Sana güzel diyorlar, sakın olma
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Unutmadan anımsanamazmış. Biz anımsamaksızın unutalım. Unutmamak yasak diyelim, insan haklarına aykırı diyelim, bir sebep bulalım, bir neden uyduralım. Hani Freud'a göre insan, kendini rahatsız eden konuları bilinçaltına iterek, onlardan kurtulmak ister ve bilinçaltına itilen olayların hatırlanması da çok zordur ya, bilimi haklı çıkartalım.
İnsanın acılarını bir ağrı kesici dindirebilir, bir de unutmak. Yüksek doz zaman bize iyi gelmediyse eğer ve ağrı kesiciler reçetede yoksa o zaman unutmayı bir deneyelim. Hadi şimdi bizim beyinlerimiz de savunma mekanizmalarına sarılsın. O kadar hatırladık ki yetti ikimize de yaşanmışlıklardan payımıza düşenler...
İkimizin de işine gelir, unutalım ne varsa. Unutalım sabah ettiğimiz kahvaltıları, o kahvaltılarda içtiğimiz kahveleri, çayları, uzayan sohbetleri, üzerine konuştuğumuz kitapları. Unutalım susuşlarımızı saatler boyunca. Saçlarımızın, tenlerimizin kokusunu unutalım. Ne sen benim bakışlarımı hatırla ne ben senin gülüşünü. Deniz kokusu tuzla dikilince karşımıza yine birbirimizi hatırlamak yerine daha eğlenceli şeyler yapalım. Güneş dağın arkasından veda ederken güne başka birilerini düşünelim. İçimizi acıttığından dinleyemediğimiz şarkıları yeniden dinleyebilelim. Ne şarkılar, ne filmler ne de yerler kalsın ama ilk önce kokular, anlar, sesler, yüzler silinsin. Ne gözümüzde buğu, ne kalbimizde sızı. Bir oh çekelim. Silelim birer ne varsa bizden kalan. Ne sabah vapurlarında amaçsızca bir Anadolu’ya bir Avrupa’ya savrulmamızı hatırlayalım, ne de sabahı ederken bir balıkçıda rakı bardaklarına doldurduğumuz şarkıların sözlerini, melodilerini. Kadıköy’de yağmur yağsın, bize ne. Bu aşk çok rezil etti bizi. Biz de onu en beklemediği anda yüzüstü birikip gidelim. Ne sen beni ara başka kadınlarda ne ben seni bulmaya çalışayım başka adamlarda. Kimseye haksızlık etmeyelim. Kalbimizin çifte standart uygulamasına son verelim. Ne fotoğraflar kalsın bizden geriye ne de fotoğraflar gibi donup kalmış anlar belleğimizde. Hafızamızın odalarında çerçevelenmiş yüzlerimizi hatırlamayalım artık o gün geldiğinde. Mektuplarımızdan silinsin cümleler. O çekmeceye başka şeyler koyalım. En büyük ihanetimiz olsun bu.
Bir komaya girip uyusun aşk bir odada. Serumundan akan hayat, hayat değil, kabullenelim. Bu kadar gürültünün ardından gidişlere yakışır bir sessizlik çöksün üstümüze. Ağzımızdan çıkacak her kelimenin saçma kalacağı o an, nasıl geldiysek birbirimize, birbirimizden gitmesini de bilelim. Ya da bir şairin tavsiyesiyle, öyle bir yalana inandıralım ki kendimizi ömrümüzce sürsün doğruluğu.