Sarı Yelekliler’e nasıl bakmalı?
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Sarı Yelekliler’e nasıl bakmalı? Her yerde, her platformda bu “manidar” soruyla karşılaşıyoruz. Malum Fransa’da haftalardır kıvılcımını akaryakıt ücretlerine zamların yaktığı eylemler düzenleniyor. Paris son yılların en kitlesel gösterilerine sahne oluyor. Ancak Sarı Yelekliler’in neo liberal vandalizme başkaldırısından çok, hareketin karakteri ve sınıfsal niteliği tartışılır oldu. Tartışılsın da ziyanı yok. Sorgulamak, eşelemek, neyin nereye tekabül ettiğini anlamlandırmaya çalışmak iyidir.

Son dönemlerde yaşanan bazı tecrübelerin de etkisiyle her türlü sokak hareketine mesafeli yaklaşmak, komplo senaryolarına yaslanmak, yaşananları gizli ajandalarla ilişkilendirmek gibi abartılı bir “duyarlılık” dikkat çekiyor. Sarı Yelekliler sokağa adımını attıklarında da böyle oldu. “Kim bu Sarı Yelekliler?”, desteklenmeli mi, desteklenmemeli mi soruları havalarda uçuştu.

Bir hareketi kafadan damgalamak, kullanılan söylemler ve bileşenleri üzerinden mahkûm etmek indirgemeci bir bakış açısının ürünü. Bu yanlışa düşmemekte fayda var. Elbette ki bir hareketin yapısı, niteliği, amaçları, ittifak kurduğu güçler önemli.

Ancak ve ancak en nihayetinde emperyalist bir küresel güç olan Fransa’da neo liberal haydutluğa karşı, temel insani taleplerle sokağa çıkarak siyasi iktidarı sarsan bir hareketten bahsediyoruz. Kendi içindeki bileşenlerden bağımsız olarak bu hareket değerlidir.

Paris’teki devasa öfkeyi faşizan bir niteliğe indirgeyip ondan kaçmak, sokaklara çıkan on binlerin yarattığı dalgadan heyecan duymamak, bir takım hazır kitabi reçetelere sarılmak olsa olsa bir “sol çocukluk hastalığı” olur.

PARİS’TE NELER OLUYOR?
Olan özetle şu; Neoliberal politikalardan canı yananların “zamanın ruhu”na uygun şekilde sosyal medya üzerinden örgütlenerek canhıraş bir şekilde sokaklara çıkıyor. Sarı Yelekler üzerinden sokağa taşan, önce ülke geneline ardından da komşu ülkelere sıçrayan talepler son derece basit. Kitleler, kapitalist krizin faturasının kendilerine kesilmek istenmesine karşı çıkıyor, adil bir düzen talep ediyor.

Sokağa çıkanların kapsayıcı olmaması, yer yer saldırgan davranışlar sergilemesi, neo liberal tahribata karşı, temel insani taleplerle ayaklandıkları gerçeğini değiştirmez. Esasında eylemcilerin bir kısmının devleti kutsayan muhafazakâr sağ bir zihniyet yapısından gelmesi hareketi daha da anlamlı kılıyor. Boyun Eğmeyen Fransa hareketinin lideri Jean Luc Melanchon “Faşiştler katılıyor” diye haklı bir eylemden uzak kalamayacaklarını belirtmesi, diğer sol yapı ve sendikaların geç de olsa desteklerini sunması önemli.

Bütün bir dünya neoliberal emek düşmanı politikaların saldırısı altında. Neo liberal prens Macron da bir yıl önce “ne sağcıyım ne solcu” sloganıyla sosyal devleti budamak, neoliberal düzenlemeleri hayata geçirmek için cilalanarak iş başına getirildi. İlk icraatı Macron yasalarını devreye sokmak oldu.

EYVAH FAŞİŞTLER, NE YAPMALI?
Neo liberalizmin halkları yoksulluğa mahkûm eden politikaların yabancısı değiliz. Krize karşı dört bir tarafta kitleler ayakta. Daha geçen hafta Bulgaristan’da da akaryakıt zamlarına karşı binler sokaklara çıktı. Fransa’ya eş zamanlı olarak Belçika, Hollanda ve Almanya’da da sokaklar hareketli.

Yeni bir küresel ekonomik krizin dalgaları geliyor. Fransa’dakine benzer eylemler ilerleyen dönemler birçok ülkede yaşanacak. Kitleler krizlere karşı, günümüzün iletişim koşullarının da etkisiyle kısa sürede sosyal medya üzerinden seferber olabiliyor. Sosyal mecralardan başlayan örgütsüz hareketler kısa sürede sönümlenme potansiyeline sahip. Bu da sokağa çıkanlar üzerinde, arzulanan taleplere de ulaşılamamasının da etkisiyle, moral-motivasyon olarak yıkıcı etkilere yol açar.

Bu tür hareketlere mesafe alıp, uzaktan bakmak yerine solun öncelikli görevi, hareketin öznesi haline gelmenin, kitleleri kanalize etmenin yollarını aramak olmalıdır. Bu tip hareketlere “bizim insiyatifimiz dışında gelişiyor”, “içinde sağcılar, gericiler var” diye tavır almak yerine, harekete dahil olup dönüştürmeye çalışmak solu güçlendirir.