Şakacıktan Heil
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

1965 yılında Şişli’deki Kervan Sineması’nda gösterimlerini gerçekleştiren Sinematek, benzersiz bu sinema okulu, dünya sinemasının yaratıcılarıyla tanışmamızı sağlayan, 68 kuşağına sunulan armağanlardan biriydi o yıllarda biz öğrenciler için...

Şu toplu gösterimlere bakın: Büyük Sinema Klasikleri, Fransız Yeni Dalga Akımı, İtalyan Yenigerçekçiliği, Sinema Ustaları, Çağdaş Sinema Örnekleri, Türk Sinemasının Son On Beş Yılı, Ülkeler Sineması Toplu Gösterileri (İsveç, Japonya, Polonya, Macar, Çek, Sovyet filmleri...) Filmlerin yanı sıra sergiler, açık oturumlar, tartışmalar, söyleşiler yapıldı. Birçok çağrılı yabancı sinemacı konuklarla toplantılar düzenlendi...

İzlediklerimizden, görüşlerden, konuşmalardan sinema sanatından o denli etkilenmiştik ki çoğumuz “Ah bir kamera da biz bulsak” diye film yapma sevdasına tutulmuştuk... O yıllardan tanıdım Atilla Dorsay’ı, o koşuşturanlar arasındaydı Sinematek’te; ve sanırım 1966 yılında başladı yazmaya ve o ki ne emek; TV’de Sinema İzlenceleri, müzikle ilgi Radyo İzlenceleri, sinema eleştiri yazıları, kitaplar... 50 yıldır üretiyor Atilla Dorsay... İşte bu yılın 33. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı Onur Yazarı kendisi. O çeşitliliğiyle, kültürel sanatsal birikimiyle yalnızca sinema üzerine değil; örneğin yemek kültürü, yaşam kültürü ve şehircilik üzerine de yazan aynı zamanda mimar Atilla Dorsay’a, hah işte bu noktada, mesleki bir soru yöneltmek istiyorum:

“Şu Suriyeliler nasıl bozabilirler acaba bir kentin dokusunu?!” Hani soracağım da gidebilirsem. Üşeniyorum ve kendimde üşenme hakkı görüyorum biraz nedense. TÜYAP bana çok uzakta, ondan belki. Kaçırmaz olduğum Kitap Fuarı’nı artık kaçırır oldum. Diyeceksiniz “her şey merkezde mi olmalı?” Hayır, ancak Kitap Fuarı hele bir tane ise daha bir merkeze kaydırılabilir. İnsanlar kolaylıkla benim gibi üşengeçlik etmeden gidebilir. Ne bileyim bir Beşiktaş, Taksim ya da Kadıköy... Her yerden kolaylıkla varılabilir bu merkezlere. Ne o öyle, Büyükçekmece, tee dünyanın bir ucu, sürgüne gider gibi... Ama bırakın beni, onlar, Suriyeliler gerçek sürgünler...

Antalya İl Emniyet Müdürü Cemil Tonbul, Suriyeli göçmenlerin Türkiye’ye kabul edilmesine ilişkin genelgenin Antalya’yı kapsamadığını söylemiş. Turizmciler mi ağır basmış bu yargıda? E, onları da turistten say. Turistin parasızı pulsuzu olamaz mı?.. Yoksa kent karantina altında mı?! Bu Suriyeliler veba mikrobu mu taşıyorlar? Şimdi olmadı; vebadan beter öldürücü mikroplar var tonbulum amirim; temizlikse, sen esas o diğer mikropları temizle memleketinden: eşcinselleri, travestileri, çingeneleri, demokratları, sosyalistleri, komünistleri, bunlar vebadan çok daha tehlikeli mikroplar... Duyar gibi oluyorum amirim ne söyleyeceğini, “Yav kardeşim sen de abarttın, gırgır mırgır derken beni nerdeyse tam şeye benzettin yani...” “Şeye mi, ne şeye, kime tonbulum amirim?!” Sormayın, bi samimiyim bi samimi; “hadi söyle tonbulum amirim yaaa...” diyorum, sıkıştırıcı yineleyici. Kırmıyor beni sonunda ama o adı da almıyor ağzına; hani anlayayım diye, şakacıktan yaparcasına sanki, kolunu uzatarak birden veriyor selamını: Heil...