alpertasbeyoglu

Sao Paulo’ya bak İstanbul’u gör

Satürn gezegeninin uydularından biri olan Enceladus'da sıcak su kaynakları olduğu belirlendi. Bir gökcisminde su varsa hayatın da var olma ihtimali ortaya çıktığı için bu keşif büyük bir heyecan yarattı. Su hayat için olmazsa olmaz gereklilikte tek varlık. Her koşulu yerine getirse de üzerinde su barındırmayan bir gezegenin hayata ev sahipliği yapması mümkün değil. En azından böyle bir hayatın neye benzeyeceğini söylemekte zorlanıyoruz. Ama içinde su olan ve hayatın büyük bir çeşitlilikle serpildiği gezegenimizde susuz kalmanın ne gibi sorunlara yol açacağını söylemekte zorlanmıyoruz.

'ANCAK TUFAN KURTARIR' 
Günümüzün dev kentleri yakın bir gelecekte insanlar için yaşanabilir yerler olmaktan çıkabilir. Devasa gökdelenler güvercinlere yuva olabilir. Nüfus yoğunluğunun fazla, madde ve enerji akışının yoğun olduğu mega kentler bir susuzluk durumunda bütün cazibesini yitirecek. Yağmur ormanlarının yok edilmesi, aşırı kullanım ve kirlenme nedeniyle su kıtlığı yaşanan Brezilya’nın Sao Paulo kentinde olduğu gibi örneğin. Kentin  45 günlük suyunun kaldığı açıklandı. Sao Paulo’da son birkaç yıldır yaşanan susuzluk 20 milyonluk kenti kaosun eşiğine getirmiş durumda. Brezilya Ulusal Su Ajansı başkanı Vicente Andreu Sao Paolo'yu ancak bir tufanın kurtaracağını söylüyor.

İnsanlar herhangi bir felaket durumunda doğal bir dayanışma duygusu içinde davranırken; söz konusu felaket, su gibi bir doğal kaynağın kıtlaşması olduğunda dayanışma duygusundan eser kalır mı? Geçmişte yer alan örneklere bakılırsa kalmıyor.  Doğu Akdeniz’de günümüzden 3200 yıl önce yaşanan ve 150 yıl süren kuraklık Hititler, Akadlar,  Mısır ve Miken uygarlıklarını çöküşün eşiğine getirerek kent medeniyetlerinin dağılmasına neden olmuştu. Benzeri bir kuraklığın önümüzdeki on yıllar içerisinde çok daha geniş bir coğrafyada tekrarlanması oldukça muhtemel.

SU VE GIDA KRİZİ
Birleşmiş Milletler Örgütü önümüzdeki 30 yıl içinde iklim değişikliği ve kuraklığa bağlı olarak küresel gıda üretiminde dörtte bir oranında bir azalma olacağını belirtti. Büyük Sahra, Gobi, Arabistan, Hindistan ve Büyük Hint Çölü gibi uzun yıllardır çöl ikliminin egemen olduğu yerlere 2050 yılına doğru Türkiye, Irak ve İran’ın da eklenmesi bekleniyor. (http://tinyurl.com/lm5p3hp).

Uzun vadede gerçekleşmesi muhtemel durumlar için şimdiden önlem almak mümkün mü sorusunun olumlu bir yanıtı yok. Karşımıza çıkacak sorunların büyüklüğü ancak kolektif bir irade sağlanabilirse çözüm bulunabilecek ölçekte ve uluslararası bir işbirliği ile bunun sağlanabileceğine yönelik bir emare ne yazık ki ufukta görünmüyor. Ama en azından neleri yapmamamız gerektiğini biliyoruz. Sulak alanları kirletmemek, bir bölgedeki yağış rejiminin güvencesi olan yeşil örtüyü yok etmemek gibi. Peki, uygulamada ne yapılıyor?

SUSUZ İSTANBUL
İşbaşındaki iktidar yapılmaması gereken her şeyi yapmaya ant içmiş gibi davranıyor. 1 Mart 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Torba Yasa ile Orman Kanunu’nun Ek 9’uncu maddesine bir fıkra eklendiği Üçüncü Boğaz Köprüsü güzergâhında yapılaşmaya izin verildiği, üstelik yapılacak AVM ve otel gibi tesislerden de bedel alınmayacağı ortaya çıktı. Köprü yapımında açılacak yol için tahminlere göre 2 milyon ağaç kesilecek. Bu doğa tahribatının burada bitmeyeceği, açılan yol ile beraber torba yasada verilen yapılaşma izni ile İstanbul’un en önemli yeşil alanlarından birinin kısa zaman içinde yok edileceğini düşünmek yanlış olmaz. Bu tahribatın en çok su varlığını etkileyeceği ve İstanbul’u susuzluğa mahkûm edeceği de aşikâr.

Önümüzdeki seçimlerden, başkanlık sistemi ve otoriter rejim tartışmalarına; çözüm sürecinden, İç Güvenlik Yasası’na değin gündemde yer alan pek çok sorun nasıl bir ekolojik geleceğin bizi beklediği sorusuna hiç değinilmeden ele alınıyor. Hayat da, siyaset de bir mekânı kendine ev edinmez mi? Siyaset yapmak her şeyden önce bir gelecek tasavvuru içinde eylemek değil miydi?

BİZİ TAKİP EDİN

359,938BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,886TakipçiTakip Et
7,854AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL