Rant makinesi sit alanlarına girerken!
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL

Başkanlık sistemi, Suriye, Kürt sorunu gibi büyük siyasetin konularının gölgesinde kalan, öyle kaldığı ölçüde de tıkır tıkır işleyen rant makinesi çalışmaya devam ediyor. Bir fetih makinesi mantığıyla işleyen büyük siyasetin konuları kuşkusuz önemli; büyük sorulara küçük yanıtlar verildikçe dört bir yanda insanlar ölüyor; üstelik ölen sadece insanlar da değil; bu amansız fetih makinesinin karşısında koskoca kentler yenik düşüyor!

Fetih makinesi cephesinde durum böyleyken, birikim rejiminin merkezine yerleştirilen rant makinesinin yol açtığı kıyımı hafife almayalım. Günaşırı inşaat iskelelerinden düşüp ölen işçiler anaakım medya için haber değeri taşımıyor olabilir. Parkta dolaşmaya gidip yaşamından olan genç kadının akıl almaz hikâyesini de sıra dışı bir durum olarak bir kenara koyabilirsiniz.

Lakin fetih makinesi gibi rant makinesi de bir tek insanları öldürmüyor; madenlere el koyma uğruna eritilen dağlar, HES’lerin tüketip, kirlettiği sular, yüzyıllara kafa tutmuş, zeytin ağaçları birer birer yaşamdan kopup, ölüme yatıyorlar.

Dağlar, yaylalar, vadiler, derken rant makinesinin menziline bu kez sit alanlarının girdiği anlaşılıyor. BirGün’ünde yer bulan bir haberde hükümetin, bir bütün olarak sit alanlarının derecesini düşürmek ve alanlarını daraltmak için, daha önce bu konularda sicilinin pek parlak olmadığı anlaşılan bir şirketle anlaştığını öğreniyoruz. Şimdi o şirket sit alanlarına yönelik Türkiye çapında bir çalışma yapacak ve yine anlaşılan o ki; bu işi kökünden çözecekler.

Sit alanı olarak tespit edilen yerler kimi durumda doğal özellikleri, kimi durumda tarihi kültürel mirasa konu olmaları nedeniyle etrafına sınırlar çizilerek korunan yerlerdir. Sit alanı belirlemesi yapılırken, taşıdığı değere uygun biçimde 1. 2. 3. derece olarak bir sınıflandırma yapılır. Sit alanının 1. derece olanına halkın ifade ettiği biçimiyle çivi bile çakamazsınız; derece düştükçe bir takım uygulamalara kurallara uyulması şartıyla sınırlı yapılaşma izinleri verilir.

Geçmişe bakarak sit alanı ilan etmenin doğal ve kültürel mirasımızı korumak konusunda büyük başarılar getirmediğini söyleyebiliriz. Ama hala elde avuçta bir şeyler varsa, onları da bu tür bir sınırlayıcı aracın varlığına borçlu olduğumuzu kabul etmek zorundayız. Bugün birçok proje alanı, kiraya verilmek istenen maden sahası, ya da HES projelerinin hedeflediği yerler sit alanı statüsüne sahip olduğu için bu niyetlerin gerçekleştirilmesinde sıkıntılar yaşanıyor.

Ancak son dönemde bu direnç büyük ölçüde kırılmış bulunuyor. Koruma Kurulları yapılan uygulamaları aklamayı hedefleyen sit alanı derecesini düşürme girişimlerine nadiren direniyor. Dört bir yanda, sit alanlarını daraltan, derecesini düşüren koruma kurulu kararları alınıyor. Bu durumun iyi bir örneği Cumhurbaşkanı’nın kendi villasının da olduğu Urla’daki sit alanı oluşturuyor. Yasal olmayan biçimde sit alanında inşa edilen bu villaları yasal kılmak için sit alanının derecesi ilgili koruma kurulu tarafından düşürüldü. Cumhurbaşkanı’nın çok kızdığı TMMOB Odaları bu kararı yargıya taşıdılar. Yargı uzayan bir süreç sonunda sit alanı derecesini düşüren kararı iptal etti; villalar bir kez daha hukuksuz hale geldi.

Bugün birçok başka yerde yapılmak istenen projenin önünde de, Fırtına Vadisi’nde olduğu gibi, sit alanı kapsamında olmanın yarattığı engeller var. İşte o yüzden belli ki iktidar sahipleri en tepeden başlayarak kızgınlar ve işi kökünden çözmek istiyorlar.

İşte tam da bu noktada ben anayasa ile sit alanları arasında bir benzeşme görüyorum. Birisi fetih makinesinin, diğeri rant makinesinin önünde esaslı engeller olarak duruyor. Öyle ya; nedir o, çivi çakılamayan 1. derece sit alanı gibi duran Anayasa’nın ilk dört maddesi. Hadi onlar değişmedi, bari Başkanlık sisteminin önünü açacak biçimde bir değişikliğe gidilsin (2. derece), olmadı Cumhurbaşkanı partili olsun (3. derece). Olsun ki, fiili durum yasallık kazansın.

Lakin bir de villa meselesi var; düşürülen sit derecesi mahkemeden dönünce, villa yasallaştırılması gereken bir başka fiili durum olarak kaldı. O zaman yapılması gereken ortada; sit alanı derecesi düşürülecek, olmadı alan daraltılıp, villlar dışına çıkarılacak.

Diğer bir anlatımla Anayasa değiştiği gün fetih, sit alanları daraltıldığı dakika rant makinesinin önü açılmış olacak; dahası geride bıraktıkları “fiili durumlar” yasallık kazanacak!

İyi de insanı, deresi tepesi, vadisi, ağaçları, kentleri ve güvercinleriyle bu makinelerin geride bıraktığı bunca ölüyü nereye koyacaksınız? Bunca ölüm nasıl yasallaşacak?