Saflar çoktan bellidir!
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Masaüstümde onlarca yarım kalmış gülümseme fotoğrafı var; her birinde ya umut dolu bir öğrencimi ya da beraber meydanlarda yürüdüğüm yoldaşımı görüyorum. Katliam sonrasında içimize kış çökmüşken hastane odasından Damla’nın bize gülümseyişi, minik Veysel’in arkadaşları ve ona “barış güvercinisin sen artık benim için” diyen öğretmeni imdada yetişiyor. Berna’nın cenazesine omuz veren kadınların kararlı bakışlarıyla kendimize geliyoruz. Sessiz çığlıklar inletiyor gökyüzünü; Kartal’da, Ümraniye’de, Karacaahmet’te binlerin yaslı ve öfkeli uğurlamalarında yalnız değiliz ve mücadeleye devam edeceğiz diyoruz. Öldüre öldüre bitiremeyeceksiniz bizi! Dicle’nin yemenisinde, Sidar’ın gülümsemesindeyiz.
Hrant Dink öldürüldüğünde birbirimize “ancak bu kadar derinden vurabilirler” diyorduk. Barışın dilini inatla sürdüren kocaman bir yüreği kanatmıştı kurşunlar. Roboski’de dağılan bedenlerle, Haziran direnişleri esnasında katledilen dostlarımızla bir kez daha vurulduk. Ardından Suruç’ta gençliğimize ağıtlar yaktık. Her birinde aynı iktidar odağı, mağdurları şeytanlaştırırken faillere kol kanat gerdi. Mahkeme salonlarında, bürokrasinin karanlık odalarında muhafaza etti katilleri. AKP’nin devlet şiddetini bir yıldırma metodu haline getirmesi ve taşeron şiddet örgütlerine cevaz verecek biçimde mafyalaşmasıyla birlikte bitmez tükenmez bir şiddet iklimine sürüklendik. Toplumun önemli bir kısmı, zaten kendinden görmedikleri öznelerin sistematik bir biçimde imha edilmesine duyarsızlaştırıldı; AKP’nin çekirdek tabanı hesap sormayarak ölümleri adeta onayladı. Her saldırıda daha büyük hasar alan bizler ise yasımızı yaşayamadan mücadeleye devam etmek zorunda kaldık.
İktidarın anmalara ve protesto eylemlerine karşı takındığı tutum ve memleketin sağ vasatının katliama yaklaşımı, bu yasın yalnızca 10 Ekim’de barış haykırmak isteyenlerin ortak paydası olduğunu kanıtladı. Kaybettiklerimizi anmamızdan dahi korkan bir iktidarla yüz yüzeyiz. İktidar çevreleri, yasımızı toplumsal bir kalkışma için kullanacağımızı ileri sürerek, acımıza yabancılaşacak kadar kendilerine benzediğimizi sanıyor. Hâlbuki önceliğimiz yasımızı yaşamak ve akabinde hesap sormaktı. Fakat katliamı ‘durduramayan’ devlet bizleri durdurmak için meydanları kuşattı. Böylece ilân edilen ‘ulusal yasın’ politik bir manevradan başka bir şey olmadığı da ortaya çıktı. AKP’nin savaşına bayraklı mitinglerle destek veren sermaye, tıpkı iktidar gibi, Ankara katliamı sonrasında sahte birlik mesajları vermekle yetindi. MHP’lilerin güvenlik zafiyeti teranesi dışında edeceği tek bir söz; her fırsatta vicdan dersi veren ‘mütedeyyin’ kitlenin bir taziye mesajı bile yoktu. Kısacası yine biz bizeydik yasımızla!
AKP’nin tüm engellemelerine rağmen gerçekleştirilen katliam protestoları içimize su serpti. Gezi’de meydanlara çıkan, Suruç’ta Kobane’ye yardım götürmek için yollara düşen gençler kampüslerde barış haykırmaya devam etti; memleketin dört bir yanında “yastayız, öfkeliyiz, isyandayız” ve “katilsiniz hesap vereceksiniz” sloganları yankılandı. Demokratik kitle örgütlerine Haziran bileşenleri destek verdi; Bursa’da, İzmit’te, Muğla’da, İzmir’de, Uşak’ta ve daha birçok ilde CHP milletvekilleri ve HDP’liler katliamı ve Saray rejimini birlikte lanetledi. Birleşik mücadele tam da bu yasta ve öfkede birleşmekten ve dayanışmadan doğacak.
Bugünlerde Türkiye toplumunun kutuplaştığından ve acıları da sevinçleri de ortaklaştıramadığından söz etmek oldukça popüler. Halbuki bu topraklarda yaşadığımız basit bir kutuplaşma değil; devlet zırhına, iktidar gücüne bürünmüşlerin, kendini millet-i hakime olarak görenlerin, savaşı bir ‘terbiye etme’ metodu zannedenlerin barış ve demokrasi isteyen halklara karşı yürüttüğü kadim yıldırma ve yok etme politikasının son halkası. Toplumsal vicdanın yarıldığı, izan ve insaf duygularının yok olduğu bu coğrafyada Ankara katliamına kayıtsız kalanlar ya da katliamdaki iktidar parmağını gizlemeye çalışanlar 16 Mart’ta, Bahçelievler katliamında, 1 Mayıs 1977’de ya da Madımak’ta olup bitenleri izleyenlerle aynı. Bugün evlerine baskın yapılan Haziran üyeleri, keyfi bir biçimde gözaltına alınan HDP’li yöneticiler, haber sitesine dahi iktidarca tahammül edilemeyen Halkevleri ve tüm toplumsal muhalefet bir yanda, ismi, örgütsel bağları ve eylem hazırlıkları çoktan bilinen ve aramızda serbestçe gezen cihatçı çete mensupları ve onlara gözyumanlar diğer yanda. Katliamda kaybettikleri dostlarının yasını tutan ve barış demeye devam edenler bir yanda, katledilenlere saygı duruşu yapılmasını dahi içine sindiremeyen, ölenleri düşmanlaştıranlar diğer yanda. Saflarımız çoktan belli oldu! İş ölüm kalım mücadelesine dönüştü. Bize düşen artık karşı safı ikna etmek gibi beyhude çabalar peşinde koşmak değil kendi saflarımızı sıkılaştırmak.