Radikal İslamcı şiddet ve ne yapmalı?
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleştirilen Charlie Hebdo Katliamı birçok açıdan milat oldu. Özellikle de radikal İslamcı şiddetin sorgulanmasına dair. Lafı dolandırmaya gerek yok. İslamofobi, Müslümanların ezilmesi gibi kaçak yollara sapmanın da. İnsanlığın bugüne kadar yarattığı tüm birikimleri tehdit eden ve gün geçtikçe güç kazanan radikal İslamcı bir terör ile karşı karşıyayız. Üstelik bu şiddet onların deyişiyle sadece “düşman” Batı’yı ve Haçlı İttifakı’nı hedef almıyor. Bugün yerküredeki Müslüman ülkelerin tamamına yakını da bu şiddetin etkisi altında. Ki bunların bir kısmı da şeriatla yönetilen ülkeler.

• • •

Avrupa’nın göbeğinde meydan okurcasına katliam yapma cüretini gösteren radikal İslamcı şiddet nasıl oldu da bu kadar palazlanabildi. Sorunun yanıtının büyük kısmı insanlığı Ortaçağ karanlığına mahkûm etmek isteyen Selefi zihniyette, ancak diğer   kısmı da pazar günü Paris’te kol kola yürüyen liderlerde gizli. Afganistan, Irak işgaliyle başlayan, Libya saldırısıyla devam eden, Suriye’deki vekalet savaşıyla şiddetlenen Ortadoğu stratejisini dizayn eden siyasi mühendislerin bu şiddetteki payını hatırlatmak lazım. Cihatçı terör bir bumerang misali dönüp dolaşıp kendilerini de vurmaya başladı.

• • •

Yıllardır aralarında Hollande ve Davutoğlu’nun da olduğu liderler tarafından cihatçı vandalizm desteklendi. Bu cihatçılardan on binlercesi Suriye’nin başına musallat edildi. ABD Ulusal İstihbarat Örgütü Direktörü James Clapper’ın geçen aylarda Beyaz Saray’a sunduğu rapora göre Suriye’de savaşan 50 ülkeden 76 bin cihatçı var. Aynı raporda ABD’nin muhalif adı altında bu gruplara yaptığı mühimmata da yer verilmiş. Benzer şekilde Alman istihbaratı da on binlerce cihatçının Suriye’de olduğunu raporlaştırdı. İşte bu sayıları tam olarak saptanamayan cihatçılar kollandı, korundu.

• • •

“Yeni Türkiye”nin sahipleri uzunca bir süre IŞİD güzellemesi yaptı. Paris’teki liderler yürüyüşünde ön sıradan bir yer kapmaya çalışan perişan hali kameralara yansıyan Başbakan Ahmet Davutoğlu “IŞİD öfkeli bir topluluktur” çıkışı unutulmuş değil. Davutoğlu’nun “Öfkeden bir araya gelmiş insanlar topluluğu” için Türkiye adeta “cihat otobanı”na dönüştürüldü.

• • •

Paris’teki çifte saldırılardan arkasındaki iki örgütten birisi IŞİD. Ötekisi ise Yemen El Kaidesi. IŞİD, bundan yaklaşık yedi ay önce önce Irak ve Suriye’de İsviçre büyüklüğündeki bir alanı kontrol eden ve sonrasında halifeliğini ilan ettiğinde birçokları bu kanlı örgüte toplumsal bir meşruiyet kazandırma yarışına girmişti. Bu vandallığı meşrulaştıran, öfkeli Arap gençlerinin isyanı olarak değerlendiren yorumlardan ortalık geçilmiyordu. Hatta o kadar ileri gidildi ki IŞİD için Sünni Arap halklarının ulusal kurtuluş hareketi diyen sol liberaller dahi çıktı. Hatta ve hatta IŞİD’i Bolşeviklere benzetenler de oldu. Bir ara bugün IŞİD şemsiyesi altına toplanan radikal İslamcı cihatçıların Suriye’ye  “demokrasi” ve “özgürlük” götüreceği iddia ediliyordu.

• • •

Charlie Hebdo saldırısından sonra, sadece Avrupa’da değil bütün dünyada birçok şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikâr. Fransa’nın emperyal işbölümündeki görev ve sorumluluğu düşünüldüğünde karşı hamlenin daha da kanlı olacağı muhakkak. Barack Obama şimdiden dünya liderlerini şubat ayında Beyaz Saray’da toplama kararı aldı. Yemen’e yönelik olası bir emperyalist saldırının eli kulağında.

• • •

Şimdi kafaları karıştıran temel soru şu: Radikal İslamcılarla mücadele, ama nasıl? Düğüm tam da burada kilitleniyor. Bir tarafta IŞİD, El Kaide ve türevlerinin yol açtığı barbarlık, diğer yanda emperyalist zorbalık. Ortada ise mazlum halklar. IŞİD’e dur denmese zulümleri her geçen gün artacak. Dur demeye soyunan güçlere kanılsa radikal İslamcıların yol açtığı acıya paralel bir zulüm halkların yakasından düşmeyecek. İki ucu kirli değnek. Ancak Sloven düşünür Slavoj Zizek’in “Ama Charlie Hebdo da Müslümanları gereğinden fazla kışkırtıyor ve aşağılıyordu” tarzı ikazlara hiç prim vermemeliyiz ikazı kulağımıza küpe olmalı.