Şaka mı, gerçek mi adını sen koy
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Bundan üç yıl önce tam da Gezi Direnişi haftasında son bölümünü çektiğimiz hiciv programı ‘Heberler’i (Turkmax 2010-2013) yazarken bir ara iş geldi gerçekle mizahın kesiştiği noktaya dayandı. Hicvedilemeyek kadar komik gerçekler (bakan açıklamaları vs.) artmaya başlamıştı. Normalde, var olan haberleri abartarak ya da eğip bükerek ‘heber’ haline getiriyor yani hicvediyorduk ama elimize hicvedilmeyecek kadar absürd şeyler düşüyordu. Onlara da yer verebilmek adına “ne yazık ki bu heber değil haberdi” diye bir format geliştirdik. Maalesef bu mizah değil gerçekti demenin bir yoluydu bu. Heberler hafta içi her gün yayınlanan bir programdı. İlk yılında haftada bir iki tane koyuyorduk bu tip haberlerden, ikinci yılda her güne bir tane koyalım dedik, üçüncü yılda ise bu sayı günde iki taneye filan çıktı. Hatta bu duruma dikkat çekmek için, bir keresinde tam programı sırf gerçeklere ayırdık. Tüm bunlar daha çılgın gündemlere yürümemizin habercisiymiş meğer. Neyse ki program kaldırıldı da, bu kendinden mizahlı gündemden hiciv çıkarma yükünden kurtulduk.

Bu anekdot, ATV’nin Google’ın 1 Nisan Şakasını, -üstelik günler sonra- gerçek sanarak yayınlamasıyla aklıma düştü. Google şaka olarak “sürücüsüz bisiklet” üzerinde çalıştığını duyurmuş, hatta bir de video çekmişti. ATV, videoyu aynen yayınladığı gibi bu teknolojik gelişmeyi de heyecanla duyurdu. Peki gerçekle şaka nasıl böyle birbirine girdi? Bu haftanın Köşe Vuruşu sorusu bu:

Gazetecilikten 'soru'yu çıkar

Artık klişe oldu, “gazetecilik soru sorma işidir” denilip duruluyor. Bu klişe genellikle siyasetle bağlantılı haberler ya da siyasilere soru soramama meselesiyle gündeme geliyor. Bu konuyu siyasetle sınırlamamak gerek. Soru sorma ve şüphe duyma işi bir kere refleks olmaktan çıkınca, meselenin nerelere yürüdüğü “sürücüsüz bisiklet” haberinden de anlaşılıyor. ATV Haber Merkezi’nden bir kişi dahi “Abi ‘sürücüsüz bisiklet’ niye yapılsın ki, üstelik boş biçimde kendi kendine gitmesinin neye faydası var?” diye sormuyorsa, haberi doğrulama zahmetine girmiyorsa geçmiş olsun. Kendilerinin ürettikleri “yalanları” geçiyorum, orada kötülük motivasyonuyla yürüyen bir şeyler var da, hiçbir şeyi sorgulamama işi biraz sorunlu. Üstelik bu çok yaygın. Tek ATV’ye hatta tek Havuz Medya’ya yükleyerek sıyrılmayalım bundan.

Okur sorguluyor mu?

Soru sormakla yükümlü ‘gazeteciler’ (lafın gelişi) en basit konularda bile soru sormayı, şüphe duymayı unutur da böyle bir sorumluluğu olmayan okur durur mu? Durmuyor tabii. İnsanlar özellikle kendi yargılarını destekleyen bir şeyler gördüklerinde zerre sorgulamadan paylaşıyor. Son dönemlerde kirpice.com diye bir site dikkatimi çekiyor. Bu hayali haber üretim işini, Zaytung gibi öncül örneklerden farklı olarak biraz daha gerçeğe yakın işliyor, güncel tabirle trollüyor. (Zaytung metnin bir yerinde iyice abartarak, bazı nüanslarla mizah olduğunu hissettirirdi bu sitede o yok) Facebook ve Twitter’da, bu sitenin saçmalıklarına düşen o kadar çok kişi görüyorum ki bu sıra, durumdan vazife çıkarıp altına “yalan bu” yorumu bırakmayı bile bıraktım. Barış Bıçakçı’nın “hiçbir şey göründüğü hatta yaşandığı gibi değil, her şey hatırlandığı gibi!” vecizesine sığınıp kenara çekiliyorum artık.

Bu iş çok zor Yonca

Bunları yazdım böylece de, bir çözümü var mı? Gazetecilikle ilgili kısmı belki ileride mesleki sorumluluk kanallarıyla çözülür (bir gazetecilikten söz etmek istiyorsak çözülmek zorunda da) ama okurla ilgili kısmı biraz zor. Kendimi de hariç tutmadan yazayım, son zamanlarda yoğurdu üfleyerek yesem de sosyal medyanın ilk yıllarında bu tuzaklara düşmüşlüğüm yok değil. Çünkü boşuna dememiş Bülent Ortaçgil o güzelim şarkısında: “Bu iş çok zor Yonca / Çünkü insanlar, yıllar boyunca hiç soru sormadan durur.” Yani ki, duruyorlar işte, çılgınca duruyorlar, durduramıyoruz.