Rıza Kocaoğlu ödülünü alıyor: Önce doğaya sonrasında kendimize yabancılaştık
21.04.2015 15:51 KÜLTÜR SANAT

ÇİSİL HAZAL TENİM

Yalnızlık, hızla akıp giden hayat ve ikiyüzlü sistem… Fransız yazar Bernard-Marie Koltes’in 1960’larda yazdığı ‘Ormanlardan Hemen Önceki Gece’ adlı tek kişilik kült oyun, günümüz insanına “Modern çağda yalnızlaşmanın ne kadar uzağında olabilirsiniz ki?!” sorusunu sorduruyor. Biriken Topluluk’ tarafından yeniden yorumlanan yüksek tempolu oyun sezonda adından sıkça söz ettirdi. Sokakta yaşayan ‘yabancı’ denilen, ismi dahi olmayan evsiz bir adamın hikâyesine odaklanan oyunda göstermiş olduğu performansla dikkatleri üzerine çeken Rıza Kocaoğlu’yla bir araya geldik. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin bu yıl ‘Yılın Erkek Oyuncusu’ olarak Tuğrul Tülek ile birlikte ödüllendirdiği Rıza Kocaoğlu bu akşam ödülünü alıyor. Ayrıca Kocaoğlu, ‘Ormanlardan Hemen Önceki Gece’ adlı oyunda göstermiş olduğu performansla Afife Jale ‘Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü’ne de aday.

Öncelikle, oyunun isminden bahsedecek olursak ‘Orman’ neyi sembolize ediyor?
Orman yaşamı gittikçe vahşileşen yaşamı ve aynı zamanda yine de bu vahşetten kaçıp sığınılacak umutlu bölgeyi temsil ediyor diyebiliriz, tehdit altındaki yaşamlarımızı belki.

Canlandırdığınız karakter kendisini dinleyeceğini umduğu belki de ‘hayali’ bir adama doğru ya da yanlış bilemediğimiz bütün hikâyesini anlatıyor...
Yaşamda kalmak için anlatan durmadan, soluksuzca anlatan biri belki susarsa hikâyesini aktaramazsa her şey bitecek, hikâyesiyle nefes alıyor, çoğalıyor, yaşamda kalıyor. Anlatmak ve anlamak çarpışmasında nefesleniyor.

Sanırım toplum olarak uzun zamandır birbirimizi dinlemeyi unuttuk. Sağlıksız iletişim yöntemlerinin yayıldığı bu atmosferde, bir adamın çıkıp bütün içtenliğiyle cebindeki kelimeleri ortaya dökmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oyunda yabancımız şöyle diyor; “Her yer aynı onlar orda ölecek ben burada, kıpırdamak isteyenler dağlarda, göllerde, ormanlarda saklanıyorlar sonra geliyor bir general askerleriyle sıkıyor kurşunu kıpırdayan ne varsa en çok da rengi başka olanlara sıkıyor.”, “Ben yatıp uyumak, bi kerecik derdimi anlatabilmek, uzanıp çimlere bağıra çağıra konuşabilmek istiyorum, sıkacaklar mı kurşunu konuşursam sıksınlar nasıl olsa sıkıp gebertmeyecekler mi?” sorunuza Koltes böyle bir cevap vermiş!

Eser 1976’da yazıldı, yıl 2015... Yabancılaşma ve yalnızlaşma konusunda bir şeyler değişmedi. Geleneksel olan bu akış için ne söylemek istersiniz?
Yabancılaşma sanayi devrimiyle bireyin topluma yabancılaşmasıyla hızlanırken kendine yabancılaşan bireylerle devam ediyor sistemli olarak. Önce doğaya yabancılaştık sonra da kendi doğamıza… Metalaştıkça aynılaştık, hikâyelerimiz silikleşti. İşte orada tiyatroya ihtiyaç büyük, farkları, renkleri aynılaştırmadan aktarabileceğimiz özgürlük alanları olmalı sahneler…

Koltes karakter olarak da toplumun onu dışlamasından ziyade, toplumu kendinden uzaklaştıran bir adam, canlandırdığınız karakterin bu özellikleri taşıdığını düşünüyor musunuz?
Yalnızlığı hem tercih etmiş hem de buna mahkûm edilmiş bir durum var, çarkın dışında olmaktan memnun ancak onun ölümcüllüğünden kurtulamayan bir karakter.

Eserin yazım özelliklerinden bahsedersek içerisinde hiçbir noktalama işareti barındırmadığını hızlı bir tempoya sahip olduğunu görüyoruz. Siz eserin bu ritmine ayak uydurmakta zorlandınız mı?
Aktarımı zor bir metin evet bunun için bütün sahne elemanları yazarın ‘üstün amaç’ını aktarmak için özenle kullanmaya çalıştık…