Radikalizm ve ölçü

Albert Camus’nün 1951’de yayımlanan ‘Başkaldıran İnsan’ başlıklı felsefi incelemesi bir yönüyle anarşizme övgüdür. Ama, çok da sorunludur bu övgü; çünkü, Camus’nün amacı radikal politikalara sınır ve ölçü getirmek, radikal politikaları ehlileştirmektir. O, başkaldırı kavramını devrimi reddetmek için kullanır. Camus için başkaldırı radikal kopuşların, dönüşümlerin, dönüştürücü politik eylemin sınırı. Devrimlerin alternatifi.

Başkaldırı adil olmayan bir durumla karşı karşıya gelindiğinde doğar. Adaletsizliğe tepkidir; ama Camus bu tepkinin ölçülü olmasını ister. Politik görüşlerindeki esas sorun da buradadır. Zira, Bronner’in çok isabetli vurgusuyla, başkaldırı ve ölçülülük birbiriyle uyuşmazlar. (x) Ölçülülük çoğu kez, somut çıkarlara dayalı araçsal aklı temel alır, pragmatik politikalara kaynaklık eder. Aslında, Başkaldıran İnsan’daki ölçülülük fikrinin bir kısmı hiç de yeni değildir. Toplumun, sosyal hayatın yenilenmesinde ölçülülük düşüncesi Aristo’nun Politika’sı kadar eskidir.

 Camus başkaldırı ve devrimi birbirinden ayırır, ikincisine kuşkuyla bakar.Politik devrim fikrini sorgular. Radikal ütopyacı projeler hayata geçirildiğinde bunların bir aşamada terör rejimlerine dönüşmelerinin handiyse kaçınılmaz olduğunu düşünür. Ona göre devrim zorunlu olarak şiddete, teröre yol açar, bireyi kolayca gözden çıkarır. Devrim geçmişten gelen bütün değerleri yok etmeyi amaçlar, bu nedenle de nihilizme varır.

İspanya içsavaşı’nda desteklediği anarşistlerin, cumhuriyetçilerin yenilgisi, Nazizmin gerçekleştirdiği büyük kıyımların, toplu infazların, kitlesel katliamların yol açtığı karamsarlık elbette Başkaldıran İnsan’ın sayfalarına sinmişti. Üçüncü cumhuriyet dönemindeki kutuplaşmalara, bunların yol açtığı sağ ve sol radikalizmlere bir tepki olarak da okunabilir.

 Camus bir yönüyle uzlaşmaya yüksek değer atfeden bir reformcu, radikalizmden ürken, ılımlı ve ihtiyatlı bir sosyal demokrat, bir sağduyu düşünürü olarak görünür. Ütopyacı siyasetleri soyut idealleri mutlaklaştırma, totaliter hareketleri meşrulaştırma aracı olarak görmüştü. Bu onun soğuk savaş ideolojisine en çok yaklaştığı noktadır ve tam da bu düşüncelerinden dolayı anti-komünist tarihçilerce övülmüştür. Ama onu salt bu yönüyle ele almak yanıltıcıdır. Daha açık bir ifadeyle, onun anarşizme yakınlığını, anarko-sendikalist hareketle kurduğu bağları göz ardı edersek haksızlık yapmış oluruz.

Camus aynı zamanda Paris Komünü’ne ilgi duydu, Komün’ü devletin alternatifi olarak gördü. İspanya iç savaşında anarşistleri destekledi. Dostluk kurduğu Rus anarşist Ida Mett ona,Rusya’daki anarşist akımların devrim esnasındaki eylemleri konusunda bilgi verdi ; Başkaldıran İnsan’ı yazarken bu bilgilerden yararlandı.

Camus’nün anarko-sendikalist hareketle kurduğu yakınlık 1930’lu yılların ikinci yarısına kadar uzanır. İspanya’da anarşizmin gelişmesini dikkatle izliyordu. İkinci Dünya Savaşı başında Pascal Pia ile birlikte Le Soir républicain adlı gazetenin editörlüğünü yaparken ortaklaşa kaleme aldıkları editöryal yazılarda sol liberter düşünceleri  dile getirdiler. Fransa’daki milliyetçiliği eleştirdiler, vicdani retçiliği desteklediler.  Camus ancak bir yıl yayımlanabilen ve 1940’da işgalden hemen sonra kapatılan bu gazetedeki anarşist bir perspektifi olmayan yazılarında da alternatif bir dünya düzeni öneriyordu; örneğin, doğrudan bireylerin seçeceği temsilcilerden oluşacak ve ulus devletlerin atadığı temsilcilerden oluşan BM’in yerine alacak bir dünya parlamentosu düşüncesini savundu.

