Samandıra’daki toplama kampı
FIRAT TOPAL FIRAT TOPAL

Sezon başlamadan önce, son şampiyon Galatasaray’ın, eksikleri ve alması gereken mesajları olduğunu teknik direktörü de anlamışken transfer sezonunun hızlı takımı Fenerbahçe’ye ilk resmi maçı sonrası göz atalım.

Fenerbahçe salı akşamı Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Shakhtar Donetsk’in karşısındaydı. 11 sezondur aynı hocayla çalışan başarılı bir projenin takımını, kadrosunun yarısı ile teknik direktörü değişmiş ve ciddi bir atılım planı içerisindeki Fenerbahçe ile karşılaştırmak çok sağlıklı veriler sunmayabilir. Ancak sarı-lacivertlilerin Vitor Pereira’nın kafasında oluşturmak istediği takım haline gelmesi için de önünde uzun bir süre yok. Her şeye rağmen “takım olma” konusunda kendisinden çok daha ileride bir takım karşısında, kaleci Volkan’ın ilk yarıdaki yerinde kurtarışlarıyla tur hesaplarını ikinci maça taşımaya başardılar. Gelecek çarşamba oynanacak maça kadar Pereira’nın dikkatini vermesi gereken konuları ele alalım.

Fenerbahçe’nin hazırlık maçlarını izleyen, televizyondaki yorumcudan sokaktaki adama kadar herkesin ortak görüşü, hücum hattında oldukça tehlikeli bir takım kurulduğu ancak savunma hattında önemli zaaflar olduğuydu. Salı akşamı, bu iki mevkii arasında anlatıldığı gibi bir uçurum olmadığını gösterdi. Zaten futbol, son 20 yıldaki gelişmelerin ardından 40-50 metrelik bir alanda oynanmaya başladığından beri, herhangi bir takımın iki uç noktası arasında bu derece kalite farkı olmasına da fırsat vermiyor. Maçın ilk yarısında Bruno Alves ve yeni transfer Simon Kjær arasındaki uyumsuzluk göze çarpıyordu, ancak ikinci yarıda, Lucescu’nun rakip alanda tuttuğu oyuncu sayısını azaltmasının da etkisiyle tedirginliği üzerlerinden attılar. Diğer tarafta ise net bir yaratıcılık problemi vardı. Fenerbahçe’nin sezon başında hücum hattında başını en fazla ağrıtacak konu Diego’ya aşırı bağımlılık olacak. Brezilyalı dün sahanın iyilerindendi, ancak Nani’nin bir türlü oyuna dahil olamaması, Moussa Sow’un mücadeleci Shakhtar defansı arasında kaybolup gitmesi ve Fernandao’nun maçın ilk dakikasından itibaren rakip defansla boğuşmaktan 70. dakikada pilinin bitmesi onu tek başına bıraktı diyebiliriz. Üstelik Diego bunu yaparken oldukça fazla efor sarf ediyor, zira birçok kez topu kendi sahasından alarak 20 metre sürmek, kendisini karşılayan oyuncularla baş etmek ve ardından da hücumu yaratacak ilk pası doğru adama, doğru zamanda atmak zorunda kalıyor. Pereira, özellikle dün akşamki gibi, uluslararası arenada galibiyete ihtiyacı olduğu maçlarda onun etrafını daha hareketli, rakibi rahatsız ederek ona nefes alma imkânı verecek oyunculardan kurması gerekiyor. Alper Potuk ve eğer formunu yükseltebilirse Miroslav Stoch bu anlamda ilk akla gelen isimler.

Fenerbahçe’nin hücum hattındaki oyuncu seçimi ileriki günlerde tartışılacak bir başka konu. Moussa Sow, şimdilik bu kadronun lüksü gibi görünüyor. Fernandao’nun oyun içindeki aktif rolü ve fiziksel üstünlüğü onu yedek kulübesine mahkûm edilemeyecek kadar iyi bir oyuncu yapıyor. Robin van Persie’nin de Türkiye’ye, ilk 11 oyuncusu olmak için geldiği düşünülürse piyango Sow’a çıkacak gibi. Pereira, oyun felsefesi gereği, takımını tek forvetli bir diziliş ile sahaya çıkarmayacağı mesajını vermiş gibi. Bu sebeple Portekizli’nin, kozlarının hepsini bir kerede masaya koyduğu maçlarda mutlaka daha fazla pozisyona ihtiyacı var. Geçtiğimiz sezon Yunan Ligi’nin ortasında Olympiakos’u devraldığında takım 11 galibiyet almış ve 37 gol atmıştı. Onun döneminde 14 galibiyete 42 gol atarak ulaştılar ve lider PAOK’un arkasından gelerek şampiyon oldular. Portekiz’de Porto ile yaşadığı 2 şampiyonlukta da maç başına 3 gol ortalamasını aşmayı başardılar. Pereira en iyi bildiği işi Türkiye’de de yapmak zorunda.