Sanayi geriliyor, istihdam yaratma kabiliyetini yitiriyor
ASLI AYDIN ASLI AYDIN

İstanbul Sanayi Odası (İSO) “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu - 2015 Yılı Araştırması” sonuçlarını yayınladı. Türkiye’deki ekonomi yapısına ilişkin önemli bilgileri bir kez daha bizlere sunuyor. Dört madde de bu bilgileri inceleyebiliriz;

(I) Öncelikle İSO, 20 yıldır en büyük 500 sanayi şirketi listesini bizlere sunuyor. Türkiye’de ise 20 yıldır bu liste değişmiyor. Örneğin Harvard yurt odalarından dünya hakimiyetine uzanan öyküler Türkiye’den çıkmıyor. Neden diye sormak bu ülke için çok fazladan bir soru olacaktır. Daha ana okuldaki çocuklara gelinlik giydirerek kuran öğreten, en yaratıcı çağlarında örneğin kansere karşı dua etmenin yeterli olduğunu TÜBİTAK kanalıyla onaylayan malum zihniyet bu öykülere izin vermiyor, asla da izin vermeyecek.

(II) Dünya 4. Sanayi Devrimi’ni konuşurken, Türkiye’de kalkınma ve toplumsal refaha büyük katkı sağlama potansiyeli olan sanayi sektörü hem niteliksel hem de niceliksel gerilemesini sürdürüyor. 1998’lerde imalat sanayinin GSYH içindeki payı %23,6’lerde iken, 2011 yılında bu oran %16,1’e 2015’e gelindiğinde ise %15,6’ya indi. En büyük 500 sanayide üretimden satışlardaki artış 2014’ten 2015’e enflasyonun altında kalırken, 2012’den bu yana ise reel olarak yerinde saydı. Kurdaki yükselmeyle birlikte (neredeyse yüzde 25’lik artış) ilk 500’ün ihracatı 2015’te %13’e yakın daralırken, Türkiye toplam ihracatındaki payı 1 yılda 1 puan gerileyerek %37’lere indi. Bu durum bizlere AKP’li Türkiye’de sanayisiz, kalkınmasız, yozlaşmış büyüme anlayışının sürdüğünü rakamlarla da bir kez daha teyit etmekte, büyüme modelinin her geçen gün daha fazla rant odaklı, yağma ve talan ekonomisi üzerinde yoğunlaştığının altını çizmektedir.

(III) Ülkemizde özel sektör dış borcunun toplamı yaklaşık 284 milyar dolar. Bu rakam dolar kuruyla birlikte değişiyor, özellikle de son 3 senedir yükselme eğiliminde. ISO 500’ün de kuşkusuz en dikkat çeken verilerinden biri finansman giderleri ve borçlanma oranlarındaki korkutucu artış. 2012’de finansman gideri 8,6 milyar dolardan yaklaşık 28 milyar dolara fırlarken, borçlanmanın faaliyet karına oranı da iki katı artış göstermiş gözüküyor. Bu kısaca sanayinin elde ettiği 100 liralık gelirin 63 lirasını finansmana ‘gömdüğünün’ verisidir. Türkiye’de malum enflasyon, işsizlik, düşük ücretler ve borç batağı nedeniyle muazzam bir iç talep daralması malum. Bir taraftan da dış talepte de daralmayı dış ticaret rakamlarından izliyoruz. Yani sanayi içerde ve dışarıda malını satamaz haldeyken, kazandığının da yarısından oldukça fazla bir payını finansmana ayırır hale gelmiş.

sanayi-geriliyor-istihdam-yaratma-kabiliyetini-yitiriyor-146313-1.
(IV) Peki, kâr olmayan yerde sermaye olur mu? Kamu yararına çalışan sanayici hiç görmediğimize göre kardan zararların muhakkak bir yerden ikamesi olmalı diye bakıyoruz. Eh tabi şaşırtıcı olmayan sonuç da karşımıza çıkıyor: sanayi istihdamında daralma.
sanayi-geriliyor-istihdam-yaratma-kabiliyetini-yitiriyor-146314-1.
2013 yılından 2014 yılına ancak %5 dolayında istihdam yaratabilmiş olan sanayi, 2014’ten 2015’e ancak %3,8 istihdam yaratabilmiş. İstihdam yaratma kabiliyetinin buradan gerilediği sonucu çıkıyor. Buna neden olan faktörlere baktığımızda yanıt bizi yine 1. maddeden başlayan yapısal sorunlara yönlendiriyor. İlave bir veriyle durumu güçlendirmek gerekirse, yukarıda bahsettiğimiz gibi sanayici yüksek derecede borçlanıyor, gelirinin çoğunu borç ödemelerine aktarıyor. Peki aldığı bu borçları nerede kullanıyor, bunun gelire, istihdama, teknoloji altyapısına katkısı oluyor mu? Ne yazık ki hayır. Sanayici kazandığı 100 liranın 54 lirasını dönen varlıklara, 46 lirasını da duran varlıklara yatırıyor. Yani 2004’de hemen hemen tersi geçerli olan bu durum, istihdam yaratacak, yeni bir teknolojiyi üretmeye imkan verecek yatırımlardan vazgeçildiğini, günü kurtaracak, yüksek borçları ödeyecek, üretime ithal girdi olacak yatırımların tercih edildiğini gösteriyor.

Verilerin de işaret ettiği gerçek yine ortada; ekonomideki yozlaşma ve çürüme ülkenin genelindeki karanlığı besleyecek nitelikte derinleşiyor. Eğitim, istihdam, insanca yaşam, demokrasi, hukuk, adil bir Türkiye’den giderek uzaklaştığımız mevcut dönemde, üretime ait veriler de bu durumu ekonomik yönden sayılara döktüğünü söylemek mümkün.