1951’de Başkaldıran İnsan’ın yayımlanmasını izleyen yıllarda anarşist çevrelerle ilişkisi yoğunlaşarak sürdü. De Gaulle, Franco’yu gücendirmemek için kapattırıncaya değin Fransa’ya sığınmış İspanyol anarşistlerinin çıkardıkları Solidaridad Obrera adlı dergide yazdı. 1957 yılında Nobel ödülünü almak için Stockholm’e gittiğinde  Uppsala Üniversitesi’nde öğrencilere bir konuşma yaptı. Bu konuşmayı İsveçli anarko-sendikalistlerin yayımladıkları Arbetaren (İşçi) dergisi organize etmişti. Yine 50’lerin ikinci yarısından itibaren, vicdani ret beyanında bulunduğu için hapis cezasına çarptırılan, bu nedenle de İsviçre’ye kaçan pasifist, anti-militarist Jean-Paul Samson’un çıkardığı Témoins adlı derginin yardımcı editörlüğünü üstlendi. Önce Doğu Almanya’da, daha sonra Macaristan’da patlak veren işçi isyanlarını, kurulan işçi konseylerini destekleyen yazılar kaleme aldı.

 Jean-Paul Samson’ı tarihsel bir belgeyi, Simone Weil’in Katolik yazar Georges Bernanos’a 1938 yılında yazmış olduğu ve İspanya’da iç savaş sırasında anarşistlerin saflarında tanık olduğu şiddeti eleştiren mektubu yeniden yayımlamaya ikna etti. Bu mektubun on yedi yıl sonra Témoins’da yayımlanması anarşistler arasında bir özeleştiri dönemini başlattı. Bu olay anarşistlerin eleştiriye açık olmalarını göstermesi bakımından önemlidir.

Camus’nün okuma-yazma bilmeyen, yoksul, temizlikçi, çamaşırcı annesine duyduğu sevgi bütün yoksullar için geniş bir empatiye dönüşmüştü. İnsanlık onuru, kardeşlik gibi yüksek insani ilkelere bağlı kaldı. Giyotinlere, idam sehpalarına ve infaz mangalarına hep karşı çıktı. Ama, devrimlere de bunları meşrulaştıracaklarını ileri sürerek tavır aldı.

Camus anarşist değildi. Anarşizme sempati duymuş, anarşistleri desteklemişti. Ne ki, Başkaldıran İnsan’daki tezleri, radikalizme sınır getirme çabaları sonuçta anarşistlerce onaylanacak görüşler değildir. Camus’nün düşüncesinde genel olarak özgürleşme siyasetlerini destekleyenlerin, bu soy siyasetlerin içinde yer alanların kabul edemeyecekleri bir şey daha var: Onun çok yücelttiği birey aslında veri olarak insandan ibaret. Daha açık bir ifadeyle, bireyi özgürleşme siyasetleri içinde, bugünden çok daha insani bir geleceğin kurucu öznesi, yabancılaşmayı aşmaya çalışan bir insan olarak düşünmüyor. Sartre ile Camus arasındaki önemli ayrılık noktalarından biridir bu aynı zamanda. Sartre’da insan şimdiki zamanı aşan, bütünsellik kazanmaya çalışan bir varlık olarak geleceğe yönelmiştir. Oysa, Camus’de böyle bir yöneliş söz konusu değildir, birey ancak şimdiki zamanda ve veri olarak vardır. Badiou’nun da belirttiği gibi insanı bir gelecek projesi içinde değil de, salt şimdiki zamanda düşünmek, onu doğal bir kategori olarak kabullenmek tehlikesini taşır.
( x )- Stephen Eric Bronner, Camus : Bir Ahlakçının Portrsi, çev.T.Sağlam, İletişim
 Yayınları, 2012, s. 100-02

BİZİ TAKİP EDİN

359,923BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,876AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL