Ruhumuzu bir arada tutabilmek
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
İyi ve anlamlı sosyal ilişkiler ruh sağlığımızı korur. Başka insanlarla anlamlı ilişkilerimiz bizi dış dünyanın tehditlerine, akıl erdirilmez durumların yarattığı belirsizliğe ve davranışlarımızı kıskıvrak ele geçiren korkunun körleştiriciliğine karşı dayanıklı kılar

Bu yazının ilk biçimini kaleme alırken bir dizi başka saldırının peşi sıra Atatürk Havalimanı saldırısı olmuş, ben de art arda gelen terör olaylarının gündelik hayat üzerindeki etkisine karşı neler yapılabiliri ele almak istemiştim. Yazıyı o hafta bir internet azizliği nedeniyle yollayamadım. Hemen ertesi gece bomba, silah ve uçak sesleriyle başlayan, yüzlerce masum insanın ölümü, ülkenin ve toplumun birliğinin ve dirliğinin bozulacağı, temel demokratik düzenin bozulup özgür yaşam kanallarının tıkanacağı korkusu gibi sayısız travmatik unsuru ve etkisi olan bir darbe girişimi gerçekleşti. Toplumun değişik kesimlerinin (liderleri dahil) birbirilerine karşı ihtiyatlı, güvensiz ve her an öfkelenmeye hazır olsalar da (gönüllü ya da gönülsüz) dayanışmaları, toplumdaki çatlakların tehlikeli biçimde genişlemesini bir süreliğine sınırlayabildiyse de, etkilerini henüz tam değerlendiremediğimiz ruhsal toplumsal travmanın etkilerini denetlemek ve gidermek için ortak tutumlara ihtiyaç sürecektir.

Bireyi dış dünyanın tehlikelerine, hayatın bilinmezliğine karşı güçlendirici, kayıplara karşı tahammülünü arttırıcı etkilerin oluşması için bu inişli çıkışlı olabilecek toparlanma sürecinde farklı toplumsal kesimler arasında iletişim ve dayanışmanın artmasıyla toplumun tümüne (ama en çok çocuk ve gençlere) dönük bir anti-travmatik etki meydana gelmesi hedeflenebilir.

Dertte, tasada ve neşede ortaklık, söz söyleme özgürlüğü ya da toplumda birbirini anlamanın artması gibi sözler ve dilekleri okuduğunuzda, gündelik siyaset ya da reel politikten bihaber klişe psikolojik sözler gibi geliyorsa, kim bilir, haklı olabilirsiniz. Ancak, Türkiye Çocuk ve Gençlik Psikiyatrisi Derneği’nin kamuoyu duyurusunda belirtildiği gibi “ kontrolü yetişkinlerin elinde bulunan çatışmalardan en fazla etkilenenlerin çocuklar olduğu bilinmektedir. Bilişsel, duygusal, sosyal, ahlaki gelişimlerini sağlıklı olarak tamamlayabilmeleri için yetişkinlerin sevgi, ilgi, denetim, yönlendirme ve korumasına ihtiyaç duymaları nedeniyle zorlu yaşam olayları karşısında en kırılgan ve savunmasız kesim olan çocuk ve gençler”i gözetmek için klişeler bile azımsanmamalıdır.

• • •

Terörizm toplumsal hayatın geneline ve toplumsal yapıların her birine büyük bir tehdit oluştururken ruh sağlığını bozucu etkileriyle ciddi bir halk sağlığı sorunu yaratıyor. Terör eyleminin herhangi bir masum bireyin başına gelebilirliğinin verdiği dehşet, bu düşüncenin yarattığı “adaletsizlik” duygusu, ve kolayca önlenemezliği algısının verdiği korku, çaresizlik ve yılgınlık gibi psikolojik etkileri toplumsal hayatın dokusunu ve akışını etkiliyor.

Toplumsal hayat dediğimizde insanın seyahat, düşünce gibi temel aktivitelerinin yanı sıra sevme ve çalışma/üretme olarak başlıklandırılabilecek temel psikolojik ihtiyaç ve ‘faaliyet’ alanlarını da içeren insana ait her şeyi kastediyorum. Şiddete doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalındığında anne-baba-çocuk ve aile ilişkileri, arkadaşlık, aşk ve diğer bağlılıklar gibi sevmeye dayalı ilişkilere yansıyan tahammülsüzlük, sinirlilik, umutsuzluk gibi tahripkâr davranışlar artabilir; doğrudan insanın sevebilme kapasitesindeki daralma özel hayatlarımızı etkiler.

Ruh sağlığımızın bu tip bozulmalarında etkilerin nasıl hafifletilebileceği ve savuşturulabileceği hakkında klinik durumlara ilişkin çok sayıda bilimsel yayın var. Gündelik ev ve iş hayatında terörizmin psikolojik etkilerine ilişkin olarak yapılmış ciddi bilimsel araştırmalar ise pek az. Ben de çalışma hayatının ve çalışanların ruh sağlığının bu tarz olaylardan nasıl etkilenebileceği ve nasıl korunabileceği hakkında (Kl. Psk.) Ceyda Dedeoğlu’nun PY dergisine belirttiği görüşlerinden ve Toker, Laurence ve Fried tarafından 2015’te Journal Of Organizational Behavior’da yayımlanmış bir araştırma makalesinden yararlandım. Terör korkusunun yıllar içindeki etkisini irdeleyen yedi senelik bir takip çalışmasında, terörün aktif yaşandığı dönemlerde insanların iş ile ilgili stresleri arasında bu korku ve ilişkili problemleri çok bildirmedikleri anlaşılıyor. Ancak bu etkiler adeta sinsice yıllar içinde birikerek tükenmişlik tablosunu doğuruyorlar. İlginç bir başka bulgu, uykusuzluğun önemli bir belirteç olması. Terör ve korku döneminde uyku sorunlarını aktif yaşayan bireyler daha fazla etkileniyor, uzun vadede daha çok tükenmişlik yaşıyorlar.

Peki, neler yapılabilir ve neler yapılmalı? Ruhsal bozulma işaretleri (kaygı, depresyon, karşılaşılmış travmatik olayları hatırlama, tekrarından kaygı duyma, gerginlik, sinirlilik, dikkat ve bellek kusurları gibi) belirginse mutlaka bireysel bir klinik başvuru yapmak gerekir. Hedef, durumun daha kötüye gitmesini önlemek, düşüşü önlemek, sonra da eski gücünü kazanmak. Ancak bireylerin çoğu travma ve korkunun etkisini bu denli kuvvetli yaşamayınca, “yeterince hasta” olmadıklarından ötürü gereken desteği de aramayabiliyorlar. O zaman gündelik hayatın değişik bir araya geliş noktalarında (örneğin, okullarda, işyerlerinde) evrensel koruyuculuğu olan düzenlemeler hem bireysel hem de çalışma ortamı sağlığı açısından değer kazanıyor.

Terörün yoğun olduğu dönemin yedi yıl sonrasında yapılan takip değerlendirmesinde, iş ya da özel hayatlarında başkalarıyla ilişkilerini canlı tutan, dayanışma ve paylaşım içinde olan bireylerin bireysel sağlık, çalışma verimi, aile ve yakınlarla ilişkiler ve ruh sağlığı açısından daha iyi durumda oldukları bildiriliyor. Örneğin, bir işyerinde çalışanların birbirine verdiği (görev icabı olmayan) destek bu insanların başka insanlarla bağlarını ve yakınlıklarını hissetme ihtiyaçlarını büyük ölçüde karşılayabiliyor. Okullar, işyerleri, aile ortamları ya da arkadaş çevrelerinde birbirini dinleme ve anlamaya elveren atmosferler destek ve dayanışmaya zemin oluşturuyor. Bireylerin sevdiklerine zaman ayırabildikleri ölçüde ruh sağlıklarının daha iyi olacağını düşünürsek, aile ve arkadaş ilişkilerine daha çok zaman ayırmaya imkan veren iş hayatı düzenlemelerinin işyeriyle sınırlı kalmayan iyilik etkileri olması beklenir. Araştırma, travmatik durumlarla karşılaşan kişilerde iyi uykunun ruh sağlığını koruyucu etkisi olduğunu da göstermiş. İyi uyku ile travmanın etkisi yok edilemez, ancak iyi uyku (ve ben beslenmeyi ve egzersizi ekleyeyim) problemi sınırlayacaktır.

• • •

İyi ve anlamlı sosyal ilişkiler ruh sağlığımızı korur. Başka insanlarla anlamlı ilişkilerimiz bizi dış dünyanın tehditlerine, akıl erdirilmez durumların yarattığı belirsizliğe ve davranışlarımızı kıskıvrak ele geçiren korkunun körleştiriciliğine karşı dayanıklı kılar. Bu ruh sağlığını koruyucu etki bebeklikten başlayarak yetişkin hayata kadar, okulda, işte ve ailede kendini gösterir. Hayatın sarsıcı etkilerine karşı sevmeyi ve üretmeyi, başkalarıyla beraber olmayı, ilişkilerimizi ve emeğimizi sürdürebilmek, toplumun ruhunu insan eliyle oluşmuş travmatik etkenlerin yol açacağı yıkımdan koruyacaktır. (Devam edeceğim).

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız