Saç örtüsü, kimlik örtüsü için mi (idi)?
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

11Ocak Perşembe-15 Ocak Pazartesi; beş günde altı toplantı: Anayasacılığın Küresel Krizi (Ankara Barosu Uluslararası Anayasa Kurultayı), Grev Yasakları ve Sendikal Hakları (Birleşik Metal-İş) ve Anayasa Çalışma toplantıları (Kadıköy), OHAL Değil Demokrasi (Batman Demokrasi Platformu) ve OHAL’de Yeter Forumu (CHP, Ankara).

Korku toplumunun dört bileşeni

Ben bir avukatım; ama adımı söylemiyorum, içinde bulunduğumuz ortam ve koşullar nedeniyle…” Başı örtülü kadının sözleri, katıldığım toplantıların ortak paydası olarak görülebilir.

Neden? Çünkü Ankara-Batman ve İstanbul hattında gerçekleşen toplantıların, -farklı toplumsal katman ve sınıflar katılmış olmakla birlikte- konuşma ve tartışma eksenlerinin benzerliği kayda değer. Yıllardır o kadar toplantıya katıldım; Kuzeybatı-Güneydoğu hattında bu denli benzer sorunlarda birleşildiğine tanık olmadım, OHAL ve Anayasa ikilisi ile sosyolojik ve psikolojik boyutları bakımından.

1-OHAL uygulaması: Kötüye kullanım, keyfilik ve kabus üçlüsünde OHAL; hukuk, ahlak ve insanlık dışı işlem ve eylemler yoluyla Türkiye halkının üzerine çökmüş durumda. Yapılabilecek başlıca ayrım; iktidar yanlıları ile muhalifler arasındaki eşitsizlik. Çünkü iktidar yanlısı veya kraldan çok kralcı (AKP-Gülen ittifakı kalıntıları) olanlar farklı. Bu nedenle, eşit yurttaşlık, siyasal iktidar yanlısı ve muhalifi olanlar ayrımı bakımından da gerekli. OHAL’de yaratılan derin ayrışma, etnik köken ayrımcılığını, iktidar yanlısı olmayanların ödediği bedeller karşısında ikinci plana kaydırmış. İktidar adına, “OHAL yurttaşa uygulanmıyor” şeklindeki konuşmalar, OHAL mağdurlarını yurttaş yerine koymamak anlamına gelmiyor mu?

2-Anayasal ihanet üçlüsü: ‘Aykırılık, ihlal ve suç’, anayasasızlaştırma özeti. Anayasa dışı işlem ve uygulamaları görmek için, hukukçu veya anayasacı olmaya gerek yok; AK Parti’ye oy vermeyen yurttaş olmak yeterli. Kuşkusuz oy verenlerin bir kısmı görüyor olabilir; ama dudaklarını kıpırdatamaz: İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir ve Düzce belediye başkanlarını ‘bağırta-inlete ve ağlata’ götürme tarzı, iktidar blokunda parti-lider totalitarizmi yaratmış durumda: ‘İçtimai biat’. Kısacası, toplumun üzerine örtülen ‘kara şal’, kendisine “ak” deme pişkinliğinde kararlı partinin eseri; kanun dışı/anayasa dışı/hukuk dışı işlem, uygulama ve eylemler eşliğinde örülen ‘şal’.

3-Toplumsal kırılmalar: Bir yanda ayrıştırma ve ötekileştirme, muhalifleri terörize etme; öte yanda yandaşları silahlandırmaya özendirme yönündeki düzenleme, söylem ve uygulamalar, değindiğim üçlü hatta ‘korku toplumu’ kavramı ile özetleniyor.

4-Psikolojik travma: Bunun boyutlarını görmek için Batman’da Hak ve Adalet Platformu Sözcüsü Dr. Ö. F. Gergerlioğlu’nun -ad vererek- tanıklıklarına gerek var mı? Ankara Barosu toplantısında konuşma gereksinimi duyan, ama kimliğini açıklayamayan avukatın durumu, psikolojik travmaların boyutları hakkında yeterince fikir veriyor.

Demokratik toplum için…

Dört başlığı somutlaştırma gereği, çıkış yollarına da işaret etmekle daha iyi anlaşılabilir:

1-Parti ve lideri güdümünde toplum

Karşılaştırma ve benzetmeler tuzağına düşmeyelim derim, “Padişahlık mı geliyor? Kenan Evren döneminden farkı ne? Hitler Faşizmi değil mi?” vb. sorular yöneltenlere. Herhalde “yeni Türkiye” sloganı ile kurulmak istenen yapıyla böyle bir durum kastediliyor olsa gerek: Sivil-askeri ve dinsel nitelikteki baskıcı ve toptancı yönetimlerden esinlenilerek ‘parti ve lideri güdümünde bir toplum’ yaratma hedefi.

2-Ağzını kapatmak için…

Tam on yıl önce yeniden alevlendirilen başörtüsü tartışmalarında, ortaya konan çekincelerden biri, örtü serbestliğinin başı açıklar üzerinde ayrımcılık riski; ikincisi ise, erkeklerin kadınların başörtüsünü kendi hâkimiyetlerini pekiştirmek amacıyla politik araç haline getirmeleri idi. Oysa hedef daha fazlası imiş: Kadın fikrini ve kimliğini de yok etmek; bütün toplumu ümmete çevirmek.

3-Yatay ilişkiler, umut kaynağı

Batman’da, bir eğitimcinin, “5.dönemi beklemek gerekir; iyice dibe vurması ve demokratik dalga ile iktidarın elde edilmesi için” deyişi, benim OHAL’in 3. Evresi saptamama karşılık: “Hayır, o zaman muhtemelen bu tür birlikteliklere de olanak kalmaz; o nedenle demokrasi-anayasa diyalektiği kurma zamanı, 4. Evreyi engellemek için.”

16 Nisan öncesi, 6771 sayılı Kanun üzerine bilgi karartması, resmi baskı yoluyla sağlandı. Ne var ki, tehlikenin farkında olanların hepsi, bilgilendirme etkinliğine dört elle sarılmadı. Şimdi bunun zamanı. 70 gün gibi kısa zaman dilimine sıkıştırılmış olmasa da, dakikalar bile çok değerli.

4-Uzman/sivil toplum ve siyasal toplum

Değinilen beş toplantı, ‘uzmanlık bilgisi/sivil toplum örgütleri etkinlikleri ve siyasal eklemlenmeler’ üçlüsünde kurulacak demokrasi-anayasa diyalektiği üzerine de somut ipuçları sağladı.

Bu diyalektik, hükümetin OHAL’i sürdürme ve kaldırma ikileminden daha güçlü. OHAL’de Yeter Forumu Sonuç Bildirgesi, haklı olarak, “OHAL derhal kaldırılmalı ve KHK düzenine son verilmelidir” çağrısı yapıyor.

Her ne olursa olsun, hukuka dönüş demokrasi ile mümkün ancak. Bunun da yolu seçimlerden geçiyor. Bu nedenle, OHAL’e karşı mücadele, aslında seçimlere yönelik demokrasi mücadelesinin bileşeni olarak görülmeli.

Hangi ortam ve koşullarda? İktidarın el değiştirmesini engelleme ereğinde AKP-MHP ittifak çalışmalarına Uyum Komisyonu dendiği bir ortamda.