Sanatla eğlenmek
SABRİ KUŞKONMAZ SABRİ KUŞKONMAZ

Yakın zamana kadar, bazı hukuksal işlemlerde sinemacıların ilginç bir yakınması vardı; pavyon çalışanları ile aynı hukuksal statüde sayılıyorlardı. Sinemacı ile pavyon çalışanından aynı belgeler istenebiliyordu.

Sinemacıların bu yakınmalarında pavyon çalışanlarını aşağılamak gibi bir niyetleri elbette yoktu. Sorun, sanatsal bir niteliği olan sinema ile “eski tip” eğlence sektöründe yer alan pavyonlar arasındaki temel farklılığın fark edilmemesiydi.

Yıllar önce, Beyoğlu’nun “arka sokaklarında” buluna bir yerde, pavyonda çalışan genç kadına ne iş yaptığını sorduğumda “Okuyorum” demişti. Anında bir Yılmaz Güney edasına girip, romantik bir yoğunluğa hazırlanmıştım. Bulunduğumuz işyeri, uzmanlık alanı dansöz elbiseleri dikmek olan bir terzinin yeriydi. Hem pavyonda çalışan hem de okuyan bu genç kadına yardımcı olmayı, derhal kendimize bir borç olarak yüklememiz gerekirdi.

Sokağın dilini anlamada bazen eksiklerimiz elbet olacaktır: Pavyonda şarkı okuyan bir “sanatçının” öğrenci olduğunu sanmak gibi. Çünkü o bir “okuyucu” idi. Şarkı okuyordu. Biz okuyucu olmayı ilk anda doğru olarak okuyamamıştık. Çünkü pavyonda çalışan “uvertür sanatçı” kardeşimizin “okuyorum” demesini, sanatçı nitelemesini kullanmamak için bir alçakgönüllülük olarak algılamıştık. Değilmiş. Yani o, dansöz ya da konsomatris değil, “okuyucu” idi. Yani şarkı söyleyen bir sanatçıydı.

Hukukla başlamışken anımsatalım; şimdiki zamanda sinemacılar, SSK işkolu kodu düzenlemesinin “Q kısmında” “Kültür, sanat, eğlence, dinlence, spor” başlığı altında yer almaktalar. Bu kısma kumar ve bahis oynatan işyerleri de dâhildir. Sinema ve sanat zaten bir çeşit kumar değil midir?

Sanat kumar sayılabilir. Çoğu zaman kaybedilen bir kumar. Ama bu kumar pek eğlenceli değildir. Sanatla eğlenen olabilir. Eğlence olan “Pop sanattır” en kestirmeden bir genellemeyle. Ama sanatı ve sanatçıyı SSK prim cetvellerindeki bir başlık gibi gören zihniyet, eğlence ile sanat arasındaki farka kafa yormaz. Bu nedenle siyasal bir sömürü nesnesi haline getirilen –bu amaçla zaten ortam oluşturulan- şehitler bahane edilerek tüm sanat etkinlikleri iptal olunur.

Sanatı algılama ve anlama düzeyi “Angara’nın bağları” kadar olduğunda, sanatı göbek atılacak bir düğün curcunası olarak kabul edildiğinde ortaya çıkan tablo budur. Adı sanat ile başlayan tüm sanat, sinema ve müzik etkinliklerini iptal et ve ne denli “şehitsever” olduğunu kanıtla. Burada vasatın ve aptallığın neden olduğu bir domino etkisi var. Ayrıca kaba ve sığ ırkçılık, kaba politika.

En kolay ve en doğrudan görünür olan, duyguları en kolay sömüren davranış tarzı; bir Kürt dövmüşler, biz iki tane dövelim. Buna benzer Alman Neonazi davranışı; bir Türk yakmışlar, biz iki tane yakalım. Faşizm her yerde böyle işler. Yine, bir konseri bir vasat politikacı iptal etmiş, biz daha büyüğünü iptal edelim,.. böyle bir domino etkisiyle işliyor vasat.

Yakında ay çekirdeği de yasaklanabilir. Çünkü çocukluğumuz yazlık sinemalarında, gazete kâğıdından külahlarda “eğlencelik, eğlencelik” diye satılırdı. Bu arada o genç kadın acaba hâlâ “okuyor mudur?”

Haftaya dize; “sığınacak yurt arıyormuş iğde kokusu” (Figen Sariye, Edebiyat Nöbeti, sayı 1)