Sanatçının gölgesi ya da insanın boyu
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Aralık ayı için bir şiirinde “sevmem, netameli aydır” demiştir Ahmed Arif. Bununla da bitirmeyip “Asfalttan yürümesini” istemiştir.

Ülkeyi yönetenler sığ politikalarla, kıt akıllı kararlarla olanca yaşamımızı, bütün ayları netameli bir zaman çevirdiler. Kurguladıkları siyaset biçimi için yapıyorlar bunu, biliyoruz. Ama kararların içerdiği sığlığın ve akıl kıtlığın ceremesini yine sokaktaki insan çekiyor, biz çekiyoruz.

Kendileri sokağa çıksalar, bir gölgeye bile sahip olamayacak bir değer toplamına sahipler. Fiziken, siyaseten ve ruhen böyle bu. Ama siyaseti, yarattıkları algı gölgeleri ile yaparak ilerliyorlar. İnsan aklını birazcık kımıldatır diye, “klasikleşen” ve “gelenekselleşen” pek çok sanatsal etkinlik sizlere ömür. Ülkeye ve zamana kötülüğün gölgesi egemen olmaya doğru gidiyor. Bakalım çevremize, örneğin pek çok yerde yapılan büyüklü küçüklü kış konserleri ne alemde?

Batı dünyasında burjuvazi iktidarı alınca, ne sine-i millete döndü ne de “devri sabık” yarattı. Yani feodal beylerle körü körüne bir hesaplaşmaya gitmedi. O hesaplaşmanın zor ve kanlı kısmını zaten burjuva devrimleri ile yine halka yaptırtmıştı. Kendiler harıl harıl aristokrasinin yaşam tarzını taklide yöneldi. Aristokrasi gibi sanat yapıtlarının sahibi olmaya koyuldu. Çünkü, eskiyi yıkmıştı ama yeni iktidarı için eskinin geleneklerini, yapıtları, kurumları dönüştürerek kendine mal edindi. Kendi iktidarını inşa etti.

Siyasal İslam kültürü içinde yer alan ülke muktedirleri, inşa sürecini bir inşaat süreci olarak yaşatmakta bizlere. Yaptıkları ve yapılmasına iştahla yol verdikleri inşaatların gölgesinde büyümeyi hesaplamaktalar. “Ürünleri ne kadar itici ve kaba olsa da, onun gölgesi de o kadar büyür ve aydınlatamadığı yerler o kadar genişler” (M. Perniola, Sanat ve Gölgesi, çeviren Kemal Atakay, İletişimY.) Burada kullanılan gölge metaforu olumlu anlamda kullanılmış. Yapıtların yaratımı, sergilenesi ve iletişim süreçlerine olumlu katkı yapan yaratıcı ve çok katmanlı anlamlar yüklemeye açık bir metafor.

İktidardakilerin, bildiğimiz anlamdaki sanatla sepetle bilgisi bulunmadığı için buradaki gölge metaforu, onlar için olumlu anlamını da yitiriyor. Onlar, kendi gölgesizliklerini, yarattıkları koyu bir bağnazlık, savaş ve toplumsal kargaşa gölgesi ile gizliyorlar. Gölgesi olmayanlar yalınlıklarından değil, sığlıklarından öyleler. Bir tül gibi değil, bir naylon gibi gölgesizler.

Bu metaforun ters yönü de var; büyüdükçe, büyüdükleri oranda aydınlığı artanlar: Aziz Güler veya Tahir Elçi gibi olanlar örneğin. Böyle insanların yarattıkları aydınlıkta katilleri, hırsızları ve savaş tüccarlarını görürüz. Bu tüccarların eğer bir gölgeleri olsaydı bile, kanlı suçlarına tanık olduktan sonra, o gölgeler bile terk ederdi onları. Belki de bunu bildiklerinden, kendilerine istikbal hırsıyla bağlı yeni gölgeler devşirmekteler…

Haftaya Dize; “Bize atılan kurşunun yarısı zarar”