Rakip!
ÖZLEM KÜÇÜK ÖZLEM KÜÇÜK

Özellikle futbolda ne çok kullandığımız bir kelimedir rakip! Anlamı nedir diye sorsam eminim çoğunluk, aynı Türk Dil Kurumu’nun da dediği gibi, “Herhangi bir işte, bir yarışta, birbirini geçmeye çalışan, aynı şeyi elde etmeye uğraşan kimse” diyecektir. Daha da fanatikleşirsek; oyunun dışına itmemiz gereken kimse, başarısızlığından mutlu olduğumuz kimse, yolumuza çıkarsa başına gelecekleri hak eden kimse. Oysa rakip, dilimize Arapça’dan gelen ve kökü “gözeten, kollayan, bakıcı” olan masum bir sözcük. Pek ironik!

Konuyu futbola taşırsak maalesef rakip ve rekabet sözcüğünün anlamı daha da karanlıklaşıyor. Yıllardır futbol içindeki şiddetten, holiganizmden, fanatizmden söz edip; saha içi ve saha dışında yapılacaklardan bahsediyoruz. Fakat toplumun farklı alanlarındaki olaylar gibi futbol içindekiler de toplumsal hafızamızın kurbanı oluyor. Fenerbahçeli futbolculara Rize dönüşü yapılan saldırının üzerinden kısa bir süre geçti. Herkes sıcağı sıcağına farklı açıklamalar yaptı. Bizler tribündeki küfürlü tezahüratlardan, sahaya atılan su şişelerinden şikayet ederken birileri bir takım otobüsüne -hangi takıma yapıldığının zerrece önemi yok- silahlı saldırıda bulunuyor. Buraya kadar olay bizim ve yetkililerin dışında gelişiyor. Fakat sonrası elbette tanıdık kaos! Memleketçe kriz senaryolarına hiç hazırlıklı olmadık, tamam.  Meydana gelen olaylarda halk olarak genelde “Allahın işi, kısmet, mukadderat, olacağı varmış” refleksiyle yaklaşırken; yetkili ağızlar “ Araştırıyoruz, açıklama yapacağız, MOBESE kameraları inceleniyor, yetkililer görevlerinin başında” şeklinde yaklaşıyor. Bahsi geçen konuda ise olay içler acısı! İlk tepki saldırının “taş atma” olabileceği yönünde! Şoför ağır yaralı, otobüs camında kurşun deliği ama açıklama “taş mı, silah mı bakacağız”

Sonrasını muhtemelen herkes takip etti. Fakat bugün gelen noktada gözaltına alınan iki kişi “kontrol şartıyla” sebest bırakıldı. Adliye önündeki taraftarlar - artık kimin taraftarıysa- sevinç çığlıkları atıp “ daha da acısı “Utanmayın, Trabzon sizinle gurur duyuyor.” diye bağırıp Trabzon Valisi’ni istifaya davet etti.

Futbolda rekabet hep var ama ya düşmanlık? Fenerbahçe - Trabzon, Beşiktaş - Bursaspor, Karşıyaka - Göztepe, Elazığ - Malatya... Haydi futbolseverliği geçtim düzgün taraftar olsak bari. Dostluğu geçtim düşman olmasak bari. Yapılan saldırı sonrasında lig bir hafta tatil edildi. N’oldu peki, hiç. Saldırı Fenerbahçe’ye yapılmış değil, futbola da yapılmış değil. Saldırı terördür. Bir daha ve hatta daha kötüsü olmaması için ne yapılıyor? Güvenlik sebebiyle stada girerken cebimdeki bozuk parayı almakla, “O yol zaten güvenli değildi” demek aynıdır. Sen güvenliğimi sağlayamıyorsun diye neden ben cebimdeki paraları sana veriyorum, neden taşlı dağ yollarından gidiyorum havaalanına?

İnsanoğlu kötüdür. Daha pozitif bakmam gerekirse hepimizin içinde kötülük var. Yetkililerin davranışına ya da “bir kısım” Trabzonlu’ya “vah vah” diyeni sosyal medyaya davet ediyorum. “Kurşun keşke Volkan’a, Emre’ye gelseydi” diyen “Neden lastiğe nişan alıp otobüsü devirmedin, hepsi ölseydi” diyen Beşiktaşlılar, Galatasaraylılar var. İşte bir gün bu adamlar tribünde saldırıya uğradığında; karısı, annesi, kızı tribünde tacize uğradığında karşılaşıp gözünün içine bakmak isterim. Kötü insanlardan kendimi korumak benim vazifem değil, o kötü insanları teker teker tribünden de, hayattan da kazıması gereken sizlersiniz yetkililer! Artık her kimseniz.