Racona ters işler!
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

Siyasal dilin mahalle ağzına dönmesi çağın ruhuna uygundur. Siyaset kurumu mu bu utanılacak dili iktidar kıldı yoksa ahali bu dilden anladığı için mi kullanıma girdi iyi bir tartışma konusudur. Bana sorarsanız cumhuriyet dille ilgilidir ve ne vakit burada ricat başlamıştır, düşünsel sefalet iktidar olmuştur. ‘Dil devrimi’ üzerinde tepinenler, ısrarla karşı devrim talep etmektedir. Dil dediğim sadece sözcüklerin yenileşmesi, arılaşması değil, aynı zamanda üslubun da biçimlenmesidir. Cumhuriyet’le birlikte; tepeden bakan, buyurgan, külhanbeyi ağız bırakılmış; yerine eşitlikçi, duyarlı, demokrasi dili kurulması amaç edinilmiştir.

Şimdi ne Cumhuriyet’e ne Osmanlı’ya benzeyen bir dönemdeyiz, bize özgü olduğu savlanan başkanlık sistemi içinde kıvranıyoruz. Haliyle karşımızda yeni bir dil var. Yaratılmaya çalışılan ‘reis’ kültü üzerinden yürüyor tüm işler. Reis hepimiz adına iyiyi, güzeli, doğruyu buluyor ve onun hikmetinden de sual edilemiyor. Eski Türkiye diye tarif edilen ve tüm kötülükleri, baskıyı devlet diye tarif eden anlayış, bunu bir kişi de toplayarak sorunu çözdüğünü iddia ediyor. ‘Vesayet’ ortadan kalkacak diyerek girilen yolda, bu güne dek görülmemiş, yepyeni bir vesayet ortaya çıktı. İki yüz yıllık aydınlanma, modernleşme, demokrasi çabası, deneyimi ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu mümkün mü derseniz, bence o kadar kolay değil.

Bu yeni vesayet düzeninin kendine özgü kahramanları da var elbet. Kantarın topuzu kaçınca, mutlak hâkim ‘reis’ müdahale etmek zorunda kaldı ve buyurdu ki: “Kimse benim yerime racon kesmesin, gerekirse raconu ben keserim” Bu söylem yukarıdaki tarife tıpa tıp uygun. Bu yeni düzende fikir açıklamak söz konusu değildir. İki nedenden dolayı; zaten ortada bir fikir yoktur, fikri olanların da söyleyecek zemini yoktur, yasaktır. Dolayısıyla ancak böyle bir yapıda racon kesilir. Racon hukukun bittiği yerde başlar. Kendince kuralları var elbet.

Reise yaslanarak çevreyi tehdit eden, iktidar devşiren basıncılar, siyasetçiler, akademisyenler, kanaat önderleri şimdi kara kara düşünmektedir sanırım. Reisin pek vefalı olduğu da söylenemez. Düne dek en iyi tetikçisi olanları bile boş çuvala çevirip, fırlattı attı. Bu da işin doğasında var. Mutlak iktidar isteyen bir hükümran, kendi adına bile olsa, herhangi bir paydaş istemez. Liberaller böyle çöp oldu mesela ve Gülenciler de! Dün Perinçek’in adamları hakkında açılan davayı okudum, onlar da son kurban.

Racon kesmek hayatın farklı alanlarında rastladığımız bir tutum. Söz gelişi yanında eşi, çocuğu olan biriyle kavgaya tutuşulmaz. On kişi bir kişiye çullanmak racona terstir. Yani diyeceğim, kendince bir kural, denge vardır bu kabadayı dünyada. Ya da eskilerde böyleydi. En azılı kabadayılar mahallesindeki yoksulu korur, kollardı. Elbet bunu herhangi bir meşruiyet sağlamak, bu davranış biçimini haklı kılmak için yazıyor değilim. Ama işte bir racon vardı…

Şu örnek tam durumu izah eder sanırım… Geçen gün elinde sopalarla, mahallesinde bulunan LGBT bireylere saldırdı bir grup delikanlı(!) İsyan eden LGBT’ler: “Gücünüz bize yetiyor, ahlakınızı biz bozuyoruz öyle mi? Ensar’da çocukların ırzına geçilirken neredeydiniz?” diye haklı bir soru yöneltti. Ardından bir ülkücü mafyanın yakını, kendi de ülkücü olan adam, on beş yaşında erkek çocukla basıldı… Soruyorum: Güçsüze vurmak, güçlünü yanında olmak mıdır racon?

Diyeceğim şudur: Mahpusta iki insan can vermek üzereyken, Saray’da oturmak vicdana sığar mı mesela? Binlerce insan KHK ile görevinden uzaklaştırılıp açlığa mahkûm edilirken, onlara nispet yapmak ahlaka uygun mu mesela? Atanamayan gencecik öğretmenler bir bir canına kıyarken, çocuklarına gemicik almak, utanmazlık değil mi söz gelişi? Seçim sırasında kural değiştirmek, ohal koşullarında sandık koyup, iktidar devşirmek mertçe mi acaba? Halkın seçtiği siyasileri, sorgusuz sualsiz içeri tıkmak delikanlılık mıdır? Devletin tüm olanaklarını seferber edip, basını baskı altına alarak, rakibinin elini kolunu bağlayarak seçim yapmak ne kadar dürüstçe? Çoğaltabilirim…

Racon kesmenin bir yolu, yöntemi vardı eskilerde. Yüz yüze olmak ilk kuraldı. Kılıçdaroğlu ekrana gel dediğinde kaçmak racona ters değil mi? Ya da soru soracak gazetecileri içeri tıkmak, işinden etmek racona uygun mu?