Richard Corliss: 1944-2015
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

TIME dergisinin genellikle kısa yazmak gibi zor bir görev üstlenmiş iki tane iyi film eleştirmeni vardı. Bunlardan Richard Schickel hâlâ bizimle. TIME dergisi film eleştirmeni ve editörü, çok sayıda nitelikli yazı yazan, işkolik Richard Corliss ise artık yok. Karısı Mary, o kendini kaptırıp da sabaha kadar dergide kalarak yazı yazınca, sabah temiz üst-baş getirir, kirlileri alır gidermiş. Corliss ise odasındaki divanda birkaç saat uzandıktan sonra, üstünü değiştirip yeni günü gülümseyerek karşılarmış. “Arkadaşımı özleyeceğim,” diyor eleştirmen Anne Thompson, “Ve yazdıkları geride kalacak”. Bu daima bir tesellidir.

Richard Corliss, TIME’daki ilk günlerinden beri daima iştahla yazmasıyla tanınmış bir eleştirmen. Çeşitli konularda kalem oynatmış ama hep sinemayı tercih etmiş. Çünkü filmlerin insanı “yeryüzünün göz kamaştırıcı parıltısında benzersiz bir yere, yüreğin karanlığına” götürdüğüne inanıyor.  “Bunu,” diyor, “Sevinçle nefesini tutarak fark edersin.” Zaten ona yeni bir filmin “görmeye değer olup olmadığı sorulduğunda, diline pelesenk ettiği, veciz bir cevabı var: “Her şeyi görmeye değer.” Sinemayı çok seven ve her çabanın hakkını vermeye çalışan Corliss otuz beş yıldır TIME’in film eleştirmeniydi. Filmler hakkında yazmayı sevdiği kadar, onları izlemekten de zevk alırdı. Dergisinde 25 civarında kapak yazısı da yazmış. Bu dünyadan göçüp gidince dergisinde onun için çıkan yazıyı TIME’ın bir başka Richard’ı, eğlence dünyasına eğilen kıdemli editör Richard Zoglin yazdı.

Kelimelerin efendisiydi. TIME editörü Nancy Gibs, kelimelerin onun âletleri, oyuncakları olduğunu, diğer insanların nefes aldığı, yediği ve uyuduğu rahatlıkla yazdığını söylerdi. Bilgisi de geniş ve derindi. Buna karşın, küçümseme huyu yoktu. Popülist ama aynı zamanda seçiciydi. Kung-fu filmlerini ve Disney animasyonlarını severdi. Öte yandan, Ingmar Bergman, Werner Herzog ve Rainer Werner Fassbinder’in de hayranıydı. David Lean gibi klasik hikâye anlatıcılarına olan hayranlığı, Baz Luhrmann’ı sevmesini engellemezdi. Quentin Tarantino filmleri ise, onun gözünde, “kudurmuş saldırılar ile meditasyonun akıllıca sarhoş eden kokteylleri”ydi.

Peki, neyi sevmezdi? Richard Attenborough filmlerini, örneğin. Onları bir İsveçre büyük elçiliği resepsiyonundaki terbiyeli misafirlere benzetirdi: asla rahatsız etmeyen, ama tesir de etmeyen. Tahammül edemediği janr, seyirci kitlelerinin pek sevdiği, duygusal filmlerdi. “Billy Elliot” eleştirisinin başlangıcında, bir itirafta bulunacağını söylemişti. Bazı filmlerin usta zanaatkârlığına, insana kendini iyi hissettirmesine dayanamıyordu. “Beni öyle derinden öfkelendiriyorlar ki, gişe başarısı kazanacaklarını, büyük ödüller alacaklarını biliyorum. Buna, benim İçten-Yerleşmiş Hit Film Detektörüm diyorum. Sonunda kasvetli bir kesinlikle seyircilerin Ghost’u ya da Cinema Paradiso’yu ya da The Full Monty’yi ben ne kadar sevmediysem o kadar seveceklerinden eminim. Söyledim işte. Herkes yabancılaştı mı?”

TIME’den önce başka dergilerde de çalışmış, 1970’te Film Comment’in editörü olmuştu. Eşi Marry’le film dünyasının içinde tanıdı ve 1969’da evlendiler, sinema aşklarını hayat boyu paylaştılar. TIME’e 1980’de katıldı. Dergisinde ona veda yazısını yazan Zoglin Corliss. TIME geleneği ve formatını ne kadar sevdiğinden söz ediyor. Ne mutlu ona ki, bunca zaman böylesine sevdiği bir yerde çalışmış, sevdiği işi yapmış.