Sanal alem: Bataklık
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

Geçen çarşamba günü bu köşede “Kültürümüzde seks yok(muş)” başlıklı yazımın girişinde “Erzurum’daki Kış Oyunları’nda sporcuların otel odalarına prezervatif koyulduğu, ancak sonradan Türk sporcuların odalarından bunların toplatıldığı ortaya çıkınca, Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı Kemal Tamer durumu “Bizim kültürümüzde sevişmek yok” diye savunmuş. Bu bana eski bir yazımı anımsattı. Bir kez daha paylaşayım istedim” cümlelerine yer vermiştim.

Sayın Kemal Tamer’i tanıyanlardan çok sayıda mesaj aldım. Hepsinde Tamer’in böyle bir sözü olmadığı, bir konuşmasının çarpıtıldığı, üstelik bu çarpıtmanın üzerinden yıllar geçtiği belirtilerek, yeniden gündeme sokulmasına bir anlam verilemediği vurgulanıyordu. Hepsi de son derece nazik ifadelerle kaleme alınmış mesajlar doğrusu. Her ne kadar çarpıtıldığı belirtilen o sözlerinden yola çıkarak Tamer’e ilişkin bir eleştiri getirmemiş de olsam, o sözleri gerçekmiş gibi kabul ederek bir yazıma gerekçe yapmış oldum. Bundan ötürü Kemal Tamer’e bir özür borcum var, huzurlarınızda bunu yerine getiriyorum.

Sosyal medyanın diline düşmek korkunç gerçekten. İnsanın kendisinin bile unuttuğu herhangi bir sözü, tutumu, davranışı, kişinin isteği dışında kayıt altına alan bir mecra sosyal medya. Ortak hafıza da aynı zamanda ama yararlı olanı anımsatmanın yanı sıra açıkça yalan olanı da anımsatıyor ki yalanı sürekli kılan, hep dolaşımda kalmasını sağlayan tatsız bir tarafı var. Kemal Tamer’in yaşadığı da böyle bir şey demek ki.

Bir internet hukuku oluşturulabilmiş değil malum, dolayısıyla her aklına esenin dilediğini yaptığı, yazdığı, paylaştığı bir sosyal afet bölgesi adeta sanal alem. Aklına eseni, dilediğini yapanlar arasında ülkenin politika yapıcıları da var ki asıl mesele bu. Örneğin Burhan Kuzu bu konuda en pervasız olanlardan biri. Kemal Kılıçdaroğlu ile Fethullah Gülen’in montajla yan yana getirildiği bir fotoğrafı paylaştığında bunun sahte olduğu anlaşılınca “bir de biz yapıverelim ne var bunda” demesi az pişkinlik değildi. Ortaya çıkmaktan korkanlar için bulunmaz bir alan sosyal medya. “Konuşursam Türkiye sallanır” diye tehdit sallayanların bu dediklerini gerçekleştirmesini engelleyecek kimi mekanizmalar, görünmez bariyeler vardı bir zamanlar. Tehdidi savuran savurduğuyla kalırdı. Şimdi “konuşursam Türkiye sallanır” diyenler gerçekten konuşuyorlar, gerçekten Türkiye’yi salladıkları da oluyor. Bunu yaparken de kimliklerini açık etmeleri gerekmiyor. Çünkü buna zorunlu değiller, sosyal medyanın bu konuda kendilerine sağladıkları nice olanak var.

Dedikoduyu kamusal alanlar dışında özel alanlara da sokan (herkesin evinde bilgisayar da var internet de) bir mecra olarak söylentinin “coğrafyasını” genişleten, etki gücünü çoğaltan, dolayısıyla kamuoyunu biçimlendiren sosyal medyayı olumsuz kullananlar arasında kimler yok ki? Ünlü İngiliz yayın kuruluşu BBC, Irak savaşında ABD bombardımanında hayatını kaybedenlerin cesetlerini “Esad rejiminin katlettiği” Suriyelilere ait cesetler olarak servis etmişti tüm dünyaya. Fotoğrafı çeken gazetecinin ortaya çıkardığı bir sahtekarlıktı bu. Gerçek ortaya çıkmıştı ama yapacağı tahribatı yapmıştı bu yalan “habercilik” sanal dünyada.

Yani, trol ya da sahte hesaplarla birileri için olumsuz bir kamuoyu oluşturmak pek kolay. Siyaset yapma biçiminin artık “karakter suikastına” dönüştüğü ülkemizde bu çok daha yakıcı bir sorun olmaya başladı. Artık insanlar birbirilerine vurmak için hiçbir etik kaygı gütmüyor. Dolayısıyla kısa vadede işlerine yarayacak bir yalanı dolaşıma sokmakta beis görmüyorlar.

Kimileri bunu çok sevdi. Yalan olduğunu bilmelerine karşın karşı oldukları kişi ya da çevrelere ait paylaşımlara sarılarak, onlar üzerinden saldırılar gerçekleştirmede ustalaştılar da. Barbaros Şansal’ın asla söylemediği bir söz yüzünden linç edildiği akıllardadır. Şansal, lincine yol açan sözü söylemediğini, başkalarınca kendi adına açılan sahte hesaptan paylaşılan malum sözün üzerinde kaldığını zor anlatabildi.

Ama hiç birimiz bundan kaçamıyoruz. Bendeniz de yapılan bir paylaşımı gerçek sanarak geçen hafta sayın Kemal Tamer’in adını bir kez daha etmediği bir kelam yüzünden gündeme getirenlerden oldum. Mahcubiyetim çok büyük. Beyefendiden özrümün kabulünü rica ediyorum.

Sizden de tabii.