Satılan renkler
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Her şey sokakların asfaltlanmasıyla başladı…
Asfaltlanan sokakların arabalarla dolmasıyla da bitti. Topların arabaların altında kalması; bir devrin sonunu getirdi.

Güzelliklerin sonuydu…

…Ve çıkar çatışmasının, o güzel yüzlü insanlarımızı mutasyona uğratarak insan taklidi yapan yaratığa dönüştürmesi…

Üstün insan olma evrimi, üstün çıkar ilişkisine dönüşerek insanlık formatı kaybedildi.

Şu anda kaybederek yaşıyoruz ve her geçen dakika kaybetmek için verdiğimiz mücadeleyle kaybetmenin üstüne katma çabası içerisindeyiz.

Nasıl ki çocukken; sevgilerimizi, umutlarımızı ve hayallerimizi tankların arkasına bağlayarak sürükleyip yok ettilerse, şimdi de insanlık onurunu yerlerde sürükleyerek yok ediyorlar. İçimizdeki doğruları sata sata bu duruma geldik. Sermayesi olmayan kişiliklerin, elinde pazarlayacağı şey sadece doğruları satarak kendini boşaltıp kullanılır hale getirmektir.

İsimlerin önündeki, arkasındaki liyakatların artık hiçbir önemi kalmadı. Aslolan kendini nasıl kullandıracağınla ilgili stratejilerindir. Çıkarını korumak ancak bu kadar basit hale geldi.

Artık bu süreçten sonra; ne ortada emek kalır, ne değer kalır. Sistem, insanlığın üstündeki çıkarı bir ilahi değer olarak ortaya çıkarmıştır.
Önemli olan; sisteme sundukları ve sunacakları ile kişilerin ranttan ve anuttan payının belirlenmesidir. Kullanıldıkları sürece vardırlar…
İşin komik tarafı; ya kendileri için ya da hasbelkader ele geçirip başında durdukları kurum için sadece konumlarını koruma üzerine stratejiler belirleyerek, sistem ile pazarlık yapmaya çalışırlar.

Eline geçirdikleri kurum onların son kalesidir.

Bilirler ki; sistemin istediklerini veremedikleri zaman sistemin dışında kalırlar.

Artık buradan sonra şikenin, iddianın, rantın, çıkarın, komisyonun hiçbir önemi kalmaz!

Çünkü bunlar zamanında yapılacak hamlelerdir!

İşte futbol…

Ah güzelim çocukluk rüyası oyun...

Sokaklardan koparıldıktan sonra, çıkar ilişkilerinin en kolay ve çabuk merkezi oldu.

Elbirliğiyle sattılar…

Önce bizim renklerimizi esir aldılar. Kendi yüzlerine takındıkları renkleri bize benimsetmek için yalanı su yapıp içtiler. Suyun kaynağı o kadar kıymetli ki; suyun başındakilerini koruyup, biat etmek için birbirlerini bile sattılar.

Statlarını kurban ettiler...

Semtin güzel çocuklarından korktukları için yıktılar. “Bağlıyız” diye yıktılar. Ve onlar ne zaman isterlerse o zaman biteceği üzerine sadakat ile çalışmalar yaptılar. İçeride (!) dışarıda pazarlıklar yapıp tüm kulüplerin anahtarlarını sisteme teslim ettiler.

“Her şey kulüp için” çığırtkanıyla seyircilerini sessizliğe büründürdüler.

Bu bir hipnozdu!

İlahi çıkarları için…

Boşaltılmış insanlık için…

Bir futbol topuna bu kadar acımasız vurmak; ancak böyle mümkün olabilir.

Bir tragedyayı komedyaya döndürüp, yeteneklerinden dolayı sadece sokak gösterisi yapabilir hale getirebildiler.

Hepsinin sonunda topumuzu kestiler!

Hem oyunsuz kaldık. Hem insansız kaldık.

Sarı-Lacivert, Sarı-Kırmızı, Siyah-Beyaz başta olmak üzere tüm renkleri esir aldılar.

Bize yaşayabildiğimize şükretme diyetinin borcunu ödetmek için.