Referandum: Şeytanın yöntemi
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

İlk olarak 13 yüzyılda İsviçre’de başvurulan referandum, tek adam diktatörlüklerine de yol açtığı için eleştirilen bir yöntem. 1934 referandumunda Hitler’in hem başbakan hem de devlet başkanı seçilmesi hala anımsanan bir örnek.

Türkiye’de 1960’dan bu yana tam beş referandum yapıldı. Dördünden “evet”, birinden “hayır çıkan bu referfandumların altıncısını 16 Nisan’da yapılan Anayasa değişikliği referandumu oldu. Bu kez de yine galip gelen “evet”di.

İlk referandumu 1960 askeri darbesinin ardından yeni anayasa için gerçekleştirdik. İkincisini 7 Kasım 1982’de yine bu kez darbecilerin Anayasası için yaptık. Bu tarihten beş yıl sonra 6 Eylül 1987’de darbe sonrası siyasi yasak getirilen siyasi liderlerin siyaset yasaklarının kaldırılması için yapıldı. 25 Eylül 1988’de yine referanduma gittik ve yerel seçimlerin 1 yıl öne alınıp alınmamasını oyladık. 21 Ekim 2007’de Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilip seçilmemesi yönünde bir kez daha sandığa gittik.

Referandum birçok demokraside var olan bir yöntem ama günümüzde çok sık başvurulan bir yol değil. Bu anlamda sık sık referandum yapan bir ülke olarak bu alanda hatırı sayılır bir ünümüz var. Batı ülkelerinde pek sık başvurulmuyor. Sonuçları açısından pek tutulan bir yöntem değil çünkü. Sonucunun tüm dünyaya felaket getirdiği bir referandum olarak Hitler’in 1934’de hem başbakan hem de devlet başkanı seçildiği referandumu anımsatalım.

İlk İsviçreliler kullandı
Sanıldığı gibi modern zamanların bir icadı değil referandum. İlk olarak 13 yüzyılda İsviçre’de yapıldığını biliyoruz. Bir meydanda toplanan kalabalıkların ellerindeki oy pusulalarını göstererek yaptıkları bir oylama olduğunu söyleyen tarihi kimi belgeler var. O nedenle referandumun doğduğu ülke olarak İsviçre gösteriliyor. Oldukça uzun bir aradan sonra bu kez, 1847’de İsveç anayasasında bir seçim yöntemi olarak yer alıyor.
referandum-seytanin-yontemi-274837-1.
“Şeytanın yöntemi”
Referandumu böyle değerlendiren kişi İngiltere’nin eski başbakanlarından Clement Attlee. Attlee referandumun “Nazizim ile Faşizmin enstürmanı”olduğunu da söylerdi. Böyle düşünmesinin nedeni, sözünü ettiğim Hitler’in bu yolla hem halkının hem dünyanın başına bela olması.

Genellikle diktatörlerin doğmasına yol açtığı ya da diktatörlerin kendilerini “meşru” gösterme aracı olarak kullandıkları referandumun halkların kendi kaderlerini tayin etmede işe yaradığı da düşünülüyor. Gabon, Senegal, Fildişi Sahili, Madagaskar, Kongo, Çad ve Nijer Fransa’dan bu yolla koptular. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Letonya, Litvanya, Gürcistan ve Ukrayna “bağımsızlıklarına” referandumla kavuştular. Daha yakın bir tarihte yani 2006’da Karadağ Cumhuriyeti Yugoslavya’dan, 2011’de de Güney Sudan, Sudan’dan referandum yoluyla ayrılıp bağımsız oldular.

ABD’de durum
ABD’de federal düzeyde bir mekanizma olarak referandum yok, çünkü ülkenin Kurucu Babaları federal sistem yoluyla otonomi sağladıkları eyaletlere bırakmışlar bunu. Ama sık kullanılmış da değil. İlk referandumun 1788’de Massachusetts eyaletinde yapıldığını biliyoruz. Bazı güney eyaletleri de ülke iç savaşa giderken birlikten ayrılmak için referanduma başvurmuşlar.

