlerce yönetilip kuşatılıyordu.
Politik yelpazenin farklı taraflarından gelen İran ve Venezuela, kendilerini ABD’nin ve onun Batılı müttefiklerinin atış menzilinde buldular. İran son 10 yılda daha büyük darbe aldı. Ne İran ne de Venezuela, etkili biçimde, yaptırım rejiminden çıkış ya da batının finans ve yatırım ağlarına bağımlılıklarını azaltma kabiliyetlerini artıracak alternatif ticaret ağları bulamadı.

Yükselen beklenti
Hasan Ruhani yönetimindeki hükümet 2015’te Batı ve BM ile nükleer anlaşmayı görüştüğünde beklentileri yükseltti. Yaptırımlar 2012’den beri 160 milyar dolardan fazlasına mal oldu. Bu cezanın yükünü yaşam standartları düşen ve geleceğe ilişkin amaçları daralan İranlılar taşıdı. Açıklık sözünün parçası olarak, Ruhani’nin hükümeti 2017 Aralık ayında, bütçe detaylarını açıkladı. Ruhani iş imkânı yaratmak ve yeni sosyal güvenlik programı kurmak için yapılan sosyal hizmet programlarına bütçe taslağının üçte birinden azına denk gelen 100 milyar dolar harcama sözü verdi. Enflasyon hâlâ bir sorun, önümüzdeki yıl işgücüne katılacak 840 bin İranlı gibi.
Ruhani’nin bütçesine olan güven; halkın, mollaların egemen olduğu kurumlara ayrılan parayı görmesiyle düştü. Örneğin, protestoların başladığı Meşhed’in en büyük vakıf olan ve kentteki türbeleri kontrol eden, şehrin yüzde 43’üne sahip olan İmam Rıza Türbe ve Külliyesi Vakfı’nın yıllık geliri yaklaşık 150 milyon dolar. 2017 başkanlık seçimlerinde, Ruhani lider Hamaney’in adayı ve İmam Rıza Türbe ve Külliyesi Vakfı’nın başkanı İbrahim Raisi açıkça Hamaney’in vakfın vergi vermemesine göz yumduğunu söyledi. Bu durum bu kurumları sıradan İranlılara sırtını dönmüş devlet üzerindeki otlakçılar olarak gören kitleyi sinirlendirdi. Bütün bunlar kendilerini nükleer anlaşmadan yararlanacaklar içinde görmeyen kitle içinde derin bir huzursuzluk duygusu yarattı. 2016 sonunda, İran’ın büyüme oranı, ülkeden petrol çıkınca ve İran içindeki bastırılmış talebin karşılanmasına izin verilince, yükseldi.

İran’da resmi işsizlik yüzde 12,7 oranında, fakat bu çok hatalı bir rakam. İranlı kaynaklar, genç işsizliğinin yüzde 50’lerde olabileceğini söylüyor. Enflasyonu indirmek için düzenli olarak enerji ve ekmek yardımlarını kaldırdı. Bu ürünlerin fiyatlarındaki yükseliş protestolardaki belirleyici faktör. Bu Ruhani’nin enflasyon kontrolü politikasının işçi sınıfını ve alt orta sınıfı hedef aldığının göstergesiydi.

Trump, Netanyahu ve onlar gibi tiplerin İran’daki protestoları körüklemelerinde adi bir taraf var. Her şeye karşın, bu protestoların oluşması için koşulları yaratan ABD-İsrail’in İran’ı boğma politikası. Fakat yaptırımların sonuçları, öfkeyi Batı’nın sürekli politikaları üzerinde değil, Ruhani hükümeti ve İslam cumhuriyetinin kendisinde öfkeyi yoğunlaştırdı. Politik olarak Trump ve Netanyahu, Obama’nın nükleer anlaşmasından fayda sağladı; anlaşma artık Batı’nın İran’daki krizden sorumlu olmadığına dair bir görüntü yarattı.

On binlerce kişi sokaklara döküldü. Bunlar İran için gergin zamanlar. Açık ki hükümet bu işçi sınıfı kalkışmasından gelen baskıyı kabul etmek zorunda. Protestocuları yabancı ajanlar olarak tanımlamak yeterli değil. Trump ve Netanyahu, monarşistler ve Halkın Mücahitleri Örgütü bu kalkışmadan kendine pay çıkarmaya çalışıyorsa da sorumlu onlar değil. İran yurt severliğinin kuyusu derin. İranlılar emirleri Beyaz Saray’dan almayacak. Fakat hayatları gözleri önünde parçalanırken susup oturmayacaklar da.