Putları kırmak ya da iyimserliğin determinizmi
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

İyi olanla doğru olan her zaman aynı düzlemde buluşmuyor.

DAIŞ (IŞİD) üyeleri Mezopotamya’da heykelleri kırıyor, kitapları yakıp, camileri yıkıyor. Demek ki cami yıkmak sadece bizim memlekete özü değilmiş. Siyasal İslamcıların modernite eleştirisi adına çokça sakız ederler “cami yıkma” safsatasını. Bunu “gerçek”  Müslüman DAIŞ açıkça yapıyor şimdi. Tanık olunan bu gerçek, bir değer yargısı olarak iyi mi, doğru mu?

Dünya televizyonları yıkım haberlerini veriyor; yüzlerini ekşiterek. Dünya izleyicileri de yüzlerini ekşiterek ve lanetleyerek izliyor olanları. Yapılanlara bir açıdan, Doğu’yu ve İslam’ı, Batı merkezli bir aşağılama ile bakılıyor gibi. Dahası bu tablolar yaşandıkça, Batı dünyası kendisinin sömürgecilik dönemi boyunca yaptığı yağmacılığı haklı bulabiliyor. Çalınan sayısız zenginlikleri aslında barbarlardan “koruduğu” savını güçlendiriyor.

Batı dünyası, Irak işgalinde, Bağdat Müzesi yağmasına fazla üzülmemişti. Dönemin tanıklıkları, Amerikan askerlerinin yağmanın engellenmediğini kanıtlamıştı. Yağmacılara da “Ali Baba, alın bunları” denmişti. O zaman yapılmasına göz yumulan yağma, bir askeri hata değildi. İşgalin ideolojik ve psikolojik boyutunun resmiydi. İşgal edilen coğrafyadaki tüm değerlerin dağıtılarak, halkların tam anlamıyla teslim alınması amaçlanmıştı.

Batının müzeleri, asıl yerinden alınmış değerli nesnelerle yapıtlarla tıka basa dolu. En seçkin örnekler, çalınmış ve onların malı olmuş. Mezarlara kadar soyulmuş. Bu eserlerin yerinden edilmeleri, kırılmaları kadar acı ve yanlıştır.

Müzeciliğin günümüzdeki piyasa-mal-meta-ideoloji boyutuna hiç girmeyelim. Özellikle modern sanat müzelerinin olumlu/olumsuz işlevleri, meta-sanat estetiğinin ideolojik tapınakları olmasını.

DAIŞ tarafından heykellerin kırılması, yok edilmesi “öteki dünyaya” göre barbarlık. Ama onlar için doğru ve tutarlı. Onlar İslam’a uygun davranıyor. Peygamber, 11 Ocak 630 yılında Mekke’ye girdiğinde, doğruca Kâbe’ye gitmiştir. İsrâ Suresi’nin seksen birinci ayetini okuyarak orada bulunan üç yüz altmış tane putu devirmiştir. Kutsal olan Kâbe, “ötekinin kutsalı” olan putlar kırılarak kurtarılmıştır.

Bizde bazı zevat “ucube, içine tüküreyim sanatın” gibi örneklerle, yakın tarihimizde putlara karşı başarılı bir mücadele vermiştir. Bu anlayışın da DAIŞ’tan farkı yoktur. Yani, DAIŞ sadece sınırımızda değil, anlayış olarak da içimizdedir. Bu nedenle, bu DAIŞ nereden çıktı, diye şaşkın sorulara da hiç gerek yoktur.

Put kırıcılığı, bütün dünyada bir kavramsal karşılığa sahiptir. Yeni olanın eskiyi yok etmesi. Yeni iktidar yeni anlayış, yeni güç, kendi ideolojisi, anlayışı için eskiyi, eskinin temel kodlarını, argümanlarını, paradigmalarını yok eder.  Bu, bulunduğunuz yere göre doğru veya yanlış olabilir. DAIŞ’ın yaptığı da yanlıştır. İnsanları yok etmesi kadar kötüdür. Şu da var ki, nesnelerin temsil değeri hep aynı kalmaz. Heykelleri kırmak, klasik İslam anlayışı için de, modernitenin bir temsiline karşı olmak adına da, kendi içinde tutarlıdır. Ancak, değişen sadece nesnelerin temsil niteliği değildir. Kavramlar ve toplumlar da değişiyor. DAIŞ kendi anlayışı gereği putları kırıyor belki. Ama dünyada yeni putlar çoktan yaratılmıştır. Değer yargıları, inançlar ve ikonik kişiler gibi yeni putların yanında, asıl büyük put paradır. Her put kırıldığına göre, en büyük putun da kırılacağı zaman gelecektir. Bu da iyimserliğin determinizmi! Biz de kıracağız putları, zamanı gelecek.

Haftaya dize; “Doğacak sabahlar kıvranıyor ufukta” (Ayten Mutlu, Afrodisyas Sanat, Sayı 49)