Şantiyeler, çılgın projeler, ilaçlı gazozlar falan...
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Etrafımızdaki dünyayla ve nesnelerle ilişkimiz çok tuhaflaştı; Marx’ın ‘meta fetişizmi’ tanımına 100 yıl önce hayal bile edilemeyecek düzeyde hastalıklı boyutlar eklendi. Cep telefonlarıyla yaşadığımız akıldışı şehvet, otomobillerle yaşadığımız aşk, evimizdeki TVlerin ekran boyutlarıyla girdiğimiz pornografik ilişki bu durumun hemen görülebilen örneklerini oluşturuyor. Ama fetişleştirmenin sınırı yoktur, basit bir fetiş rahatlıkla klinik düzeyde bir hastalığa dönüşebilir. Mayıs 2015’te Thailand’da bir Porsche’ye ‘tecavüz’ ederken güvenlik kameralarına yakalanan kimliği belirsiz adam gibi çok sayıda vaka var. Ama Ekim 2013’te kameralar karşısında ‘arabalarla seks’ yaptığını itiraf eden Edward Smith bunun en iyi örneklerinden biridir: Smith 1965’te komşunun tosbağasıyla -VW Beetle- başlayan bu ‘ilişki’ zincirinde, aralarında helikopter ve uçak da bulunan 1000 kadar motorlu araçla seks yaptığını söylüyordu.

Nesnelerle kurulan bu arzu ilişkisi ‘objectum-sexuality’ olarak tanımlanıyor ve sadece tüketim kültürüyle değil, günümüz kent kültürüyle de çok derin bir bağı var. ‘Objectum-sexuality’nin isim annesi olan İsveçli Eija-Riitta Eklöf Berliner-Mauer Berlin Duvarı’na âşıktı; 1979’da Duvar ile evlendiğini ilan edip Berliner-Mauer’i (Berlin Duvarı) soyadına ekledi. Amerikan Hava Kuvvetleri Akademisi’nde eğitim görmüş Erika LaBrie Eyfel Kulesi’ne âşıktı; 2007’de dostlarının da katıldığı bir törenle evlenip adını Erika La Tour Eiffel (Eyfel Kulesi) olarak değiştirdi. 2011’in Sevgililer Günü’nde kamyonetiyle evlenen 29 yaşındaki sekreter Maria Griffin, Closer adlı dergide yayımlanan röportajında nesnelerle ilişkisini anlatırken, 14 yaşında New York’un simge gökdelenlerinden Chrysler Binası’nın fotoğrafına bakarak mastürbasyon yaptığını söylüyordu (Closer, 2 Nisan 2011).

Böyle bir tüketim ve kent kültürü içinde ‘objectum-sexuality’nin kolayca ‘concretum-sexuality’ye (beton arzusu) dönüşebiliyor olması daha da ürkütücü Bu konunun en iyi örneklerinden biri 1993’te İngiltere’de yaşanmıştı: Worchestershire’ın Redditch kasabasında Karl Watkins adlı bir elektrikçi, kaldırımla seks yaptığı için 18 ay hapis cezasına çarpıldı.

‘Concretum-sexuality’ kavramını ben uydurdum tabii, ama her fırsatta büyük bir arzuyla kaldırım taşlarını değiştiren, ülkeyi şantiye gibi görecek kadar beton fetişiyle kıvranan bir iktidarın yönetiminde yaşıyorsanız bunun temelsiz bir uydurma olmadığı konusunda bana hak verirsiniz. Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesi’nde “Biz bu şehrin kıymetini bilemedik, bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum.” itirafında bulunan Başgan’ın -ki, kendisi tam bir belediyecilik üstadıdır!- ülkesinde yaşıyorsanız, bu ‘concretum-sexuality’ kavramının ansiklopedilerin ‘İstanbul’ maddesinde mutlaka yer alması gerektiğini bile düşünebilirsiniz. HDPli Altan Tan’ın şu ifadeleri de dipnot olarak söz konusu maddeye eklenebilir: “İstanbul'a ihanet edilmedi, İstanbul'a tecavüz edildi. Bu tecavüz yapılırken siz neredeydiniz?”

Sahiden yahu, ‘kentsel dönüşüm’ mavrasıyla İstanbul’a, “Milletin a..na koyacağız!” mottosuyla tüm Türkiye’ye tecavüz edilirken Başgan neredeydi acep?!