"Şapkalar kalktı lafı", şehir efsanesidir!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Aralarında üniversite hocalarının da bulunduğu koca koca adamlardan şu sözü çok işitmişimdir:
Gazetelerde ve televizyon kanallarında bu lafı yıllardır yinelemekten bıkmayan anlı şanlı “prof”lara, yazarlara, yorumculara denk geldikçe kan beynime sıçrıyor! Bilimin, doğrunun, gerçeğin hiç mi haysiyeti kalmadı bu ülkede? İnsan bir şey söylerken, bir sav ileri sürerken, -hele toplumu etkileme, yönlendirme konumunda biriyse- ağzından çıkan söze çok dikkat etmek zorundadır. Bir yazar ya da öğretim üyesi, uzmanlık alanına girmeyen konularda, kulaktan dolma bilgilerle, dedikodularla kamuoyunu yanıltamaz. En azından bilim etiği buna engeldir.  

Çoğu kişinin sandığının tersine, “şapkalar” kalkmış falan değil! Bu yaygın söylenti tam bir “şehir efsanesi”dir. Yazım Kılavuzu’nu açıp bakanlar, “şapkalar”ın yerli yerinde durduğunu görür. Son yıllarda yapılan, yalnızca bir ayıklamadır. Eskiden daha yaygın biçimde kullanılan ve neredeyse Arapça-Farsça kökenli her sözcüğün üzerine gelişigüzel kondurulan inceltme iminin kullanım alanı daraltılmış, gereksiz olanlar ayıklanmış ve yeni yaklaşım, dilbilimcilerce kurala bağlanmıştır. Böylece, yazım açısından görüntü kirliliğine yol açan kimi olumsuzluklar da giderilmiştir.

Yanlış bir tanımlamayla “şapka” diye anılan “düzeltme imi”nin hangi durumlarda zorunlu olduğunu, önceki yazılarımızda örneklerle açıklamıştık. (Bak: “Halanın var, teyzenin yok!”, BirGün, 23 Ocak 2012; “Gene iğne ve çuvaldız öyküsü...”, BirGün, 30 Ocak 2012).

Peki, yazım açısından gereksiz görülüp de kaldırılan düzeltme imleri hangileridir?

Bunları üç ana başlık altında toplayabiliriz:

1.      Nispet eki olan “i”lerin üzerindeki düzeltme imleri:

     adli, ahlaki, askeri, hukuki, iktisadi, insani, milli, siyasi vb. 

2. Arapça, Farsça ve Batı kaynaklı sözcüklerde /l/ ünsüzünden sonra gelen /a/ ve /u/ ünlüleri üzerindeki düzeltme imleri:

     lakin, lazım, kelam, selam, billur, üslup, plan, reklam vb.                                              

3. Türkçeye başka dillerden girmiş sözcüklerdeki uzun ünlülerin üzerindeki düzeltme imleri:

           adi, adil, acil, adap, asap, asi, alet, bade, badem, dava, kaide, nazik, nimet, şair, şiraze, ziyafet... 

        Bu üç başlık atında sıralanan yabancı kökenli sözcüklerin üzerine düzeltme imi (^) konmaz.

         Tabii, belirttiğim bu kurallar, Türkçenin geçerli Yazım Kılavuzu’nda yer almış olsa da, tüm çevrelerce üzerinde oydaşma sağlanabilmiş konular değildir. Eski dile ve yazım biçimine bağlı kalan kimi yazarların, özellikle “nispet” eki olan “i” harfinin üzerine düzeltme imi koymakta ayak dirediklerini belirtmekte yarar var.

HALASKÂRGAZİ CADDESİ NASIL SÖYLENİR?
İstanbul’un Şişli ilçesindeki ünlü Halaskârgazi Caddesi’nin adı, “alternatif 19 Mayıs kutlamaları” dolayısıyla bu aralar çok sık gündeme geldi. Şişli’nin gösterilerde öne çıkması nedeniyle, televizyon haberlerinde günlerce duyduk bu caddenin adını. Ne var ki, “Halaskârgazi” sözcüğünü doğru söyleyen bir haberciye rastlamadım! “Halaskar” diyen de vardı, “Halasgar” diye seslendiren de. Ama “Halaskârgazi” demeyi beceremedi hiçbiri!

Gerçekten de bunun kolay bir sözcük olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Arapça “halas” (kurtulma) ile Farsça “-kâr” (eden) ekinden oluşan bu karma sözcük, dilimizde “kurtarıcı” anlamında kullanılıyor. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmadan önce, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın planlarını yaptığı Şişli’deki ev bu cadde üzerinde olduğundan, buraya daha sonra Ata’nın anısına “Halaskârgazi Caddesi” adı verilmiştir.

Kuralına göre seslendirmek gerekirse, bu sözcüğün ilk hecesi kalın, ikinci ve üçüncü hecesi ince söylenir. Ama bırakın sıradan yurttaşları, televizyon sunucuları bile sözcüğü doğru söyleyemiyor.

Öyle anlaşılıyor ki, bu tarihsel caddenin adı da, “şapkalar kalktı!” diye yanıltılan genç kuşak habercilerin dilinde, bilindik “şehir efsanesi”nin kurbanı olmuştur.

DÜZELTME İMİ HEPTEN GEREKSİZ Mİ?
“Türkçe, yazıldığı gibi okunan bir dildir” deriz. Sonra da “Mujgan” yazıp “Müjgân” okuruz. “Turkan” yazıp “Türkân” okuruz… Bunun tutarlı bir gerekçesi olabilir mi?

Dikkat ediyorum, yıllardır “Türkân” diye bildiğimiz Prof. Saylan’ın adı son zamanlarda hep imsiz yazılıyor. Ama nedense yazıldığı gibi değil, son hecedeki “a” inceltilerek “Türkân” diye seslendiriliyor. Nitekim, bir süre önce televizyonda gösterilen “Turkan” dizisinde de Hoca’nın adı.hep böyle söylenmişti.

Eğer Prof. Saylan’ın adı gerçekten “Turkan” ise, “k” ünsüzünden sonra gelen “a”yı kalın okumamız gerekmez mi? Yok, ille de ince söylüyorsak, neden söylediğimiz gibi yazmıyoruz?

Geçenlerde bir dergide “Mujgan” adını görünce, arkadaşım olan yayın yönetmenini uyarıp, “Bu adı yanlış yazmışsınız” dedim. Yönetmen arkadaş, “Yazarı böyle yazmış. Özel addır diye düzeltmedim” diye yanıt verdi. Kuşkusuz, kendi açısından haklıydı. Ama soru sormayı sürdürdüm: “Bu arkadaşın resmi adı Mujgan mı? Gerçekten bilerek mi böyle yazmış acaba? Dalgınlıkla yanlış yazmış olamaz mı?”

Sorularımdan bunalan arkadaşım, Sadri Alışık’ın 1970’lerde çekilmiş bir filmine gönderme yaparak derin bir ah çekti:

    “Ah Müjgân Ah”!

Düzeltme iminin nerede kullanılıp nerede kullanılmayacağını bilmek, biraz da gündelik yaşamda sözcüklerle kuracağımız ilişkinin niteliğine bağlıdır.