Rap'in yeni soluğu Ezhel: Muktedirlere gıcık oluyorum!
15.04.2018 10:18 BİRGÜN PAZAR
“Benim muktedirle ilgili hep bir sıkıntım oldu. Dünya düzeninde insanların hiçbir erdeme sahip olmadan güce sahip olması benim için ters bir durum. Hiyerarşiye saygı duyarım ama bunun için ortada bir erdem olması lazım”

BURAK ABATAY - @abatayburak
Fotoğraf: Cansu Önder

Ezhel, bir süredir hayatımızda. Her yerde onun şarkılarını duyuyoruz. Konserleri kapalı gişe. Rap dinleyenler de, dinlemeyenler de bütün şarkıları ezbere söylüyor. Bu çılgınlık Ezhel’in geçtiğimiz yıl yayımladığı ‘Müptezhel’ albümüyle beraber geldi. Asıl adı Ömer Sercan İpekçioğlu olan Ezhel bir rap ve reggae müzisyeni. Doğaçlama rap yarışmalarında kazandığı ödüllerle de adını duyurmuş, Türkçe rap için yeni bir soluk olan Ezhel’le bir araya geldik ve müziğini konuştuk.

■Bu şan, şöhret, ün… Nasıl gelişti? Bekliyor muydunuz?
Beklemiyordum. Tahmin edemezdim böyle bir etki olacağını. Ben sadece kendim için ve Türkçe rap dinleyicileri için onları tatmin edebilecek güzel bir albüm yapmak istedim. Albümün Türkçe rap dinleyicisinin dışına çıkması tabii ki beni de mutlu etti. Ama bunu beklemiyordum. Bir anda oldu.

■Türkiye’de rap müziğin popülaritesi yıllar geçtikçe artıyor. Artık anaakım bir müzik türü gibi. Buna nasıl yorumluyorsunuz?
Cartel’den beri Türkiye’de rap her zaman vardı aslında. O zaman adamlar stadyum konseri verebildiler. Arada belli karanlık dönemler olmuş, iyi işlerin ortaya çıkmadığı. Sonra tekrar Ceza ve Sagopa’ların dönemiyle beraber yine bir yükselişe geçti. Bir döngü gibi geliyor bana. Ama sanırım bu sefer biraz daha alt yapısı sağlam oldu diyebilirim. Eskiden daha bireysel çıkışlar oldu ama şimdi topyekûn bir şahlanış var. Birçok kişinin ayağı gazda bir şeyler yapmak için. Dünyada da hiphop bir trend. Müzik listelerinin çoğunu ele geçirmiş durumda. Amerika’da da Avrupa’da böyle. Dönemsel olarak bu dönemin hâkim müziği hiphop. Hiphop hep alternatifti. Ama şimdi anaakım müziklerin hiphoplaştığını görüyoruz. Amerika’da da popçular hiphop soundları kullanıyor.

Rap’i kültür olarak yaşayan geniş kesimler var
■Bizde nasıl?
Türkiye’de biz rapçiler çok fazla TV’ye ve anaakım medyaya girememiştik. Ama bugünlerde art arda güzel işler çıktı, dizilerde, medyada sıkça yer aldı. Daha önce rap hep kullanılmaya çalışıldı bir yerlerde ama ciddi işler değildi; eğlence malzemesi gibi kullanıldığını düşünüyorum. Oysa rap’i kültür olarak yaşayan çok büyük bir kalabalık var Türkiye’de. Rap, kendini ifade etmeye dayanan, ezilenlerin sesi olmuş ve de kökenlerini buradan alan bir müzik. Dediğim gibi eğlence amaçlı çok fazla suistimal edildiğini düşünüyorum. Şimdi rap’i icra edenler olarak artık daha özgürüz. Artık yaptığımız işler dalga geçilen, eğlence malzemesi olmaktan çok dizilere, filmlere soundtrack olabiliyor. Rap müziğin tekrar yükselmesi kaçınılmazdı, bir yandan da hedef için doğru atışlar gerekiyordu. Üst üste güzel işler çıktı ve ilk defa rapçiler birbirlerine köstek olmaktan çok birbirine destek oldu. Birimiz kaybedince, hepimizin kaybettiğini öğrendik. Yaşadığımız 15 yıl bize bunu öğretti.

