Şapkada tavşan çiftliği
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Hacı Fettah bir kayanın üstüne çıkmış, dinsel iktidar göstergesi olarak kullandığı koca tesbihini çekerek “Bıyıksızları, kafir gibi yakalık takanları, din düşmanı olanları istemeyiz.” diyor. Halide Edip Adıvar’ın romanından uyarlanan Vurun Kahpeye filmindeki iki kötü karakterden biri toprak sahibi Hüseyin Ağa, diğeri bu din adamıdır. İslamcılar üç kere filme alınan (1949-Ömer Lütfi Akad, 1964-Orhan Aksoy, 1973-Halit Refiğ) Vurun Kahpeye’deki Hacı Fettah’ın olumsuz bir dinsel figür olarak prototipleştiğini, sonraki sinema ve edebiyat ürünlerindeyse yerleşik bir karaktere dönüştüğünü söyler, buradan da sözü genellikle cumhuriyet rejiminin ‘din düşmanı’ uygulamalarına -harf devrimi, medeni kanun, hilafetin kaldırılması, şapka kanunu vd.- getirirler.

Hikâyenin 1973 versiyonunda Hale Soygazi’nin canlandırdığı Aliye Öğretmeni gören Fettah ile Hüseyin şöyle konuşur: “Yeni muallime bu mu dersin Fettah Efendi? / Bu olsa gerek. Böyle yarı çıplak başka kim olur ki?!” Uzun bir pardesü giyen Aliye Öğretmen’in sadece yüzü ve saçlarının azıcık bir bölümü görünmektedir; yani Fettah’ın ‘yarı çıplak’ tanımı dekolteden falan değil, Aliye’nin çarşaflı olmamasından kaynaklanmaktadır.

En sevdikleri tarihsel karakterlerden biri olan İskilipli Atıf Hoca üzerinden giderek söylersek, bu ‘profesyonel İslamcılar’ aslında benzetilmekten hoşlanmadıkları Hacı Fettah’ın kadın ve toplum hakkındaki görüşlerini paylaşmaktadır.

Cahil İslamcıların ‘şapka takmayı reddettiği için’, okumuş İslamcılarınsa 1924’te Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı bir risale yazıp ‘sadece dini görüşlerini ifade ettiği için’ idam edildiğine inandığı İskilipli Atıf Hoca, milli mücadele karşıtı Teali-i İslam örgütünün yöneticisi olan fanatik bir şeriatçıydı. AKP iktidarının 2012’de bir devlet hastanesine ismini verecek kadar çok sevip saydığı İskilipli Atıf Hoca’nın aynı dönemde yazdığı bir başka risale vardır ki, bıyıksızlarla kravatlıları sevmeyen Hacı Fettah bile yanında masum kalır. Tesettür-ü Şer’i (Şeriata Uygun Tesettür) adlı bu risalenin İslami Tesettür adıyla yayımlanan (Şelale Yayınları, 1984) çevirisinden aktarıyorum: “...Kadınların bütün güzellikleri yüzlerinde toplanmış olduğundan bir kadının yüzüne bakma hususunda fitne ve fesat korkusu sair âzasına bakmaktan daha fazladır. Bu esasa binaen bütün vücudun kapatılması icabediyorsa da, kadınların yolda yürümeleri zor olacağından zarureten (ihtiyaca binaen) birer gözlerini açmalarına izin verilmiştir.” (S.18) “Binaenaleyh vücud ve âzası belli olacak derecede dar ve ince elbise ile yabancılara arz-ı endam eden kadınlar gayri müslim milletlerinin kadınları seviyesine düşmekle, İslam tarafından kendilerine bahşedilmiş olan hürmeti tepdikleri-devirdikleri için İslam dilinde lanetlenmişlerdir. Artık buna kıyasen büsbütün açık gezen kadınların İslam nazarında ne derece lanete hedef oldukları anlaşılmaktadır.” (S.21)

Dahası, İskilipli Atıf Hoca yöneticileri şöyle tehdit eder: “Müslüman kadınlarına fuhuş vesikası (ruhsat) vermek, meyhane, kerhane, barlar, dans yerleri gibi İslam’ın haram ettiği yerlere gitmelerine müsaade etmek kat’i haram olduğundan, milletin işlerini deruhte etmiş olanlardan buna müsaade edenler veya bu hususta lakaytlık gösterenler, bu sebeple irtikap olunan günahlardan Allah nezdinde mesul olup büyük cezaya çarptırılacaklardır. İslamiyetin rükünlerinden, temel ve sembollerinden birini kaldırıp yok etmeye çalışanlara karşı mukabele ve müdafaada bulunarak emr-i maruf (iyiliği tavsiye), nehy-i münker (kötülükten sakındırmak) gibi dini vazifesini ifa etmek, haline göre her müslümana vacibdir.” S.34

Artık Vurun Kahpeye gibi filmler yapılmıyor. Birçok toplumsal nedenin yanı sıra, hem oradaki kötü din adamı prototipi tecavüzcü imamlar, tacizci Kuran kursu hocaları vs. sayesinde somutlaşıp gündelik yaşamın bir parçası haline geldiği, hem de ülke filmleri aratmayan “Benim başörtülü bacıma saldırdılar” gibi yalan dolan hikayelerin sahnelendiği koca bir tiyatro sahnesine dönüştürüldüğü, yani şapkadan bir sürü tavşan çıktığı için olsa gerek…