Rusya’da kaybeden kim?
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU

Soğuk Savaş sırasında ABD ile Sovyetler Birliği arasında bir “dehşet dengesinin” var olduğu kabul görürdü. Çünkü her kim önce nükleer silahların düğmesine basarsa karşısındakini perişan edebilirdi. Ama karşılığında kaçınılmaz bir nükleer karşı saldırı karşısında kendi sonunu da getirirdi.

Şimdi aynı dehşet dengesinin ekonomik cephede ABD ile Çin arasında kurulduğundan söz ediliyor. Çin’in 3 trilyon doları aşan döviz rezervlerinin yarısı ABD hazine kağıtlarına demir atmış durumda. Çin’in satışa geçmesi başta Wall Street tüm finansal piyasaları yangın yerine çevirebilir. Ne var ki, Çin bu dolarları ABD’ye ihracat sayesinde biriktirdiği için olası bir ticaret ambargosu, ülkede fabrikaların durmasına, işçi çıkarmalarına, büyümenin tökezlemesine neden olur.

Rusya’ya gelirsek, ABD ekonomisi açısından stratejik bir önem taşımıyor. Rublenin değer kaybı, bankacılık sisteminin sallanması Washington’u doğrudan etkilemiyor. Gelgelelim aynı rahatlık Brüksel için söz konusu değil.

Bilindiği gibi AB, 2014’te yüzde 1 büyümeyi bile başaramayacak. Avro Bölgesi’nin üç büyük ekonomisinden İtalya yılı küçülerek kapatırken, Fransa ve Almanya eser miktarda bir büyüme sergiliyorlar. Avro çapında, büyük ölçüde Almanya ve Hollanda kaynaklı cari işlemler fazlasının 330 milyar dolar civarında seyrettiği göz önüne alınırsa, dış talep olmasaydı, krizin daha da şiddetle hissedileceği anlaşılır.

Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımların ABD’yi değil, AB’yi ne denli olumsuz etkileyeceğini tahmin etmek oldukça kolay. Putin’in iktidara, Asya krizi sonrası petrol fiyatlarının dibe vurduğu, Rusya’nın 1998’de moratoryum ilan etmek zorunda kaldığı bir süreçte geldiğini, bir anlamda koltuğunu bir petrol krizine borçlu olduğunu biliyoruz. 15 yılda Rusya’yı bütçesinin yüzde 50’si, ihracatının üçte ikisi petrol ve doğalgaza dayalı bir ekonomi hüviyetinden sıyıramadığı, sanayi ve teknolojide atılım gerçekleştiremediği için de eleştiriyi hak ediyor. Ama Rusya’yı Ukrayna minderine Batı’nın çektiğini, bu sürecin asıl sorumlusunun NATO ve ABD olduğunu da unutmayalım.

Rusya’nın Suriye ve İran konusunda başarılı diplomatik manevralarının Pentagon’un saldırıya geçmesine neden olduğu, Yeni Soğuk Savaş’a kapı araladığı söylenebilir. Özellikle ekonomi cephesinde bir mevzi savaşı sürdürülüyor. Diğer bir ifadeyle tokmak ABD’nin elinde, davul AB’nin sırtında.

Düşen petrol fiyatları ile birlikte Rus ekonomisinin sıkıntıya düşeceği, geniş halk kitlelerinin satın alma güçlerinin gerileyeceği açıktı. Rublenin yarıya yakın değer kaybetmesiyle birlikte, insanlar etiketler değiştirilmeden mağazalara hücum ettiler, ellerindeki son paralarla özellikle ithal mallarını silip süpürdüler. Bundan sonrası durgunluk...

Rusya hükümetinin dış borçları sadece 60 milyar dolar, iç borçları ise 11 milyar Dolara denk geliyor. Küresel krizin başından beri 200 milyar dolara yakın rezerv tüketmiş olsa da, henüz kasalarında 370 milyar dolar istiflenmiş durumda. Rusya’nın 2015 sonuna kadar 130 milyar dolar dış borç ödemesi bulunuyor. Halbuki aynı rakam Rusya’nın yüzde 40’ı büyüklüğündeki Türkiye için 170 milyar dolar. Ne var ki finansal küreselleşme düzeninde hangi ülke borçlarını yenileyemezse krize sürüklenir. Büyük alacaklılar Fransa’nın Societe Generale’i, İtalya’nın Uni Credit’i Avusturya’nın Reiffeisen bankaları yaptırımlar nedeniyle özellikle zor durumda.

Rusya’nın şirket borçları 600 milyar doları aşıyor. Özellikle Lukoil, Rosneft, Gazprom gibi petrol devlerinin dolar gelirlerine güvenilerek bu borçlar verilmiş. Dış borç ödemelerinde bir aksamanın finansal piyasalarda Lehman Brothers benzeri bir etki yaratacağından kimsenin şüphesi olmasın. Rusya’nın temerrüte düşmesi veya sıkı sermaye kontrolleri uygulaması halinde de Total ve Renault’un büyük yatırımları nedeniyle Fransa başta gelmek üzere tüm Avrupa sıkıntıya girer.

Türkiye’nin 6. ihracat pazarı, 4 milyona aşan turistle ikinci en büyük döviz musluğu,      11-12 milyar dolarlık müteahhitlik işleriyle cari işlemler açığının yaması Rusya ekonomisindeki sorunlar haliyle bizi de teğet geçmez.

Tüm bunların bilinciyle 3 saatlik basın toplantısında Putin oldukça rahat göründü ve döviz rezervlerini hesapsızca tüketmeye niyetleri olmadığını açıkladı.

Soru-cevap trafiğinin sonundaki bir anekdotu da yorumsuz aktaralım;

Gazeteci: Kendi yakın çevrenizden bir ihanet veya saray darbesine karşı bir planınız var mı?

Putin: Saray darbesine gelince rahat olun; bizim saraylarımız yok, dolayısıyla saray darbesi de söz konusu değil.