Anasayfa KÜLTÜR SANAT Saflık diye bir şey yoktur!

Saflık diye bir şey yoktur!

Sanatın öldürülüşü; saflıktan, aymazlıktan ya da züppelikten gelmiyor, bilinçli olarak öldürülüyor. Çünkü kitleleri düşündüren, etkinleştiren, düşüne zenginlik katan, çelişkileri sorgulatan, eylemleyen, eylendiren, özgürlüğü hissettiren, belleği canlı tutan, fikirleri besleyen ya da isyan ateşini körükleyen her şey diktatörlük için tehlikelidir. Sanat da bunların birçoğunu içinde barındırıyor. Sanatı züppe entelektüeller arasında oynanan içi boş bir oyuna çeviriyorlar. Savaşın körüklenmesi, barışın sönümlendirilmesi, kitapların yakılması, tiyatroların baskı altına alınması, eğitimin içinin boşaltılması kadar önemli bu.

Sinemacılar; yıllarca göç olgusunu anlatan filmlerinde, taşra-kent çatışmasını ve kentteki kapitalist anlayışın taşraya bakışını anlatır(mış) gibi yaparken taşralı karakterleri saflık olgusuyla ele aldı, bir araç olarak kullandı. Gerçek emek sömürüsünü, hak arama mücadelesini ve değerler çatışmasını beyazperdeye taşımadı. Aynı oyunun parçası olan fotoğrafçılar da günlük gezilerle sorunları belgeliyorlarmış gibi yaptılar. Konunun öznesi olmadılar. Yalnızca kendi kibirlerini tatminle uğraşanların saf olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü yaşamda saflık diye bir şey yoktur.

Wilhelm Reich, ‘Dinle Küçük Adam’ ile 1946’da böylelerine yanıt vermiş.

“…Sen hiçbir şey değilsin, küçük adam, hem de hiçbir şey. Bu uygarlığı kuran sen değilsin. Aklı başında efendilerden yalnızca birkaçı kurdu bu uygarlığı. Bir kurma işinin içine girdiğinde, neyi kurmakta olduğun konusunda hiçbir fikrin yoktur. Ayrıca, özgür de değilsin, küçük adam. Özgürlüğün ne olduğu konusunda hiçbir fikrin yok. Özgürlük içinde yaşamasını bilmezsin bile. (…) Özgürlük konusunda terbiyesizlik ediyorsun, küçük adam. Ama özgürlüğü küstahlıkla karıştırmak köleliğin özgün özelliklerindendir.”

“…Kendini şimdiki konumundan farklı hissedebileceğini düşünmeye cesaret bile edemiyorsun: boynu bükük olmak yerine özgür; plancı olmak yerine ise açık; bir hırsız gibi gece değil de, gündüz de sevebilen. Sen aslında kendini aşağılıyorsun, küçük adam…”


“Bir keresinde bir büyük adam, makinelerin belli yasalarla çalıştığını gösterdi sana; kalktın ölüm makineleri yaptın, canlıları da makine yerine koydun. Bu yanlışı üç on yıl değil, üç yüzyıl sürdürdün; yanlış kavramlar, yüz binlerce bilim işçisinin kafasında kök saldı, yaşamın kendisi ağır hasar gördü; çünkü canlıları makine yerine koyduğun andan sonra -onurunu ya da profesörlüğünü, dinini, bankadaki hesabını ya da kişilik zırhını korumak için- yaşama işlevleri göstermeye başlayan herkesi suçladın, katlettin, şu ya da bu biçimde onlara zarar verdin.”

“…Sende insanca duyguların uyanması için milyonlarca insanın ölmesi mi gerekiyor?”

“..Bir efendinin ardından diğerini yücelteceksin. Sen yüzyıllar boyunca yaşamı korumak yerine kan dökeceksin, cellâdının yardımıyla özgürlüğünü temellendirdiğine inanacaksın…”

“…Yönetimi elinde tutan kişilerin, ‘küçük adamı’ yönetmelerine izin veriyorsun. Ama sen, hiç sesini çıkarmıyorsun. İktidardaki adamlara, yönetimi elinde tutan güçlülere, ya da kötü niyetli güçsüz adamlara seni temsil etme yetkisini veriyorsun. Her seferinde aldatıldığını anlıyorsun, ancak bunu anladığında, iş işten geçmiş oluyor.”

“…Marx’ın, nesnelerin değerini üreten tek şey olan sendeki yaşayan işgücünün üretkenliğini sağlama fikri ile devlet fikri arasında bir seçme yapmak durumunda kaldın; kendi içindeki ‘yaşayan şey’i tümüyle bir kenara atarak devlet fikrini seçtin…Acımasız engizisyonla Galileo’nun hakikati arasında seçme yaptın. Bulgularından yararlanmakta olduğun büyük Galileo’yu, onur kırıcı sözler söylemeye zorlayarak işkence içinde öldürdün. Şu yirminci yüzyılda, engizisyon yöntemlerini bir kez daha dirilttin.”

“…İşte bu yüzden senden korkuyorum, küçük adam, çok korkuyorum. Çünkü insanlığın geleceği senin elinde. Senden korkuyorum, çünkü kendinden kaçtığın gibi dünyada hiçbir şeyden kaçmıyorsun. Evet, sen, kendinden kaçıyorsun küçük adam. Hastasın sen, çok hastasın küçük adam. Bu senin suçun değil. Ama paçanı bu hastalıktan kurtarmak senin görevin, senin sorumluluğun. Baskıya göz yummasaydın ve birkaç kez de etkin bir biçimde baskıyı desteklemeseydin seni ezenleri çoktan silkip atardın.”

(y.n) Goebbels’in “Ne zaman kültürden söz edildiğini duysam, tabancamı çekerim,” lafını bir düşün, küçük adam. Kötülüklerin saflıktan olmadığını göreceksin.

- Reklam -

SON HABERLER

Torba yasa teklifi meclisten geçti

Boğaziçi Köprüsü'nden kaçak geçişlere kesilen para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi ve ÖTV indiriminin...

YSK Başkanı Sadi Güven: Seçimin iptaliyle yenilenmesine ilişkin karara katılmıyorum

İstanbul seçiminin iptal edilmesine katılmaya 4 üye gerekçeli karar karşı oy yazdı....

Canan Kaftancıoğlu’ndan gerekçeli karara tepki

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) gerekçeli kararını açıladı. Kararın açıklanmasının ardından Kaftancıoğlu, “Türkiye...

YSK’nin gerekçeli kararı açıklandı

YSK'nin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline ilişkin 4'e karşı 7 üyenin...

AKP Sözcüsü: Esad yönetimine karşı pozisyonumuz aynı

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, AKP MYK toplantısı ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu....

YSK, 31 Mart yerel seçimlerinin kesin sonuçlarını ilan etti

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimine ilişkin kesin...

NASA ‘ismini Mars’a gönder’ projesi başlattı: Türkiye başvuruda 3. oldu

NASA, Kızıl Gezegen’le ilgili çalışmalarına hız verirken, 2020’de Mars’a göndereceği Rover uzay...

CHP’nin Soylu hakkında yaptığı suç duyurusu işleme konmadı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP’nin, Çubuk’ta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişiminin...

Google aramaları son haberleri dizinleyemiyor

Google arama motorunun bir hata nedeniyle yakın zamanda eklenen sonuçları dizinleme ve...

“İBB bir avuç insanın malı-mülkü değildir”

31 Mart seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen ancak AKP-YSK ortak girişimiyle...

Sonraki haber