Çok yakın sayılacak bir zamanda Kaliforniya’nın eşcinseller evliliklerin yasallaşması konusunda konuyu halka götürmek amacıyla referanduma gittiğini anımsıyoruz, 2008’de.

Son yıllarda AB’den çıkmak için gerçekleştirilen ve Brexit olarak tanımlanan İngiltere referandumunu çok sık duyar olduk. Ama bu ülke tarihindeki ilk referandumu 1973’de gerçekleştirdi. İkinci referandumun tarihi ise 1975. Bu referandumda İngilizler ezici bir üstünlükle Avrupa Topluluğu’nda (AB’nin önceki adı) kalma kararı almıştı.

Ortadoğu’da Mısır var örnek olarak karşımızda. “Arap Baharı” sürecinde 19 Mart 2011’de anayasa referandumu gerçekleştirdi bu ülke. Referandum sonucu başkanlığa herhangi birinin aday olması kolaylaştırıldı, başkanlık süresine limit getirildi, seçimlerin demokratik ve uluslararası gözlemcilere açık yapılması karara bağlanmış oldu.

Fas’ta Anayasa’yla ilgili olarak birkaç kez referanduma gidildiği biliniyor. “Arap Baharı” rüzgarları bu ülkede de esmeye başlayınca anayasa değişkliği konusuında ısrarcı olan halkın baskısına dayanamayan Kral Altıncı Muhammed 1 Eylül 2001’de referandum yapmak zorunda kaldı. Kralın etkisini azaltan başbakana ve parlamentoya daha fazla güç/yetki içeren bir referandumdu bu. Halkın isteği doğrultusunda bir sonuç alındı bu referandumdan.

Bangladeş’te de oldu
Dünyanın en yoksul ülkelerinden Bangladeş’te de başkanı halk mı seçmeli parlamento mu konulu bir referandum yapıldı. Sonuçta bu seçimi parlametonun yapmasına karar verdi halk. Başkan yardımcılığı pozisyonu da kaldırıldı.

Yıllarca Endonezya’nın yönetiminde kalan Doğu Timor da 1999’da yapılan referandumun konusu Doğu Timor’un bir özerk bölge olarak mı kalması yoksa bağımsız mı olmasıydı. Yüzde 79 oranında bir oyla bağımslıkta karar kılındı.

İran Molla rejimini referandumla seçti
İran’da Şah 1979’da devrildikten sonra ülke yönetimini ele geçiren mollalar ülkenin yeni rejiminin ne olacağı konusunda referandum yaptılar. “İslami Cumhuriyet olsun olmasın mı” idi soru. Yanıtı da elbette çok basitti: Evet ya da Hayır. Sonuçta yüzde 98 gibi bir sonuçla İslam Cumhuriyeti olmasını istediğini belli etti İran halkı.

Irak’ta Kerkük’ün statüsü ve anayasa değişikliği konusunda 2005’de, Hindistan ile Pakistan arasında sık sık çatışmalara yol açan Keşmir’de bölgenin hangi ülkede kalacağına ilişkin 1948’de referandumlar yapıldı.

Müşerref’in özrü
Pakistan’da bir darbeyle iktidara gelen general Pervez Müşerref,ülkesinde demokrasiyi “restore” ettikten sonra başkanlığının devam etmesi amacıyla 2002’de ülkeyi referanduma götürdü. Referandumdan birkaç hafta sonra yaşanan düzensizlikler için halktan televizyonda yaptığı bir konuşmayla özür dilemişti.

Kıbrıs’ta, adanın her iki toplumunda Annan Planı’nın kabulü konusunda 2004 yılında bir referandum yapıldı. Plana Rum tarafı “hayır” derken, Türkler tarafından “evet” oyu çıktı.

Çağımızda sık sık başvurulmadığı söylenen referandumu sorunların çözümü için kullanan ülkelerin sayısı bunlardan ibaret değil. Yüzlerce ülke çeşitli gündemlerle referanduma gidiyorlar aslında.

Ancak genel kabul gören yaklaşım, referandumun, bağımsızlık gibi konular dışında, sorunları çözmek için iyi bir yöntem olmadığı yolunda. Bunun başlıca nedeni olarak seçimin “evet-hayır” gibi sadece iki seçeneğe indirgenmiş olması.