Şairler seninle!
HAYDAR ERGÜLEN HAYDAR ERGÜLEN
Gezi direnişiyle birlikte, orada vurularak, dövülerek öldürülen çocukların, gençlerin aziz hatıraları hala taptazeyken, şairlerin devleti alkışlaması hangi şiire sığar

Öyleymiş! “Şairleri haykırmayan bir millet” olduğumuz günleri de yaşayacakmışız! Mehmet Emin Yurdakul'u beğenmeyelim, şair de saymayalım, 'milli şair' de olur muymuş, 'milli şair' neymiş de diyelim, ben diyorum, ama yine de onun şu dediklerini duymazdan gelmeyelim: “Ben en hakir bir insanı kardeş sayan bir ruhum/Bende esir yaratmayan bir Tanrı'ya iman var/Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar”.

Uzak yakın ilgileri bulunmasa da, Ece Ayhan'ın şu dizeleriyle Mehmet Emin Yurdakul'un dizeleri arasında bir ruh yakınlığı yok mu? “Devlet ve şairleri iki kaşık gibi içiçe uyurlarken” ve dahi birbirlerini yere göğe sığdıramazlarken, olan şiire olmuyor mu?

Ne tuhaf, Tek Parti dönemini dillerinden düşüremeyenler, o dönemde ne 'mezalim'ler yaşandığını savlayanlar, şimdi o dönemi aratırcasına bir tek parti kibri ve şımarıklığı içindeler. Kaldı ki o dönemde de, her zaman olduğu gibi en çok çileyi sosyalistler ve İkinci Dünya Savaşı'ndaki ittifak değişmeleri nedeniyle biraz da Türkçüler çekmiştir.
sairler-seninle-109196-1.
Konumuz şairler, uzaklaşmayalım. 'Çankaya Şairleri' diye suçladıkları, Köşk'e yaranmak için şiir yazdılar diye yerden yere vurdukları şairler üzerinden asıl amaçları Cumhuriyetin kurucusuna vurmak. Bunu herkes biliyor. Olabilir. Muhalifin, muhalefetin doğal hakkıdır, hele hele sadece hükümet değil, rejim değişmişken elbette böyle tepkiler olur, olacaktır.

Şimdi yaşanan tek parti dönemi, şimdi yaşanan zulüm, azıcık tarih bilen, o günlerle bugünlerin karşılaştırmasını yapmayı göze alan herkesi, şairler de olabilir, yürekten yaralar, vicdanlarını paramparça eder. Elbette şiir sadece şiirden ibaret değildir, şiir şiirde kalmaz sözlerinin şiirsel sözler olmasından öte bir anlamı, bir değeri varsa şairler için!

Gezi direnişiyle birlikte, orada vurularak, dövülerek öldürülen çocukların, gençlerin aziz hatıraları hala taptazeyken, şairlerin devleti alkışlaması hangi şiire sığar? Şiiri geçtim, hangi vicdana, gönüle, yüreğe sığar? Şairin, şiirin tanımında 'devlet, iktidar, otorite, biat' kavramları vardı da biz mi hiç görmedik acaba?

Bu tavrım bizim mahallede yadırganır, eleştirilir, ama ben inatla mı diyeyim yoksa doğal bir biçimde mi, her neyse, edebiyat ve şiirde mahalle ayrımı yapmadım, yapmam da. Bu bir anlamda Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Hıristiyan-Müslüman, Ermeni, Rum, Musevi ayrımı yapmak olur ki bize yakışmaz. Yani solda olan insanlar yapmaz, ötekileştirmez diye bilirim, inanırım, yaşarım. Farklı yazılar, farklı şiirler, ezcümle farklı dünyalar insanın yeni, başka, farklı, ilginç şeyleri de fark etmesini sağlar, daha iyisi birbirinizi fark edersiniz ve farklılıklar ayırmaz, bölmez, tam tersine zenginleştirir, çoğaltır. Ayrıca aynı ülkede, aynı topraklar üzerinde yaşadığımızı ve yazdığımızı da unutmak olmaz, ki bu birbirimizi sezmeyi, anlamayı, mümkünse sevmeyi de sağlar, kolaylaştırır. Başka türlü yaşamak da zordur, yazmak da. Yalnızca bizim memlekette mi, hayır her yerde. Ama daha çok dil, kültür, halk, inanç, ses ve renkten oluşan bu coğrafyada 'öteki' oluşturmamak her şeyden önemli.

