Rakı erbabı zarif bir insandır
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Çilingir zarafetinin vazgeçilmez parçası kendinden güçsüz olanı kollamaktır. Bir alttakine yol vermektir. Alttakilerin, güçsüzün her zaman haklı olduğunu bilmektir. Misafire, yabancıya, yaşı büyük olana hürmet etmek, yerken içerken karşındakini beklemektir

Zerre kadar bilimsellik bulunmayan bir anket yaptım. 10 tane entelektüel ve rakıyla özel bir ilişkisi olmayan arkadaşıma aynı soruyu sordum: “Çilingir erbabı” deyince aklınıza ne geliyor?

Hepsi bir şeyler söyledi. Söylediklerinin keşisim noktası zarafetti, nezaketti. Hakikaten öyle değil mi? Yaşayan en ünlü akşamcı ağabeylerimize bakalım: Vefa Zat, Aydın Boysan, Refik Durbaş, İlhan Eksen, Deniz Gürsoy… Bu birbirine hiç benzemez ağabeylerimizin buluşma noktaları da zarafet değil mi? Yahut gidin tektekçi müdavimlere filan bakın. Zarafet hepsinin gözlerinden akar.

Ama beni en çok üzen, bu kelimelerin Türkiye’de pek karşılığı olmayışı, önemsenmeyişi. Hele bu büyüyen orta sınıfla birlikte memleketteki temel alışkanlığın öbürünü kollamak yerine ezmek haline gelmesi durumu iyice fenalaştırdı. Girin Google görsel aramasına, ‘zarafet’ yazın, manken fotoğrafları çıkıyor. Kibarlık yazın, “Kibarlık budalası” oyunu ve Haldun Dormen... “Kibar” yazarsanız da Kibar Feyzo münasebetiyle Kemal Sunal çıkıyor. Türkçe içeriğin bu kelimelerden anladığı bu kadar yani.

Göstermelik nezaket

İki türlü nezaket var bu hayatta. Birincisi en yaygın olanı. Göstermelik nezaket. Bunun pek bir kıymeti harbiyesi yok kanaatimce. Mesela batı memleketlerinde, kuzeye gittikçe artan bir plastik, adeta botokslu, felçli gülümsemesi vardır meşhur. Karşılaşınca selamlaşırken gülümseşirler. Dikkat edin, üst tabakalara çıkıldıkça uzayan bir müddet gülümseme sonrası yüz durumunu bozmamaya çalışır. Eciş bücüş kalır. İşte o bir kaç saniyede bütün sahtekarlık yere doğru akar. Şimdi bu nezaketse ben kristalleşmiş rakıyım.

Kadınların bu tuhaf nezaket anlayışından çektiklerine ne demeli? “Bir ‘bayanla’ nasıl konuşulacağını bilmiyor musun?” diyenler kadın olsun erkek olsun nezakete uzak insanlardır. Pozitif ayrımcılık her vakit iyidir. Ama ‘nezaket adına’ kadınlara abuk subuk jestler yapmak sadece saçma değildir. Jest sahibine işlevsiz bir adalet duygusu zerk eder. Bilumum tutuculuklardan azade enerjik hisseder jest sahibi kendisini: Çünkü kadınların kapısını açıyordur, sigarasını yakıyordur.

Ben çocukken ortalık abuk subuk adab-ı muaşeret kitaplarıyla doluydu. Cumhuriyetin aşağı bir “şey” gördüğü halk için bir eğitim çalışmasıydı bunlar. Bu kitaplar yüzünden benim kuşağımda nezaketi peçete tepiştirecek yeri öğrenmek yahut önce kimin elini sıkmak gerektiğini ezberlemek zanneden epey bir insan yaşıyor.

Aşırı nezaket

Nezaketin ne olduğu konusunda acayip kafası karışık bir ülke bizimkisi. Bir çok münasebetsizlik “iyi niyetle” yapılır bu ülkede. Yol vermeyi bilmez, ezileni kollamaz, çünkü farkında değildir fena bir şey yaptığının. Yol vermeyi bilmeyen o insana yol sorarsın, bilmedi mi özür diler. Sanki bilmek zorundaymış gibi. Hakikaten üzgündür, çünkü yardım edememiştir. Ne bileyim fırın sorarsın sofraya buyur eder.

Hele Fırat’ın öbür yakasında. Çay içmeden sokakta 100 metre ilerlemek mümkün değildir. Muhakkak ve kesintisiz bir izzet-i ikram.

