Sandık, sokak, zaman vs...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
Sandık deyip geçmeyin, değer verdiğimiz ne varsa onun içindedir.

Sandık deyip geçmeyin, değer verdiğimiz ne varsa onun içindedir.

Geçmiş günlerin maddi ve manevi birikimler kasası.

Maddi olan ne varsa artık yakınımızda yastığımızın altında ya da sandığımızda değil. Hatta cüzdanımızda bile değil. Zira banka denen sermaye ejderi onları lafta bizim adımıza kendi kasasında tutuyor artık. Sandıklarda artık ancak manevi değerlerimiz/birikimlerimiz, anılarımız var, sakladığımız.

Zaman kokar mı?

Kokar elbette, hem de bin bir çok çeşit kokar; güzellik kokar, haz kokar, naz kokar, hüzün kokar, insan kokar..

Ninelerimizin, dedelerimizin, anne ve babalarımızın zaman zaman çıkardığı bir eşya sadece naftalin kokmaz anı kokar, zaman kokar. Sandıklardaki her bir eşya geçmişe uzanan bir köprüdür.

Sandık deyip geçmeyin, değer verdiğimiz ne varsa onun içindedir.

Gelecek günlerin vaatler kasası..

Umutların, beklentilerin, korkusuz günlerin, güzel günlerin, özgürlüklerin içinden çıkacağı düşünülen sandık. Devlet denen sermaye ejderinin onarlı lafta bizim adımıza kendi kasasında tuttuğu sandık. Lafta bizim olan sandık.

Zaman kokar mı?

Kokar elbet, geçmişin nasıl zihinlerimizde kokusu kalırsa geleceğin kokusunu da sunar bize sandık. Geleceğin zulüm ve melanet kokusunu..

Zalimin tütsüleriyle akılları uyuşturduğu, cenneti vaat eden Pandora’nın kutusundaki zaman çürüyen zambak kokusunu saklar gelecek adına..

Sandık deyip geçmeyin, önümüz sıra yürüyen ayaksız bir havuçtur, ulaşılamayan…

Demokrasi denizinin derinliklerinde batık bir hazine sandığı gibi sunulsa da hırsızları, katilleri, kralları, diktatörleri, soytarılarını, yalakalarını, yandaşlarını, çürümüş hukukunu, baskıları, zulmü, bilcümle pislikleri içinde barındıran bir sandıktır aslında o..

Sandık deyip geçmeyin, “Ne ile uğraşıyorsan ona bulanır elin tıpkı bir boyacının eli gibi.” demiş Shakespear.

Yani sözün özü; “Ninemin sandığından ninem, diktatörün sandığından diktatör çıkar”

Sandıktan çıkan diktatör hacıyatmaz mıdır ki devrilmez? Elbette ki hayır!

Birgün’ün manşetine göre; “Bütün diktatörler sokakta devrilir."

Ancak bir şartla;

Sokak kendine inanırsa,

Sokakta dayanışamaya yönelik örnekler çoğaltılırsa,

Sokakta birleşik bir muhalefet örgütlenebilirse,

Sokakta olgunlaşan sokakta çürümezse…