Fakat iktidar partisi son seçimlerde oyların yarısını alınca komşumuz olan mahalledeki arkadaşların, özellikle çoğu şair de arkadaşımdır, yüzüne bir kan, gözlerine bir parlaklık geldi, sesleri daha gür çıkmaya başladı, yürüyüşleri değişti. Hatta sevdiğimiz, Türk öykücülüğünün önde gelen adlarından, denemeleriyle de önemli isimlerden olan bir yazar, Necip Fazıl ödülleri töreninde cumhurbaşkanına 'yürüyüşünüz yeter' diyerek, herhalde iktidar edenlerin uzun süredir 'kutlu dava', 'kutlu yürüyüş' diye her fırsatta tekrarladıkları şeye de bir gönderme yapmış oldu.

Bir süredir, kültür alanında artık söz bizde, iktidar bizde gibi ataklar, coşkular, telaşlar, hazırlıklar filan yazılıyor, çiziliyor çeşitli dergilerde, gazetelerde, 'Yeni Türkiye'nin kültür programı hazırlanıyor belli ki. Topyekün bir gayret var. Var da, unuttukları başka bir şey var: Sanıyorlar ki soldaki yazarlar, şairler devlet ve iktidar olanaklarıyla bir yerlere geldiler, okundular, benimsendiler, kalıcı oldular, geleceğe kaldılar...Bir defa, kusura bakmayın arkadaşlar ama, Cumhuriyet döneminde yaşandığını iddia ettiğiniz zulmün katmerlisini, herhalde sol, sosyalist, ilerici kesimin ve yazarlarının, aydınlarının gördüğünü, yaşadığını herhalde size kanıtlamam gerekmiyor. Okuryazarsınız, biliyorsunuz, olmadı yakın tarih kitaplarına bakmanız yeterli! Yani iktidara, devlete tutunarak yazar, şair olunmuyor da kalınmıyor da! O yüzden şimdi, vay bizimkiler başa geldi, hasret sona erdi, 2023'e de şunun şurasında bir şey kalmadı, destekleriyle edebiyat, sanat, kültür hamlemizi gerçekleştirir, solun yerine geçeriz diye bir şey yok. Çünkü sol devletten destek almadı, köstek aldı, beslenmedi, aç kaldı, ne yaptıysa kendi çabasıyla yaptı. Hem zaten Türkiye'de solun hiç iktidar olmadığını siz de bilirsiniz. CHP'nin zaman zaman hükümet etmesi de solun iktidar olduğu anlamına gelmiyor. Siz iyisi mi öyle iktidara, hükümete, devlete filan değil, kendinize, yazdıklarınıza güvenin. Aranızda yazdıkları kadar kendisini de sevdiğim pek çok arkadaşım var, o yüzden bu sözlerimi de bir dost uyarısı olarak alın.

Şairin, yazarın her zaman otoriteyle, iktidarla arasına bir 'mesafe' bırakması gerekir. Bunu çok sık söylüyorum son yıllarda. Aynı düşünceye mensupsunuz diye gereğinden fazla yakınlaşmak, yaklaşmak şaire de, yazara da yakışmaz. Sonra hiç 'mesafe' kalmaz, kalmayınca da yazarın görece özgürlüğü, özerkliği kalmaz! Bu her mahalle için geçerlidir, ama eleştiri kültürü olmayan, sözlüğünde itiraz yazmayan, biat kültürünün egemen olduğu mahalleler için daha da geçerlidir. Benim için şair tavrı elbette Nazım Hikmet'in tavrıdır. Yani onun iktidarla olan mesafesi ve ona hiç mi hiç boyun eğmemesidir. Siz, içinde Nazım Hikmet geçtiği için o tavrı göstermeyebilirsiniz. O zaman size, benden daha iyi bildiğiniz bir tavırdan, 'Sezai tavrı'ndan söz edeyim izin verirseniz. İktidar, hükümet, devletle olan 'mesafe' hususunda örnek tavrınız, başkası değil, 'Sezai Karakoç tavrı' olmalı beni dinlerseniz.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız