Rojava/Kobani: Ulus-Devlet ötesi res publica
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY

Millî irade, içi boş bir kavram; Erdoğan da bu boşluğu kendi tercihleriyle dolduruyor. Bunları benimsemeyenler gayri millî mi, millete dahil değil mi?

Millî irade derken TBMM’deki AKP çoğunluğuna dayanıyor. Bu çoğunluk hem kendi iradesine sahip olmayıp Erdoğan sultası altında, hem de seçmen iradesinin gerek dolandırılması, gerekse gasp edilmesine dayanıyor.

Ön seçime, tercihli listeye ve seçmenin vekilini geri çağırma hakkına yer vermeyen bir siyasal partiler yasası ve seçim sistemi, lider sultasını neredeyse kaçınılmaz kılıyor.

Yüzde 10 barajı ise, her şeyden önce, yasal kılınmış irade hırsızlığı: 2002 seçimlerinde AKP oyların yüzde 34 küsuruyla milletvekilliklerinin yüzde 65,5’ini elde ediyor, yüzde 30’u aşan bir hırsızlık payıyla ve de toplam seçmenin yüzde 60’ı, oy kullananların da yüzde 45’i Meclis’te temsilcisiz kalıyor. Bu ise, seçmeni “aman oyum boşa gitmesin” diye, kendi birinci tercihi olmayan partilere oy vermeye sevk ediyor; ki, bu da şantaj destekli bir dolandırıcılıktan başka bir şey değil.
Bu sistemin çoğulculuğu kökten dinamitlediği açık; ancak çoğunlukçu bile değil. Oyların değil yüzde 34’ü, cumhurbaşkanlığı seçimindeki yüzde 52’si bile seçmenin çoğunluğuna tekabül etmiyor.

“Erdoğan cumhurbaşkanı olsun” diyenler seçmenlerin yüzde 38’ini bile bulmuyor (%37,7); yani, oy verme yaşına gelmiş vatandaşların yüzde 62’sinden fazlası “bu adam bizim cumhurbaşkanımız olsun” demiş olmamak bir yana, “aman, sakın olmasın” demiş durumdal; ama başımıza gelmiş, çoğunluğa değil, en kalabalık olanlara dayanarak.

Kalabalık olmayı, haklılık ve meşrûluk ölçütü olarak kabûl etmek, tam tamına linççi bir anlayış; ama zaten Erdoğan’ın kendisi de her fırsatta bu anlayışı açıkça dile getiriyor: “Yüzde elliyi evlerinde zor tutuyorum” doğrudan doğruya bir linç tehdidi, kefenli militanlarıyla insanları terorize edip sindiremediği takdirde işi iç savaşa kadar götürecek kadar gözünü kararttığını da gösteren.

Kısacası, bunların “sandık da sandık” derken kast ettikleri, aslında ‘sandık’ da değil, kimliklerine indirgendikleri ölçüde kişiliksizleşen amorf kalabalıklar. Ayrıca, sandık da demokrasinin tek ölçütü olamaz: Sevgili şakirtleri Mursi’nin pek isteyip denediği gibi, Meclis’teki çoğunluklarına dayanarak 9 yaşındaki kızların evlendirilmesine cevaz veren ya da kadınların çarşıda/pazarda tek başlarına alışveriş yapmalarını yasaklayan bir yasa çıkartsalar, ‘sandık, seçilmiş hükümet, millî irade’ teraneleri arasında bunu sineye çekip, demokrasi adına sessiz, sakin evlerimizde mi oturacağız; böylesi sapıkları iktidardan uzaklaştırmayı demokrasiye ihanet ve darbe mi addedeceğiz, yoksa demokrasinin aslî bir gereği olarak mı göreceğiz?

Demokrasinin olmazsa olmazı, moda deyimiyle ‘kırmızı çizgi’si ‘insan hakları’, insan haklarının siyasal çerçevesi  -république/res(şey, nesne) publica (her şeyi herkese eşit derecede ait ve açık) anlamında-  ‘cumhuriyet’, anayasal temeli ‘laiklik’, yasal içeriği de ‘vatandaş’tır. Ve de ‘vatandaş’ın en temel hakkı, eşit seçme-seçilme hakkı olup, yüzde 10 barajı, doğrudan doğruya bu hakkın ihlalidir: Böylesi bir baraj varken yapılan bir seçimin sonuçları peşinen ve külliyen gayri meşrûdur.

Darbecilerin getirdiği bu barajı savunmak, muhafaza etmek, sağladığı olanaklardan istifade etmenin, hele bunları darbecilere küfredip darbelere karşı olma oyunu da oynayarak yapmanın ne demek olduğuna girmeksizin, Erdoğan’ın iktidardan gitmeme konusundaki gözünü karartmışlığını dikkate alırsak, mükerrer oy kullanımını önlemek üzere ‘parmak boyası’ uygulamasını geri getirmenin bile önümüzdeki seçimlerde hayatî öneme sahip olacağını vurgulayalım.

Yazımızı bitirmeden şunu da ekleyelim: 1 Mart tezkeresinin Meclis’ten geçemeyişinden, yani 12 yıldan bu yana, en geniş anlamıyla ‘millî’ de diyebileceğim bir sevinç ve gururla içimin ısınmasını kendi kanları ve canları pahasına mümkün kılan Kobanili yurtseverlere sonsuz şükran. ‘Millî’, zira; Kobani özelinde Rojava, AKP tarafından bizden çalınmak istenen -res publica anlamında- ‘cumhuriyet’in ulus-devlet formunu aşıp yoluna nasıl devam edebileceğini hepimize gösteren bir prototip ve prototipin gerek fikrî, gerekse siyasî baş mimarı da buralardan, bizden ve de ancak cumhuriyet ortamında yetişebilecek biri.