Bütün bunlar “bir yandan da” zarif bir toplum olduğumuzu gösteriyor esasında. Şöyle diyelim: “Özünde iyi.”

Muktedir nezaketi

Hikaye basit: Yukarı çıkan aşağıyı unutur. Muktedir olunca bir kere (askerde er ya da Ak Saray’da Cumhurbaşkanı olabilir bu muktedir) nezaket unutulur.

Mesela subay olunca üniformaya sinmiş bir kibir vardır, bünyeye transfer edilir. O subay bir askeri yerden kaldırdıysa biz faniler gibi kaldırmaz o. Bizim yerden birini kaldırırken olayımız yerçekimiyledir. Yüce bir teveccühtür onun yaptığı.

İmam böyledir de cemaat farklı mı davranır?

Klişedir: Askerde ağacı teslim et adama gölgesini arkadaşından esirger. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı olan da yürürken kafede sigara içene fırça atar. Kurtarma alanına binlerce korumayla gider.

Şehircilikte nezaket

Misal üst geçitler. Herkes bilir ki bir yolun altından ya da üstünden geçilecekse arabalar geçer, yayalar değil. Yayaya merdiven tırmandırmak terbiyesizliktir. Sakat, yorgun yahut hasta olması da gerekmez yayanın. Altı üstü karşıya geçecek adam neyi tırmandırıyorsun sen? Ayrıca çirkindir de üst geçitler. Bakınız Beşiktaş Deniz Müzesi’nin oradaki Guguk Kuşu’ndaki Hemşire’den bile çirkin üst geçiti kaldırdılar, nasıl bir ferahladı oralar.

Fakat ülkemizde nezaket hiç tanınmadığı için yayalar üst geçit yapılınca küfür edeceğine teşekkür eder. Belediye başkanı çok üst geçit yapmakla övünür.

Toplu taşımadan para kazanmak terbiyesizliktir. Medeni ülkelerde sübvanse edilir. Bizde ise pek çok belediye “Geçen sene toplu taşımdan bilmem kaç milyon kazandık” diye hava atar. Kime? Halka... kimin cebinden kazanmıştır o parayı? Halkın, üstelik toplu taşıma muhtaç halkın.. Bu ne? Ben, zarar etmem gerekirken senin üstünden para kazandım! İnsan yaptığı bir kabalığı billboard’a yazıp gururlanır mı?

Yahut o zebra işareti de denilen yaya geçitleri... Şoförler, bu zebra işaretini bir temenni yahut asfalt süsü zanneder. İşin kötüsü yayalar da bu fikirdedir. Hiç kimse oraya bir yaya ayağını bastığında her türlü tekerlek sahibinin durmak zorunda olduğunu, durmamanın büyük terbiyesizlik ve suç olduğunu bilmez. Hakikaten bilmez.

Çilingir’de nezaket

Rakı gibi yüksek alkollü bir içkinin sürekli servis edildiği bir ortamın, yani çilingirin iddiası muhabbet üzerinedir. Muhabbetin saatler boyu lezzetli kalabilmesinin, aynı insanların onyıllar boyu aynı çilingiri paylaşabilmesinin sebebi bu nezakettir. Çilingirden nezaketi çıkarın geriye bir tahta masa kalır.

Çilingirdeki nezaket sandalye çekip sigara yakarak olmaz. Örneğin tablaya kül düşsün, tabak azıcık kirlensin diye kuma yatmış bekleyen garson da makbul değildir. Garson, masanın oturmayan parçasıdır. Birinci işi masayı rahatsız etmemektir. Keza müdavimin birinci işi de garsonu rahatsız etmemektir. Zaten Çilingir’in en birinci kuralı ‘kimseyi rahatsız etmedikçe herşeyin serbest’ olmasıdır.

Ve çilingir zarafetinin vazgeçilmez parçası kendinden güçsüz olanı kollamaktır. Bir alttakine yol vermektir. Alttakilerin, güçsüzün her zaman haklı olduğunu bilmektir. Misafire, yabancıya, yaşı büyük olana hürmet etmek, yerken içerken karşındakini beklemektir. Yapay nezaketler, felçli gülümsemeler, çatal şurada tabak burada filan gibi tuhaf zaruretlerin çilingirde yeri yoktur. Bence bütün snobluğuna rağmen şarap sofrasında bile olmamalıdır.

Şerefe!