Rıdvan Bey
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Konuya şafttan girip anlatmak sanırım daha iyi olacak.

Şaftın mekanik tanımı:

“Şaft, şanzımanı diferansiyele bağlayan mafsal ise şaftı şanzımana ve diferansiyele bağlayan parçadır. Şaft motordan aldığı dönme hareketini tekerleklere iletir.”

Birde sosyal tanımı var:

“Fiziksel ve metafiziksel olarak darmadağınık... Yerinden yurdundan edilerek alışılagelmiş düzeni bozulan hedef olan.”

Ülkenin bakış açısındaki ve algıdaki şaftı kayarsa, insanın sağa sola çekilmesi kolay oluyor.

Ki kaymış durumda…

Tüm algı ve düşünceler yerinden yurdundan edilmiş durumdadır.

O zaman kim ne konuşuyor, ne doğru, ne yanlış olmuş diye bir kaygı taşımak mümkün değil, çünkü bunu sağlayacak mekanizma kalmamıştır.

Ara bağlantı için istavroz gerekiyor!

Nedense şaftımızın kaymasından yararlanıp, istavroz olduğunu iddia eden insan sayısı artmaktadır.

Ama hepsi dişsiz istavroz…

Ve hepsi dengeyi sağlayacağını söylerken, aslında daha çok zarar vereceklerdir ki veriyorlar.

Düzeltiyormuş gibi yapıp, yerimizde patinaj yapmamıza neden olan ve zaman zaman bizi geriye kaydıran istavrozlar!

Bu dişsiz istavrozlar; tecavüze uğrayan kız çocuklarını tecavüzcüsüyle evlendirmeye çalıştıran zihniyettir.

Bunlar, kız yurdunda yangın merdivenini kilitleyip, çocukların ölmesine neden olan ve sonra “alın yazısı” diyen, karanlık zihniyettir.

Madencilere; ‘çok güzel öldüler’ diyen zihniyettir.

Federasyonlara, kulüplere, sahalara ve sporun rantına hâkim olmak için biat eden zihniyettir.

Şaft kaydıkça bu dişsiz ve çapsız istavrozların sayısı da artıyor. Ve çok iyi sağlammış gibi taklit yapıyorlar.

Ve bu sistematik bir kurgu haline getirilmektedir.

Sistem bizlerin şaftını kaydırırken, onları istavroz yapmak için ciddi şekilde çaba sarf etmekte.

İşte tüm bunlar oluşurken Rıdvan bey de federasyon başkanı olmak istiyor!

Federasyon başkanı?

Oynanan futbol ile dönen para arasında bir açıklaması olamayan çelişki içerisinde kurulmuş futbolu yönetmeye talip.

Ve TV’de yaptığı yorumlar nedeniyle başkanlığa talip oluyor.

Çünkü başka bir dayanağı yok.

Ne eğitim bakımından ki; sıfır emek, ne entelektüel donanım bakımından, ne işletme yönetimi bakımından hiçbir mesleki katkıyı almamış bir kişiden bahsediyoruz.

Futbolun küresel kriterleri, değerleri ve etik yapısı bakımından her hangi bir literatürü araştırmamış ve en kötüsü böyle bir kaygı taşımayacak biri “ben adayım” diyor.

Tek güvencesi, biat sayesinde elde ettiği aslında dişsiz olan istavroz kimliğidir.

Şaftı kaymış ülkede, şaftı kaymış futbolu dengeleyeceğini sanıyor!

O da biliyor yöneteceği federasyonun sürekli patinaj çekerek yerinde sayacağını, ama böyle bir ortamda, böyle bir fırsatı da kaçırmak istemiyor.

Futbol, “gol olur”, “ofsayt”, “kadro yanlış”, diyerek, anlatılan ve oynanan bir oyun değildir.

Sırf bu kelimeler ile kurulan cümleler sayesinde başkan olmayı istemek içler acısı bir taleptir.

Futbol artık yöresel kültür odağından çıkarak, küresel kültür değerlerinin benimsemesiyle kolektif bir yapıya bürünmüştür. Bu da küresel kültür değerlerini benimseyebilecek yapıya sahip insanların görev almasını zaruri kılmaktadır.

Yöresel figür olmasından dolayı, Rıdvan beyin talep ettiği görevdeki eksiklikleri, bu göreve talip olmasının en büyük sakıncasıdır. Tıpkı gaz bayi beyefendi gibi…

Avrupa ile 50-60 yıllık bir açığa sahip olan ülke futbolu, sırf siyasi konjonktür yakınlığından dolayı, Katarlıların verdiği 500 milyon dolar sayesinde; ne bir marka olur, ne de kalitesi yükselir.

Keşke böyle rantlar yaratılmasa ve sadece imalata ve üretime yönelik prensipler sayesinde futbol kurgulansa. İşte o zaman maliyetler azalarak, arz talep dengesindeki değer ihraç etmeye yönelik olur ve hedef Avrupa’ya transfer odaklı olur.

Şaft kaydırılınca, tüm değerler kayıyor ve o zaman sanki çözüm dişsizleşmiş istavrozların sağlammış gibi bir algı yaratılarak bu kişilere ortam hazırlanıyor.

Halbuki bu yapı irtifa kaybından başka bir sonuç vermez.

Neyse?

Başkanlığın getireceği yararlar da olur!

Mesela:

Şangay 5’lisine değil, Veliefendi 6’lısına gireriz.

En azından tüyo alırız…

Putin bile bize muhtaç hale gelir…