Saksı mıyız arkadaş biz?
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Cnn Türk ekran yüzlerinden Nevşin Mengü’nün “Severek ayrıldık :) olur bazen öyle. Hayırlısı olsun” şeklindeki Twitter mesajını görünce, Google’a ve sosyal medya arama pencerelerine ilk yazdığım şu oldu: “Cnn Türk’ten Nevşin Mengü açıklaması.” Hayır, böyle bir açıklama yoktu. Tarafların birkaç ay süren karşılıklı sessizliğinden ve yeni yayın döneminde ekrana döner beklentisinden sonra, bir taraftan açıklama gelmiş, diğer taraf sessizliğini korumuştu. Nevşin Mengü’nün olayı tribüne oynayan bir “kovulma şovuna” çevirmeden yaşaması ayrıca dikkate şayan. Tabii ileride kendi ana-akım kariyerinin devamı açısından da bir mesaj. Ancak bu işin bir de üçüncü tarafı var: İzleyici.

Evet, Mengü işine son verilen ilk gazeteci değil. Son yıllarda rutinimiz oldu bu. Ayrıca ismini bilmediğimiz yüzlerce medya emekçisi, benzer şekillerde medya kuruluşlarından uzaklaştırıldı. Buna, köşenin geride kalan 392 haftalık macerasında da sık sık değinildi. Yani bu yazı salt “Nevşin Mengü gibi ünlü birinin işine son verildi” diye yazılmıyor. O bir örnek, o uzaklaştırıldı diye bir şey değişmeyecek, zira o yıllardır süregelen bir alışkanlığın son halkası. Yıllarca sizi ekran önünde temsil eden birini gönderirken kamuoyu önünde bir teşekkürü geçiyorum, izleyiciye “kuru da olsa” bir açıklama yok. Bu rahatlık nereden kaynaklanıyor peki? Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun sorusu tam da bu. Üç maddede anlatmaya çalışayım:

1-Çağı okuyamamak
Çağımız “anlatma” çağı. Büyük markalar için öyle “kitlelere” bir kere de yapılan dev bütçeli reklamlarla iletişim işini tamamen halletmiş olma devri kapandı yani. Coca Cola da olsanız, Cnn Türk de olsanız her algıya karşı bir eyleminiz olmalı. Dev iletişim yatırımları artık bu alana yapılıyor. Coca Cola yukarıdan “mutluluk” temalı reklamlar yaparken, aşağıdan da tüketicinin kafasındaki her soru işaretini neredeyse tek tek cevaplıyor. “Bu sıvının içinde böcek mi var” diyene de, “İçeriği mi değişti?” diyene de bir cevap var. Ülkemizdeyse işi “iletişim” olan kuruluşlar bunu yapmaktan aciz. Yıllar içinde bildiğin formül değişiyor ama hiçbir şey olmamış gibi devam. Düşünsenize Coca Cola’nın aniden şekerli değil de tuzlu üretilmeye başlandığını. Bu artık gazeteciliğin özel durumunu geçiyorum, ticaretin bile mantığına aykırı. Bir reklam veren olsam, hedef kitlemin büyük bölümünü ıskalayan bu kuruluşlara reklam bütçemi çarçur etmem. Olaylar bu noktaya ağır ağır geliyor ama herkes günü kurtarma derdinde.

2-“Bir kişiyi ikna ederim yeter” rahatlığı
Herkes patronuna karşı, patronlar da asıl patrona karşı sorumlu. Kurumun izleyiciyi “ikna” yükümlülüğü şimdilik bu denklemin dışında. Gerçekçi değil ama öyle. Yani gücünü Türkiye’nin “iktidar medyası tüketicisi” haricinde kalan bir kesimine az buçuk hitap edebilmekten alan bir kuruluş bile izleyiciye / okura karşı bu kadar sorumsuzca hareket ediyorsa, bunun başka açıklaması yok. Haftanın 5 günü karşına koyduğum birini “izaha muhtaç” şekilde karşından alırım ama zerrece izah sorumluluğum olmaz.

Salt ticaret olarak bile baksan sürdürülebilir bir model değil bu. Tamam “ihaleler” falan da, bu yayınların bir ikna ediciliği olmadıktan sonra hangi “değer” karşılığında ihale alınacak ki? Yani “al takke ver külaha” bile uymayan bir tuhaflık var.

3-Okur / izleyici inisiyatiflerinin zayıflığı
Türkiye’de izleyici ve okur inisiyatifleri yok denecek kadar az. Yani okur ya da izleyici yayınlar üzerinde bir baskı kurmuyor.

Ancak bu yanıltmasın, gerçekten bir kenara atıveriyor izleyici. Bir zamanlar haber kanalı denilince ilk akla gelen NTV’nin hali ortada. Tepki çekecek kadar bile umursanmıyor artık. Ancak okurun / izleyicinin de varlığını daha fazla hissettirmesi lazım. Şaşırtıcı bir şekilde, bu medya patronlarına bile baskı odaklarına karşı güç verir.

Gazetecilerin keyfi nedenlerle tutuklu kaldığı ortamda “adamın derdine bak” diyecek olanlar varsa, onlara hepsinin birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu uzun uzun anlatmak isterim. Boşuna “derdini seveyim” butonu aramasınlar yani. Ne demiştik, çağımız “anlatma” çağı. Herkes kendini “anlatma” derdinde. İşi iletişim olan, “adı büyük” yayın kuruluşlarımız hariç.