Şakası kalmadı, bu işin cılkı çıktı!
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

OHAL koşullarında halkoylamasına giderken, seçmene “OHAL Kalkacak” vaadinde bulunan bir hükümetle/siyasi yapıyla karşı karşıyayız. Yakın zamanda Diyarbakırlılardan oy isterken “Size ‘Modern Mahpushaneler’ yapacağım” diyen bir liderin ülkesinde yaşıyoruz. Sözünü tutmuş olmanın gururuyla yine karşımızda RTE! Bu kez tüm dünyaya haykırıyor, hepimiz adına sesleniyor. Belki tarihin en tartışılacak sözleri yükseliyor doğudan batıya doğru… Tehlikeli bir oyun bu…

Sövüp saydıkları monşerlerden kalmadığı için kimsecikler kantarın topuzunu kaçırdığını söyleyemiyor RTE’ye. Yanındaki; o kükreyişe hayran, hatta gaza getirip “padişahım çok yaşa” diye alkış tutan güruh, ilk dalgalanmada gemiyi terk edecek olanlar. Bana sorarsanız RTE de bunun farkında. Gün saymaya devam ediyor… Açıkhava mahpushanesine dönmüş ülkenin demir parmaklıklarına son kilidi vurmak için hazır bekliyor. 16 Nisan telaşı bundan…

RTE’nin: “Ey Avrupa böyle davranmaya devam ederseniz artık dünyada kimse rahat sokağa çıkamaz!” demesinden birkaç saat sonra Londra saldırısının gerçekleşmesi talihsiz bir tesadüf kuşkusuz, lâkin bunu elâleme anlatmak bu saatten sonra imkânsızdır. Bunu gayet iyi bilen ve kaderini RTE ile ortaklaştıran çıkar çevrelerinin şimdiden kara kara düşünmeye başladığını duyuyoruz.

Halen durumun ayırdında olmayan ve önden koşmanın kendine yeni apoletler kazandıracağına inanan bir gazeteci; “Londra’da saldırı komedisi” diye paylaşım yapıyor sosyal medyada. Büyük kalabalıkları, artık vurgunların ayyuka çıktığı, TRT ve benzeri kanallarla, iktidar borazanı gevezelerle kandırmak mümkün belki! Kim bilir, bir yol bulunup sandıktan “evet” de çıkarmayı başarabilir Yeni-Osmanlılar… Gelgelelim dünya küçüldü, tarih hızlı akıyor, kimseler bu saatten sonra uygar ülkeler arasına almaz bizi! Hukuk rafa kalkmış, lideri şaha kalkmış bir Ortadoğu ülkesinin başına ne gelirse, bizim için de aynı risk bulunmakta artık! Bir an önce herkes ama herkes takkeyi önüne koyup düşünmeli!

Geçen salı gecesi, bir anda Ankara’da esrarengiz bir söylentiyle “darbe” kışkırtıcılığı yapıldı. Eğer sahiden FETÖ’de bir kıpırdanma oluyor ve ancak bu şekilde duyuyorsak bu ayrı rezalet, yok eğer bu seçim için “Evet demezseniz başımıza neler gelir” türü bir kurguysa daha beter, ahlaksızca! Bana sorarsanız “darbe” sözcüğüyle oyun oynanmamalı. Sabah kalkanın darbe yaptığı üçüncü dünyanın bataklığına sürüklenmemeli memleket! Hiç değilse bu kadarcık saygıyı, hassasiyeti hak ediyor halkımız! Çok çektik bu kirli oyunlardan, darbelerden… Bir söz vardır: “Şüyuu vukuundan beter” diye… Takke dedim ya, hemen öne konmalı!

Kemal Kurkut Nevruz/Newroz günü bayram kutlamaya gidiyor. Ortam gergin, edinilen bilgiye göre polisle tartışma oluyor, gidip bir kasaptan bıçak alıp meydana geri dönüyor, üstü çıplak, ancak “üstümde ne var biliyor musunuz?” diye bağırınca polise, ateş açılıyor ve canlı bomba olma kuşkusuyla öldürülüyor. (Gazete Karınca) Çantasından şiir kitapları çıkıyor, olayın ardından Diyarbakır valisi: “Böyle olmasını istemezdik” diye açıklama yapıyorlar… İbretlik bir durumla karşı karşıyayız…

Bir halk neden bayramını özgürce kutlayamaz mesela? Bir genç nasıl kendinden geçerce öfke duyar ve bıçak almaya gider? Polis neden bunca gergin, güvensiz haldedir? Kendi yurttaşını nasıl düşman sayar ve başka bin bir önlem almak mümkünken öldürme yolunu seçer polis? “Böyle olsun istemezdik” diyerek, en anlamsız açıklamayı yapan Vali, toprağa düşen bir evladın ne demek olduğunu bilir mi? Ve biz, milyonlarca insan, nasıl olur da tek soru sormaz, başımıza gelenleri kader olarak kabul eder, günlük sıradan yaşama döneriz?

16 Nisan yaklaştıkça gerilim elle tutulur gözle görünür biçimde hissediliyor. CHP’li kadınların Manisa’da, yarı yaşındaki gençler tarafından saldırıya uğraması haber değeri taşımıyor örneğin… Bilal Erdoğan adlı kişinin hangi sıfatla verdiği belirsiz konferansa, çocukların zorla götürülmesi sıradan bir olay değerinde… Kanal D ana haber ve CNNTÜRK ortak yayınında RTE’nin çıkacak ve “Evet” diye haykıracak olması basın özgürlüğü dahilinde… Zaten içerdeki gazeteciler ya cani, yani soyguncu ya vatan haini, ya tecavüzcüydü değil mi?

Hani neden ‘hayır’ diye soran olursa. Benden selam söyleyin diye yazdım bunları, koysun önüne takkeyi!