Sabahattin Önkibar tetikçi mi?
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Beklenen oldu. Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un yazdığı kitap gündemden düşürülmüyor. ‘Mal bulmuş Mağribi’ gibi bazı AKP yandaşları ve her zaman çıkarlarını düşünen ‘kirli elli yazarlar’, Cumhuriyet tarihinin en büyük ‘hırsızlığının üstünü kapatmak’ için yalan yanlış yazılar ve hurafeler uydurmaya başladılar. Amaç belli. Kafaları karıştırarak bu dönemin ayyuka çıkan ‘hırsızlık ve yolsuzluklarına’ meşruiyet kazandırmak. Çalakalem yazanlar en ufak bir araştırma yapma zahmetine de kalkışmıyorlar. Çünkü sürekli yer değiştirirler. Dün söylediklerinin bugün tersini de söyleyebilirler. İlkeleri, ideolojileri, sorumluluk duyguları yok, çıkarlarına bakarlar. Değişen her İktidarın ‘yazıcıbaşısı’ olmaya çalışırlar. ‘Satın alınmaz’ gibi görünürler ama kolaylıkla ‘kiralanabilirler.’

Geçmişini iyi bildiğim Sabahattin Önkibar dünkü yazısında Uzun’un kitabında söz ettiği ‘Türkbank olayını’ gerçekleştiren kaseti bana ‘Cemaatçilerin gönderdiği’ iddiasına yer vermiş ve sormuş ‘Sağlar postacı mı?’ Çok iyi oynadığı ‘klasik kaçak dövüşe de devam etmiş: Böyle iddia ediyorlar. Kim ediyor Sn. Önkibar?

İyice okuyun;

1- Kasetin nasıl elime ulaştığını iyi bildiğinizi zannediyorum. Çünkü yakın dostunuz olan ortak arkadaşlarımız var. Onlar sizi de beni de iyi tanır. Dolayısıyla sizi ve geçmişinizi iyi tanırım.

2- Kasetin elime ulaşma şeklini hem ‘kod adı Susurluk’ kitabımda, hem de Yüce Divan’a tanık olarak çağrıldığım oturumda olduğu gibi açıkladım, hiç saklamadım.

Art düşünceli olmasaydınız ve zahmet edip 22. Dönem’de oluşturulan ‘Türkbank’la ilgili dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve Devlet Bakanı Güneş Taner’i Yüce Divan’a sevk eden komisyon raporunu okusaydınız, tecrübeli(!) bir gazeteci olarak acınacak duruma düşmezdiniz.

Önce; raporun 87/89 sayfalarındaki Sabri Uzun’un ifadesini verelim: ....” Fikri Sağlar’ın kamuoyuna duyurduğu bu kaseti bizzat takip ettiğini. Bu kasetlerin İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’ndeki kasetle bire bir aynı olduğunu. Emniyet teşkilatından çıkma bir kaset olduğunu her zaman kabul ettiğini. Polis etiği olarak kaseti sızdırmanın kendilerine yakışmadığını. Ancak burada bir de kamu menfaati etiğinin olduğunu. Bunu yapan arkadaşların kamu etiğini, kamu menfaatini düşünerek bunu yapmış olabileceğini. Bunu kimin yaptığının üzerinde çok durduğunu ama bulamadığını. Bunu Fikri Sağlar’a veren kişinin Onun kişiliğine güvendiğini. Özel ilişkisinden dolayı verdiğini. Bunun ihalenin iptal edilmesi amacıyla verildiğine inandığını” söylemiştir.

Uzun, komisyona bu kasetin “kamu çıkarı ve etiği adına ihalenin iptal edilmesi için” kamuoyunda güvenilir bir kişi olduğum için bana verildiğini söylemiştir. Bu anlayış, 30 yıllık siyasi yaşantımda hep dik durmanın, halktan ve haktan yana olmanın, sol düşünceye inanmanın sonucudur. Kısaca Uzun; “Kasetin açığa çıkması ülke menfaatine olmuştur!” diyor. Yapılan işin doğru olduğunu açıklıyor. O kişileri, kamu etiğini koruyan dürüst, yurtsever, namuslu ve onurlu insanlar olarak niteliyor. Ve verenleri bilmediğinin altını çiziyor. Bugün ne oldu da dünkü sözler unutuldu, cevabını sizler verin.

Raporun daha da ibretlik bölümüne bakalım: “Çakıcı-Yiğit ilişkisi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce Başbakan Mesut Yılmaz’a mükerreren iletildiği halde ve hükümet ortağı DSP’lilerin ısrarlı taleplerine rağmen hisse onayının iptali için bir teşebbüse geçilmemiştir. Hisse onayının durdurulması ancak CHP Milletvekili Fikri Sağlar’ın 13.10.1998 tarihli telefon konuşmalarına ilişkin kaseti açıklamasıyla ve kamuoyunun olaydan haberdar olması sonrası yapılmıştır.” Büyük hırsızlık ortaya çıktı, hükümet düştü. Bazılarının meşrebi bizleri anlayamaz. Öncelik ülkemizdir. Bedel ödesek de “Halkımızın soyulmasına göz yummayız!” Şayet gazetecilik yapıyorsanız? Sayın Önkibar, bu ve diğer gerçekleri çok iyi bilmeniz gerekirdi. Niye dolduruşa geliyorsunuz? “Dolduruşa gelmem” demeyin “Beni aldattılar” diye kaleme aldığınız yazılarınızı biliyorum. Önceki durumunuzdan ders çıkarmadıysanız bana “Kimin tetikçiliğini yapıyorsunuz?” sorusunu sorma hakkını verirsiniz. Hemşerilikle yazarlığı ayırmak gerekir.

Okurlarımdan özür dilerim. Yazılarımı izleyenler bilir, polemiğe girmek istemem. Ama gerekirse, gerekeni de yaparım. Önkibar’a bir son sözüm; “Dilerim ki kutuyu açtırmazsınız. İsterseniz tadında bırakalım.”