Sahaf cenneti
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Eskiden sahaf gezmeye vaktim vardı. Şimdi ise ya alışkanlığımı kaybettim, ya vaktim kalmadı. Nedret yeni yerine taşındı taşınalı, ayağım Turkuvaz’dan iyice kesildi. Bir tek Lütfü’ye gidiyorum, o da ender. Bu yüzden de, Tepebaşı’ndaki Sahaf Festivali benim için cennetten farksız. Başlamadan önce, dizim de geçer, keçi gibi sekerim diyordum ama nerde? Bu sefer de sağ dizimin üstünde lif yırtılmış. Gene bastonla dolaşmak zorunda kaldım.

Peki, bunlar bizi yıldırdı mı? Ne münasebet! Beni görenlerin en azından yarısının “Ne güzel sizi buralarda görmek!” demesine inat, şimdilik dört kere gittim. Bir daha gidebilirsem nefis bir kapanış yaparız ama keseye biraz ağır geliyor. Hele bir yıl, “Cinayet Masası” programı itibariyle hafiften koleksiyonculuğa soyunmam beni sarstı. Bodrum’da olan Erol beyle (Üyepazarcı) telefon görüşmeleri (Alayım mı?), Lütfü’ye (Seymen) ayaküstü gidip danışmalar, çay içerken yakaladığım Ergun’u (Hiçyılmaz) bizar etmekler derken, sonunda aldık, girişe yakın bir mekânı olan Ege’ye (Görgün) malları emanet ettik. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da tek üzüntüm, sevgili arkadaşım, Turkuvaz sahaf Emin Nedret İşli’yi görmemiş olmak. Belki, diyorum, kapanış turlarında...

Muhtelif fedakârlıklar sonucu, üç seçkin cildin sahibiyim. Biri, 28 maceradan oluşan Cingöz Recai, diğer ikisi de iki tane Orhan Çakıroğlu maceraları cildi. İlker’den kadın casus Dina Vilyamsın maceralarını da aldım. Ege de elime bir Pakize Başaran tutturdu. Önceki turlardan da bir Etem İzet’im var: Gözyaşı. Çok rahat okunuyor ama ah o gözyaşları yok mu? O dönemin olmasa da bir sonrasının belki, romantik aşk kitaplarını etütlerde kitap arası yapıp yakalanmışlığımız vardır.

Lütfü’de “İki Çocuğun Devrialemi”nin üç cildini buldum, hediye etti. Bir tane daha varmış da kazaya gelmiş. Jano ile Yanik çok iyi arkadaşlarımdır. Devrialemin on cildini ders kitapları içinde evde defalarca yakalattığım için akıbetim okuldakinden de acıklı olmuştur. Ergun’un yerli Mayk Hammer’lerini de alelacele devraldım. Hatta “Paprika” ile bir Louis Charles Royer kitabı bile buldum. Babamın koca kütüphanede yasak ettiği tek yazar olduğu için tepelere tırmanıp “İnsan Harası”nı alarak okumuş, pek sıkıcı ve mânâsız bulmuştum.

Geçen yılın hazinesi benim için, nedense tamamen kaybettiğim Panait İstrati’lerin yerine aldığım kitaplardı; sanırım bütün Varlık’lar. Bu yıl ise iki sahaf arkadaştan Akba’ların epey eksiğini tamamladım. Aslında aldığımdan daha da çok kitap bulmuştum ama 100’üncü sayıdan sonra hem kitaplar o kadar özenle hazırlanmamış gibi geldi bana, hem de kesinlikle incelmişlerdi. Ben de eski formda olanları tercih ettim. Bakalım son turda (becerip çıkarsam eğer) neler bulacağım?

Beni ‘buralarda’ gördüğüne memnun olanlardan biri, hayret içinde, “Geçen yıl da fuarda görmüştüm,” dedi. Pardon ama bizim işimiz ve başlıca bilgi, zevk kaynağımız ne? Şu son turu da sözleştiğimiz arkadaşla yapsak da, bu yılın kenarına ‘başarılı’ notu düşsem. Şart aslında, çünkü henüz sol taraftaki sahafları bile doğru dürüst ziyaret edemedim de, öylesine önlerinden geçtim.