Rujla T.C. yazmak!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Bilim dünyası, tam 2.8 milyon yıl öncesine işaretlenen “bir insan çene kemiği” buldu. Böylece, insanın tarihi 400 bin yıl öncesine çekildi.

Türkiye’de, 14 yaşındaki engelli gence tecavüz eden kişinin cezası, “erken boşaldığı için tecavüzü gerçekleştiremediği” gerekçesiyle “indirim” aldı. Memlekette insanlık, “tarih öncesine” dönüş yaptı.

Bilim dünyası, geçen yıl “kendi vücut sıcaklığını kontrol edebilen bir balık türü” keşfetti.

Türkiye, bir kişinin tüm ülkeyi kontrol edebileceğini sayısız örnekle test etti, kanıtladı.

Bilim dünyası, Mars’ta suyun varlığına dair çok ciddi kanıtlar buldu.

Türkiye, HES’ler ile suları hızla tüketmenin, Tuz Gölü’nü kurutmanın, Kuş Cenneti’ni cehenneme çevirmenin yollarını keşfetti.

Bilim dünyası, nesli tükenmekte olan bir gelincik türünü, 20 yıl önce ölmüş bir hayvanın spermlerini kullanarak yeniden üretmeyi başardı.

Türkiye, sanayileşmeyi başaramadan... Milli gelirini sürekli düşürerek... Orta gelir tuzağından çıkamadan... İşsizliği azaltamadan... Habire çocuk doğurarak “sürekli çoğalma” talimatı aldı.

• • •
Bu arada, Türkiye’deki bilim camiasından bir not daha eklemek gerekir. Memleketi tek başına kontrol etmeyi başaran canlı türü, YÖK’e “gerekli temizliği yapmadığı” için çok kızgın. Paralel veya Gezici...

Terörist veya bildirici... Temizlemedikleri.. Ve üniversitelerin “istedikleri ölçü ve modele uygun” hale gelmesinde titizlenmedikleri için fevkalade öfkeli.

Üniversiteleri hizaya getiremezlerse, nasıl “dindar ve kindir nesiller” yetiştirecekler, değil mi!

Peki, bunun için ne gerekiyor? Ölçü ve modeli nasıl anlayacağız?

İki örnek bize yol gösterecek.

İlki; aşağıdaki fotoğraf:

Yalova’da ÜNİVERSİTELİ 6 kız öğrenci 20 yaşındaki Diyarbakırlı R.E.’nin evini bastı. “Sen Diyarbakırlısın bizi sevmezsin” diyerek hakaret etti. Yetmedi, rujla genç kızın alnına TC yazdı. Eline de Türk bayrağı verip fotoğrafını çekti. Kısacası işkence yaptı.. Ve hiç utanıp sıkılmadan bunu sosyal medyada paylaştı.

6 kız öğrencinin yaptıkları korkunç.

Diyarbakırlı R.E.’nin daha sonra ifadesinde söyledikleri ise, meselenin bam teli.

R.E. “Türk bayrağını evimde, yatağımın başucunda saklıyordum” demiş.

Yani, “Diyarbakırlıyım, Kürt’üm ama bayrağımı seviyorum” demeye çalışmış.

Ben Türk’üm. Egeliyim. Bayrağımı da severim. Ama evime gelip de “nerede bayrağın” deseniz, gösteremem.

Oysa, Diyarbakırlı R.E. bunu söylemek zorunda hissetmiş kendisini. Belli ki “kimliği” yüzünden “olağan şüpheli” olduğunun farkında.. Korkmuş.

Daha önce arkadaşlık ettikleri genç kızlar ise, zaten tam da buradan sadırmış. Dahası, sadece bayrağı değil, güzellik malzemesi ruju da bir silaha dönüştürmeyi düşünebilmiş. “Polis abilerinden” gördüklerini hatırlayıp, o rujla T.C. yazmayı akıl etmiş.

• • •


İşte..

Türkiye’yi tek başına kontrol etme yolunu bulan canlı türü, “BU GENÇLİĞİ” istiyor. Onun istediği GENÇ; kindar ve dindar olacak. Olması yetmez ama, bunu kanıtlayacak. Kendisi gibi olmayana / düşünmeyene kin duyacak. Bu kinin göstergesi olarak da işkence bile yapabilecek.

O canlı türüne göre, önemli olan “bu”.

Eğitimin kalitesiymiş.. Bütçeden ayrılan paraymış... Uluslararası camiada bilim konusunda nal topluyormuşuz... Ne önemi var!

Örneğin; Norveç’te her iki öğrenciden birinin bilgisayarı var. Türkiye’de 80 öğrenciden birinin..

Örneğin; Danimarka, bütçesinin yüzde 9’unu eğitime harcıyor. Türkiye, yüzde 2,9’unu.

Laf bilime, üniversite öğrencilerine gelince uçsuz bucaksız yakınabiliriz. Örnek üstüne örnek verebiliriz.

Ama, Yalovalı üniversiteliler ve Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde yaşananlar apayrı bir başlık olarak karşımızda.

“70’lere geri mi dönüyoruz” sorusu da bu başlıkta anlamsız.

70’lerde faşizmin “toplumsal karşılığı” yoktu.

Oysa bugün var.

Bugün, dinci faşizm, hem toplumda hem de (inanılması zor ama) üniversite gençliği arasında kendisine taban buluyor.

Kürt / Alevi / Laik / Ateist / Öteki düşmanlığı korkutucu biçimde yaygınlaşıyor.

Bunda, memleketi tek başına kontrol eden canlı türünün etkisi çok önemli. Ancak daha önemlisi, o etkinin yargıda verdiği sonuç.

Yargı kararları aracılığıyla, dinci faşizmin örneklerine yol veriliyor. Kürt / Alevi / Laik / Ateist / Ötekilerin talepleri suç kabul ediliyor. Dahası, açıktan açığa tehdit edilebiliyor.

Sedat Peker’in “oluk oluk kan akacak” sözlerini hatırlayın.

Daha geçenlerde Abdurrahman Dilipak, Akit’te, Can Dündar’a, HDP’lilere, Gülen Cemaati mensuplarına “sesinizi kısın ve ortalıkta fazla gözükmeyin. Vatandaş hakimler kadar ‘anlayışlı’ davranmayabilir” diye gözdağı vermedi mi!

Ve bu “SUÇLAR” görmezden gelinmedi mi!

Türkiye’nin gerçeği artık BU!

Artık tahammül de etmeyecekler. Kendileri gibi olmayana yaşam hakkı tanımayacaklar.

Şeriat düzenini getirmeden durmayacaklar.

Üstelik bunu, BAYRAK / AHLAK / DEĞERLER / KUTSALLAR diye yapacaklar.

Tabii bizler, bu toplumun DNA’sındaki yapıtaşlarını “yeniden düzenlemeyi” başaramazsak!!