■Rap müziğin toplumla kurduğu ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye’de insanların müzikte gördüğü temaların çoğunu aşk oluşturuyor. Rap birkaç değişik konuya daha değiniyor. Hayatın içinden sosyolojik bir çerçeve çiziyor. Rap’le acılarını da, aşkını da anlatabilirsin. Rap’te seni kısıtlayan bir şey yok. Amerika’da sıkıntı çeken Hispanik ve siyahların ortaya çıkardığı bir kültür hiphop. Buradan kaynaklanarak hiphop hep iç içe toplumsallıkla. Toplumdan koptukça, daha da bireyselleştikçe, ki Amerika’da neye ne kadar sahip olduğunu göstermeye dönmüş ve kökünden uzaklaşmış durumda, farklı bir hâle bürünüyor. Ne olursa olsun hiphop her şeyden bahsedebileceği için toplumsaldır. Kaçınılmaz bir şekilde hiphop’ın toplumsallık kanında var.

■Ceza’nın ya da Dr. Fuchs’un röportajlarını okuduğumda yıllar önce Türk Halk Müziği geleneğiyle kurdukları bağı görürdüm. Siz buna katılıyor musunuz?
Kesinlike çok doğru! Ben de abdal kültürünü takip eden birisiyim. Çok benzer yollar ve bakış açıları. Sadece zamanlar ve teknoloji değişik. O insanlar o zamanın rapçileriymiş, biz de bu zamanın abdallarıyız diyebilirim.

Dertler çoğaldıkça rap zenginleşir
■Rap müzik ‘varoş’ mu, ‘zengin’ mi? ABD’de, Fransa’da kocaman altın kolyelerle rap müzik yapanları da, banliyölerde isyan edenleri de görebiliyoruz.
Bunun değişik bir dengesi var. Rap varoş olmak zorunda değil. Anlatacak derdiniz varsa müziğinizi yaparsanız. Derdiniz çoğaldıkça rap’iniz de zenginleşir. Ben de gecekondulu değilim ama Cebeci’de alt-orta sınıf bir yerden geliyorum. Apartmanların ve gecekonduların iç içe geçtiği bir yer. Sen o mahallede bir sınıf mücadelesi içerisindesin. Hayatın sıkıntılarıyla baş ediyorsun ve derdin birikiyor böyle bir koşulda. Nerede doğacağını kimse seçmiyor. Ama biz sokakta büyüyoruz. İster istemez varoş olursan malzemen daha çok oluyor. Varoş sokak demektir ve hiphop sokak kültüründen beslenir. İşsizsin ve açsın. Dertlerin oluşuyor ve rap de sana el veriyor dertlerini anlatman için. Ama sorduğunuz şatafatsa bir biçimde işin sonucu olabilir. Yıllarca bu sıkıntıları çekip mücadele eden insanlar kendilerini ödüllendiriyor olabilir. Hiphop’ta yeri böyle bence. Yıllarca Afro-Amerikalılar zincirlere vuruldu. Onlar da gücü elde edince o altın zincirleri boyunlarına astı. Bir tür intikam bile olabilir bu.

■Siz öyle bir takı taksanız?
Bu bir şov olmaz. Buna kendime bir ödül olarak bakabilirim. Ama zaten varoştan geliyorsanız o varoşu asla bırakamazsınız. Öyle bir dünya yok. Doyması gereken bir sürü de karın oluyor. Oraya dostlarımla, hep beraber geldim çünkü.

■Rap müzik sözlere dayalı bir müzik. Siz nasıl oluyor da altyapıları zenginleştirebiliyor ve müziğiniz de söz ettirebiliyorsunuz?
Yıllarca müziğin üzerinize sadece rap’imizi okuduk. Dinlenebilirlik açısından artık bizim biraz da ‘şarkı’ yapmamız gerekiyordu. Şarkının trafiği gibi, es’ler gibi formüllerim var. Bir nota bir müzik için ne kadar önemliyse, sessizlik de o kadar önemli. Bunları zamanla öğreniyorsun. İlla rap müzikte de değil. Rock için de, diğerleri için de geçerli. Bunları müziğimize aktardıkça işlerin daha çok tuttuğunu fark ettik. Kendi kendime düşünürken doğal olarak fark ettiğimiz şeyler.

Anca bağırıyorum
■Sizin sözlerinizde de sizi ayırt etmemizi sağlayan bazı noktalar var. Hukuksuzluğa ve iktidara karşı bir ses çıkarıyorsunuz. Bir yandan da illegaliteden bahsediyorsunuz. Tüm bunlar yan yana gelince nasıl bir Ezhel tablosu ortaya çıkıyor?
Benim muktedirle ilgili hep bir sıkıntım oldu. Dünya düzeninde insanların hiçbir erdeme sahip olmadan güce sahip olması benim için ters bir durum. Hiyerarşiye saygı duyarım ama bunun için ortada bir erdem olması lazım. Bir basketbolcunun üzerine bir hakimiyet kuramam. Kendim mahallede basketbol oynarım ama o bir profesyonel. O zaman o benim üzerimde bir iktidar sağlayabilir. Bütün insanlar böyle bir süzgeçten geçse çok eşit bir toplum olabilirdik. O yüzden iktidara hep gıcık oldum. Çünkü maalesef böyle bir düzenin içinde yaşıyoruz. Belli uçlar var ve bu gidiş belki dünyayı da yok ediyor. Bunun için de insan parasızken ve hiçbir şeyi yokken bunları sorguluyor doğal olarak. Ortada binlerce haksızlık var ama böyle kesin, değişmez ve adeta kutsanmış bir güç de var ortada. Bu isyan oradan çıkıyor. Çünkü yapacak hiçbir şeyim yok. Vuramıyorum, yıkamıyorum; anca bağırıyorum. Hakkında bir şey bile söyleyemiyorum bunların. Diyorum ki, “Kardeşim burada bir dengesizlik, eşitsizlik var.” Bunu dediğim anda çok tehlikeli birine dönüşüyorum onların gözünde. Bunlar biriktiği zaman da o öfke ve o küfür çıkıyor ortaya. Bir şeyi kötülersin ama bir şey boktansa, o boktandır. Ona kötü demek yetmez. O sertlik de bu yüzden çıkmak zorunda kalıyor.

■Geleceğe dair endişe duyuyor musunuz?
Endişe duymuyorum. Eskiden, ilk gençliğimde daha ‘ateşliyken’ daha farklı düşünüyordum. Ama şimdi çok umursamıyorum. Bu düzen insanı bireyselleştiriyor. Ortada bir mücadele de edemiyorsun. Sindiriliyorsun. Ben elimden geldiğince bir şeyler anlatmak istiyorum. Hiçbir şey için de değmiyor. Kimse de bir şeylerin değişmesini istemiyor. Bu noktada kendi gördüğüm haksızlığa, kendi yapabildiğim kadar karşı çıkmaya çalışıyorum.

■Umudunuz var mı?
Zamanın ileriye gitmesi tek umudum. Bazı insanlar bazı şeyleri geri götürmeye çalışsa da zaman ileriye gidiyor. Bu tezat yaratacak; teknoloji gelişiyor ve geleceğe dair daha açık olabiliyor. Çok kapalı bir yerde de yaşasan dünyanın başka yerinde bir şeylerin değiştiğini gördüğünde sorgulayabiliyorsun. Ben genel olarak umutlu muyum? Değilim. Muktedir var ve onun dediği oluyor.

***

İllegalliği sorguluyorum


■Peki illegallik kavramı? Birden fazla şarkınızda kenevirden ve bir şarkınızda da ‘sosis ve salam’ çalmaktan bahsediyorsunuz.
İllegallik dediğiniz şey, ben gidip kimseyi deşmiyorum. Birilerinden haraç kesmiyorum. Ortadaki illegal durum da saçma olan şeyler aslında. Kimsenin hakkını yemiyorsun ama ortada belli başlı, kesin değişmez dediğin bir güç var. Bu güç mantıksız da olsa kurallarını kendi koyuyor. Dünyada onlarca yerde insanların ilaç olarak kullandığı kenevirden bahsedince ‘illegal’ oluyorsun. Oysaki TV’de silahlar patlıyor. Silah, silah, silah! Her gün üçüncü sayfalarda haber görüyorsun, ölüm, ölüm, ölüm: “Adam cinnet geçirdi karısını vurdu”, “Adam cinnet geçirdi öğretim görevlilerini öldürdü.” Bu kadar bam-bam silah patlayan bir ortam varsa illegalliği de sorguluyorum ben. Sokakta gördüğüm hayatı anlatmam mı illegal acaba? Neler var, ne illegallikler var? Benim yaşadığım sokaklarda insanlar parasız. Parasız olduğum zaman tabii ki de süpermarketten bir şey çalacağım. Çünkü param yoktu. Bunu anlatmam insanlara malzeme oluyor, “ha-ha! sosis ve salam!” diye. Ama yeri geliyordu biz on kişi yaşıyorduk. Yediğimiz yemek de o sosis ve salam oluyordu. İşlenmiş et. Yemesek daha iyi. (Gülüyor) Öyle yapıyorduk ama iki ekmek alıp bir sürü şey çalıyorduk. Çünkü yapacak bir şey yok. Fabrikaya giriyorum, çalışıyorum; para kazanamıyorum. Mavi yakalı da olsan, beyaz yakalı da olsan para yok! Bir yerde yetmiyor. Ama bu adamlarda var. O zaman bu yaptığım illegallik değil. Bu adamların bu kadar sahip oldukları mala rağmen kapılarına bir sepet asması lazım. Bunları düşünen yok. Sosis çalınca o illegallik oluyor. İllegallik oysa o mala sahip olmaktır, onu paylaşmamaktır, TV’deki silahtır.