Romancınız emekçilerin kalemiydi: Sabahattin Ali’nin romanları bize ne anlatıyor?
14.01.2018 09:30 BİRGÜN PAZAR
Observer, Guardian, Financial Times, The Times gibi uluslararası popüler yayınlar Sabahattin Ali’den övgüyle, şaşkınlıkla, hayretle ve hayranlıkla söz etmeye başladılar. Bu popülerleşme sürecinde Sabahattin Ali’nin emekçi sınıfların mahir bir kalemi olduğu gözlerden ıradı, hatta görünmezleştirildi

Gökhan Atılgan - Prof. Dr., Ankara Üniversitesi

Burjuvazinin tuhaf bir eğilimi vardır: İşçi sınıfının doğurduğu edebiyatçıların ve sanatçıların soğurabildiği kadarını soğurmak. Burjuvalar bunu yaparken onları siyasal eğilimlerinden, dünya görüşlerinden, hayatlarıyla bağlandıkları emekçi sınıflardan sıyırmaya çalışırlar. Sanatçı ve edebiyatçıların sadece sanatlarına ve edebiyatlarına bakılması gerektiğini salık verirler. Sanatçılar ve edebiyatçılar biraz uçarı, biraz romantik, biraz hercaî, biraz melankolik, biraz ütopik oldukları için siyasal tercihlerinde aşırıya kaçabilirler, hata yapabilirler.

Lâkin bu hataları onların sanatlarını göz ardı etmeyi gerektirmez. Bilâkis, yapılması gereken şey onların siyasal tercihlerini hoşgörüyle ve tahammülle göz ardı etmek, sanatlarını ise gözler önüne sermektir. Nâzım Hikmet tutkulu bir komünist olarak yaşamış olabilir, ama sonuçta iyi bir şairdir. Yaşar Kemal Marksist dünya görüşüne bağlanmış olabilir, ama sonuçta büyük bir edebiyatçıdır. Sabahattin Ali, emekçi sınıfların kalemi gibi davranmış olabilir, ama müthiş bir romancıdır. Yapılması gereken şey Nâzım Hikmet’in komünistliğini, Yaşar Kemal’in Marksistliğini, Sabahattin Ali’nin ezilen sınıflardan yanalığını (bunların hepsi bir ve aynı şeydir) mazinin yaralı kalbine gömmek ve onları makul şair, makul edebiyatçı ve makul romancı olarak bugünün bilincinde yaşatmaktır.
Gelgelelim Nâzım Hikmet’i Nâzım Hikmet yapan tutkulu komünistliğidir. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal yapan yaşadığı dünyaya ve ülkeye Marksist dünya görüşüyle bakabilmiş olmasıdır. Sabahattin Ali’yi Sabahattin Ali yapan da eserlerini toplumsal sınıf çelişkileri ekseninden kurmasıdır. Et nasıl tırnaktan ayrılamazsa, bu özellikleri onların şair, edebiyatçı ve romancı özelliklerinden ayrılamaz. Öyleyse Türkiye işçi sınıfının ve sosyalistlerin yapması gereken şey, burjuvazinin yaptığının tam tersidir: Türkiye işçi sınıfının bağrından doğan edebiyatçıların ve sanatçıların şiirlerine, öykülerine ve romanlarına can veren şeyin emekçi sınıfların hayatları ve ölümleri, kederleri ve sevinçleri, feryatları ve mücadeleleri, direnişleri ve isyanları, yenilgileri ve zaferleri, tutkuları ve aşkları olduğunu durmaksızın göstermek, vurgulamak ve öne çıkarmak. Bu çaba, şiirin ve edebiyatın, öykünün ve romanın zirvelerinin işçi sınıfının yaratacağı yeni hayatın içinden uç vereceğini vurgulayan sahiplenici ve ümit verici bir çaba olacaktır. Bugünün mücadelesine ve yarının inşasına şevk, heves ve güven katacaktır.

Bu kısa yazıda Sabahattin Ali’nin eserlerindeki ezilen sınıflar mührüne karınca kaderince ve ancak buraya sığabildiğince küçük bir ışık düşürmeye çalışacağım. Bunu da onun en güzel romanlarından biri olan Kuyucaklı Yusuf üzerinden yapmayı deneyeceğim.

Dünyaya açılan popüler bir yazar
Sabahattin Ali son yılların en popüler yazarlarından biri oldu. Eserleri aylarca ve yıllarca en çok satanlar listelerinin baş sıralarında kaldı. Bunda edebiyat öğretmenlerinin öğrencilerine onun kitaplarını önermesinin, bazı okurların da onun Kürk Mantolu Madonna adlı romanındaki Madonna’yı müzisyen Madonna zannetmesinin etkisinin ne ölçüde olduğu belki bilinemez. Ama Ali’nin eserleri her yıl on binlerce sattığı bir gerçektir. Kitapları Avrupa’da, Asya’da ve Amerika’da yabancı dillere çevrildi. Penguin Books, onun bir kitabını ‘International Best Seller’ serisinden yayımladı. Observer, Guardian, Financial Times, The Times gibi uluslararası popüler yayınlar Sabahattin Ali’den övgüyle, şaşkınlıkla, hayretle ve hayranlıkla söz etmeye başladılar. Bir eserine olan ilgi diğer eserine olan ilgiyi tetikledi. Romanına gösterilen alâka, okurları şiirlerine, öykülerine yöneltti. Bu yıl 80 yaşına basan ve özel bir baskısı yapılan Kuyucaklı Yusuf da1 bu arada popüler bir roman hâline geldi ve her ay yüzlerce, binlerce satmaya başladı. Bu popülerleşme sürecinde Sabahattin Ali’nin emekçi sınıfların mahir bir kalemi olduğu gözlerden ıradı, hatta görünmezleştirildi.

Kuyucaklı Yusuf’ta toplumsal sınıflar
Kuyucaklı Yusuf, başka kitaplarının yanı sıra, Sabahattin Ali’nin emekçi sınıfların kalemi oluşunu gösteren en mümbit eserlerinden biridir. Türkiye’nin hâkim sınıfları ile ezilen sınıfları arasındaki çelişkilerin hayatın her alanındaki tezahürlerine ışıklar düşürmesi bakımından öncü ve hatta Berna Moran’ın belirttiği gibi ilk romandır.2 O, aynı zamanda, Sabahattin Ali’nin de henüz 25 yaşındayken yazdığı ilk romanıdır.

Romanın kahramanı; annesi ve babası eşkıyalar tarafından öldürüldükten sonra bir kaymakam tarafından evlatlık alınan Yusuf’tur. Hikâye 20. yüzyıl başında Edremit’te geçer. Ancak dönemin Anadolu’sunu yansıttığı gibi bugüne ilişkin güçlü çağrışımlar da taşır. Edremit, gücünü mülkten, paradan ve servetten alan fabrikatör, eşraf gibi hâkim sınıf üyeleri; gücünü iktidardan alan devletin yargı, idare, askeriye ve emniyet organlarının görevlileri; hayatları bunlarla iç içe geçen üstün meslek sahipleri; varlıklarını bunların tümüne dalkavuklukla kazanan tipler ve hayatlarını emekleriyle kazanan ezilen sınıf insanlarından oluşur. Roman bu sınıf ve kesimlerden insanların hayatlarını yönlendiren, biçimlendiren ve devindiren ilişkilere odaklanır.

Gücünü mülkten, paradan ve servetten alan üst sınıflar, üzerinde hâkimiyet kurdukları ezilen sınıf insanlarını kendilerinin hizmetkârı, zevk ve sefa nesneleri olarak görürler. Onların emeklerini iliklerine kadar sömürdükleri gibi, ırzlarını, haysiyetlerini ve hatta canlarını vahşice kırmayı bir hak bilirler. Hilmi Bey ve oğlu Şakir gibi. Servetleri ve mülkleriyle hâkim sınıf üyesi olamayan, ancak onların arasına katılmayı her türlü dolap, dümen ve hile çevirme kapasiteleriyle, kurnazlık tezgâhlama kabiliyetleriyle, pislikleri temizleme maharetleriyle başaran dalkavuklar, eşrafın ya da fabrikatörün sofrasında çöplenir, servetinden beslenirler. Hacı Etem gibi. Avukatlık, hekimlik gibi üst düzeyde gelir getirici meslek sahibi olanlar gündelik hayatta genellikle bu sınıfların yanında konumlanırlar. Avukat Hami Bey gibi. Devletin görevlileri ise ya kendiliklerinden, yani menfaatleri icabı ya da zorlamalarla hâkim sınıf insanlarının yörüngesinde yaşarlar. Sözgelimi Yusuf’un babalığı olan Salahattin Bey, Hacı Ethem ve Hilmi Bey’in kurdukları kumar tuzağına düşerek onların esiri olur. Ondan sonra kaymakam olan İzzet Bey ise Hilmi Bey ile aynı sofrada oturmayı ve yan yana olmayı kendisi tercih eder; zira servetin ve ondan türeyen nimetin bir çekim gücü vardır.

romanciniz-emekcilerin-kalemiydi-sabahattin-ali-nin-romanlari-bize-ne-anlatiyor-413868-1.

Toplumsal bilinç biçimleri
Üst sınıflara mensup olanlar dünya nimetlerinden tıksırıncaya kadar faydalanmayı, kadınların onurunu kırmayı, âlemler düzenlemeyi, vur patlasın çal oynasın eğlenmeyi, giyinip kuşanmayı, gezmeyi, yemeyi, içmeyi ve buyurmayı kendilerinin hakları olarak görürler. Sözgelimi, para avuçlarının içinde olduğu için Şahinde’nin kendi âlemlerine teşne olacağını, Muazzez’in de kemiğine dayanan fukaralığa yenik düşerek er geç kendi kucaklarına oturacağını bilirler. Gardiyanı, komutanı, savcıyı ya da hakimi paranın gücüyle her an yanlarına çekebileceklerinin düşünürler. İşçileri ise ‘köpek muamelesi’ yapılacak, ‘tepelerine binilecek’ kişiler olarak görürler.

Ezilen sınıfların hayatlarında ise bir kabullenme, bir tevekkül, bir kaderine razılık vardır. Üst sınıfların işledikleri suçlar, çektikleri tetikler, verdikleri rüşvetler, örgütledikleri yalancı şahitlikler, kurdukları tezgâhlar onların gözünde ‘normal’leşir. Mesela, Şakir’in yalancı tanıkla, rüşvetle, hileyle işlediği cinayetten aklanmasını, hapisten çıkıp serbest kalmasını normal karşılarlar. Hapishanenin ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar için olduğunu düşünürler. Aslında hâkim sınıfların gücü, sahip oldukları mülk kadar ezilen sınıflarda yarattıkları bu bilinçten de kaynaklanır. Şakir hapisten rüşvetin ve hilenin gücüyle olduğu kadar, halkın, bey takımının rüşvetini ve hilesini normal görmesiyle de kolayca çıkar. Rıza, toplumsal sınıflar arasındaki çelişkilerin sürdürülebilir kılınmasında mülk kadar maddî ve mülk kadar güçlü bir faktördür; eğer ondan daha güçlü değilse...

Evet, isyan!
Ezme, sömürme, horlama, tabi kılma, haksızlık etme, zorlama, eşitsizliğe mecbur bırakma, uşaklaştırma ve ırza geçme gibi insanlık onuruyla bağdaşmayacak ilişkilerle ilerleyen Edremit hayatında bunların hepsini tuhaf bulan, bunların hepsine tepki gösteren, yumruk sıkan ve nihayetinde isyan edip öldürücü oklar fırlatan bir Yusuf vardır. İşçilerle, ezilenlerle ve varlıklarına tecavüz edilen kadınlarla gönüldeşlik kuran, onları himaye eden ve yanlarına geçen bir Yusuf’tur bu. Hilmi Bey’in oğlu Şakir’e attığı yumruğu ve Hilmi Bey’in uşağı Hacı Etem’in gırtlağını sıkan eliyle isyanını belirte belirte gelir Yusuf. En sonunda karısının ırzına dokunanların ve önüne iki lokma ekmek tutup bunun geri alınması tehditliyle kendisine olmayacak işler yaptıranların tümüne karşı içindeki isyan zembereğini boşaltarak silah çekip kurşun yağdırır. Nihayet karısı da kucağında can verdikten sonra yumruğunu bu sefer kasabaya doğrultup bütün düzeni, bütün haksızlıkları, bütün eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve insanlık dışılıkları tehdit edercesine atını dağlara sürer.

Meğer Sabahattin Ali, bu eşsiz romanını üç cilt olarak tasarlamış. Şakir’in ırzına geçtiği Kübra’nın da isyan edeceğine ilişkin işaretler, düzenin kendisine karşı Yusuf ile Kübra’nın birlikte başkaldıracaklarına ilişkin izler boşuna değilmiş. Fakat Sabahattin Ali diğer ciltleri yazamamış. Yazabilseymiş, Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini önceleyen ölümsüz bir başkaldırı üçlemesi yaratabilecekmiş.3

Bir sabah yıldızı
25 yaşında Kuyucaklı Yusuf’u yazan ve mahir kalemini emekçi sınıflar için işletmekte zamanla daha da ustalaşan ve adı ‘sabah’tan gelen Sabahattin Ali, 40 yaşındayken şöyle yazmıştı: “Biz, fikirlerimize düşman olanlarla her şekilde mücadeleye hazırız: Yazı ile, sözle, gazete çıkararak, kitap neşrederek, mahkeme karşısına çıkarak... Hatta hapse girerek... Şimdiye kadar bu uğurda nasıl savaştığımızı herkes gördü, anladı. ... İnsanı canından bezdirecek zorluklarla karşılaştık, fakat davamızdan bezmedik. Tehditler bizi yıldırmadı, zorluklar yolumuzdan döndürmedi. ...”4 Emekçi sınıfların davasından koparılamayan ve sosyalizm yolundan döndürülemeyen Ali, bu satırları yazdıktan yaklaşık bir yıl sonra henüz 41 yaşındayken hunhar bir cinayetle öldürülerek susturuldu. Bu cinayetin üstünden 70 yıla yakın zaman geçmişken, yoldaşları, Sabahattin Ali’nin kırılamayan kalemine, mağlup edilemeyen fikirlerine düşman olanlarla her şekilde mücadeleye hazırdır. Sabahattin Ali, fikriyle, mücadelesiyle ve sanatıyla Türkiye işçi sınıfının ve onun yeni hayatının ‘sabah yıldızı’dır.5

1 Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf (İstanbul: YKY, 2017).
2 Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 (İstanbul: İletişim, 1997), 17.
3 Moran, Türk Romanı, 34.
4 Sabahattin Ali, Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler (İstanbul: YKY, 2014), 177.
5 Hakkında çekilmiş belgesele verilen ad gibi.