Putin, Erdoğan ve Orban’ın otoriter kardeşliği
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI
Türkiye, yolsuzluğa bulaşmış, dış politikası iflas etmiş AKP’nin seçim galibiyetini tartışadursun, Erdoğan’ın siyaseten akrabası milliyetçi-popülist Viktor Orban Macaristan’da ipi bir kez daha göğüsledi.

Türkiye, yolsuzluğa bulaşmış, dış politikası iflas etmiş AKP’nin seçim galibiyetini tartışadursun, Erdoğan’ın siyaseten akrabası milliyetçi-popülist Viktor Orban Macaristan’da ipi bir kez daha göğüsledi. Orban’ın otoriter popülizmi ve partisi Fidesz’in muhafazakar-sağcı icraatları Macarları sokaklara dökse de, eski görkemli imparatorluk günlerinin özlemiyle beslenen milliyetçi dürtüler seçmen nezdinde bir karşılık buldu. Sandıktan üste üste ikinci kez çıkmayı başaran Orban, milliyetçi, popülist uygulamaların muhafazakâr sağ iktidarların en büyük silahı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Benzer bir manzara Putin özelinde Rusya’da da yaşanıyor. Milliyetçilik sosuna bulanmış Putinizm, on yıldan fazla bir süredir girdiği tüm seçimleri uzak ara kazanıyor. Keza Erdoğan da. Her üç ülkede de toplumsal muhalefetten ve uluslararası kamuoyundan gelen eleştirilere kulaklarını kapatan liderler ülkelerini muhafazakâr sağ formasyonla inşa etmeye devam ediyorlar. Erdoğan da, Putin de, Orban da tüm iktidarı tek bir elde toplarken, demokratik değerleri olabildiğince zayıflatmakta bir beis görmüyor.
•  •  •
Guardian’ın Avrupa editörü Ian Traynor geçen ağustos ayında Avrupa’da otokrat liderlerin yükselişte olduğuna ve bunun da Avrupa demokrasisi için bir sınav anlamına geldiğine dikkat çekmişti. Traynor, yazısını asıl olarak Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın ülkedeki icraatları ve yönetim anlayışı üzerine kurmuş ve muhaliflerin Orban yönetimiyle ilgili görüşlerine yer vermişti. Ancak Erdoğan ve Putin’in otoriter uygulamalarına da genişçe yer vermişti.

Bu tarz otokrat liderlerin uygulamaları arasında büyük benzerlikler var Muhaliflere yönelik tahammülsüzlük, hukukun törpülenmesi, polis devleti uygulamaları,  medyanın ehlileştirilmesi, çoğulculuktan hoşnutsuzluk. Benzerlikler bunlarla da sınırlı değil. Liderlerin kendilerine ait yerel farklılıkları olsa da iktidarın tek elde toplanması, bölgesel güç olma hayali, adı geçen liderlerin tamamının özlemi. Putin, Erdoğan ve Orban bu arzularında yalnız değil. Doğu ve Güney Avrupa’da seçilmiş sağcı liderler iktidarları daha fazla domine etmeye başladı. Polonya’da Donalt Tusk, Romanya’da Victor Ponta da benzer otoriterleşme eğilimleri içerisinde.
•  •  •
Orban’ın Macaristanı’na dönersek. Son birkaç yıldır tartışılan en önemli konulardan biri ülkede artan milliyetçilik ve Orban liderliğindeki Fidesz Partisi’nin ülkeyi uçuruma sürükleyen radikal politikalarıydı. Dört yıl önce iktidara gelen milliyetçi-muhafazakâr Fidesz, kısa sürede Avrupa Birliği üyesi ülkede köklü değişikliklere gitti. İlk işi olarak anayasa anti demokratik bir şekilde değiştirildi.

Orban’ın iktidarını kuvvetlendiren, sistemi yapısal olarak dönüştüren değişikliklere imza atıldı. Macar Cumhuriyeti olan ülkenin adı Macaristan olarak değiştirildi. Haber ajansları, televizyonlar ve radyoları kontrol eden bir üst kurul oluşturuldu. Kuruma atamalar bizzat Orban tarafından yapılır oldu. Seçim sisteminde de iktidarın lehine değişiklikler yapıldı. Yeni seçim sistemi ile en fazla oyu alan partinin parlamentoda daha çok milletvekiline sahip olması sağlandı. Muhalefetin daha çok güçlü olduğu seçim bölgeleri ise bölündü.

Sadece politik ve hukuki alanlarda değil toplumsal yaşamı derinden etkileyen anti demokratik yasalarla toplum baştan aşağıya dizayn edildi. Kürtaj ve eşcinsel evlilikler yasaklandı. Sokakta yatan evsizlere hapis yolu getirildi. Ülkenin tek muhalif radyosu yayın frekanslarını kullanamıyor. Macar Merkez Bankası’nın özerkliği kaldırıldı.

Bütün bu değişikliler ışığında Orban despotlukla suçlanıyor. Orban’ın Rusya lideri Putin gibi tek adamlığa soyunduğu kendisine Putin’i rol model aldığını dillendirenler oldu. Orban yönetimindeki Fidesz kendi iktidarını güçlendirme uğruna ülkeyi despotizme sürüklemekle eleştiriliyor. Orban ise her eleştiride sandığı işaret ederek “milli iradeyi” işaret ediyor. Bütün bu gelişmeler ne kadar da tanıdık değil mi?